
Hıristiyanları
Katoliklerden Ayıran On Sebep
Katolikler gerçekten de Hıristiyan mı? Katolik teolojisi Kutsal Yazılarla
uyuşuyor mu? Katolik doktrini, Kutsal Yazılar’a göre tutarlı bir öğreti
değildir. İşte, bu sebeple Kutsal Kitap’la uyuşmaz. Bu çalışmamızda Katolik
öğretisiyle Kutsal Kitap öğretisi arasındaki on farka değinerek aradaki uçurumu
göstereceğim. Eğer Katoliklik Kutsal Kitap’tan değilse, o zaman gerçek
Hıristiyanlığı da temsil edemez.
15 Ağustos 2000 yılında Türkiye Episkoposlar Konferansı adına, Mgr. Louis
Pelatre tarafından onaylanan ve Dominik Pamir’in Fransızca’dan Türkçe’ye
“Katolik Kilisesi’nin Din ve Ahlak İlkeleri” olarak çevirmiş olduğu Katolik
Kateşizmi’nden alıntılar yapacağım. Aynı zamanda, Roma Katolik Kilisesi’nin
resmi öğretileri olarak kabul edilen bu kitabı Kutsal Kitap öğretileriyle
karşılaştıracağım. Ayrıca Fransızca’dan Türkçe’ye çevrilmiş olan bu çevirideki
bir çok ayrıntı, aynı çevirinin 1994’te ABD basılmış olan İngilizce Katolik
Kateşizmi’yle uyuşmamaktadır.
1. Meryem:Ortak-Arabulucu ve Göklerin Kraliçesi
Katolik Görüşü:
“Onun içindir ki, Meryem Ana’ya (kutsal Bakire) Kilise’de avukat, yardımcı,
yardıma koşan, arabuluculuk yapan diyorlar.”
“Tanrı tarafından ilk günahın (orijinal günah) her türlü zararından muaf tutulan
lekesiz Bakire, yeryüzündeki yaşamını tamamladıktan sonra, günahı ve ölümü yenen
Rablerin Rabbi Oğluna daha uygun olabilmek için ruhu ve bedeniyle göğe
çıkarıldı, Rab tarafından evrenin Kraliçesi olarak yüceltildi.”
Kutsal Kitap Görüşü:
Avukat-Savunucu
“Kim suçlu çıkaracak? Ölmüş, üstelik dirilmiş olan Mesih İsa, Tanrı'nın
sağındadır ve bizim için aracılık(savunuculuk) etmektedir.” (Romalılar 8:34;
ayrıca İbraniler 7:25)
“Yavrularım, bunları size günah işlemeyesiniz diye yazıyorum. Ama içimizden biri
günah işlerse, adil olan İsa Mesih bizi Baba'nın önünde savunur.” 1 Yuhanna 2:1
Aracı
“Çünkü tek Tanrı ve Tanrı'yla insanlar arasında tek aracı vardır. O da insan
olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş bulunan Mesih İsa'dır.” 1
Timoteus 2:5
“Bu nedenle, çağrılmış olanların vaat edilen sonsuz mirası almaları için Mesih
yeni antlaşmanın aracısı oldu. Kendisi onları ilk antlaşma zamanında işledikleri
suçlardan kurtarmak için fidye olarak öldü.” İbraniler 9:15
Yardımcı
“İşte Tanrı benim yardımcımdır, Tek desteğim Rab'dir.” Mezmur 54:4
“Ben de Baba'dan dileyeceğim. O sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size
başka bir Yardımcı, Gerçeğin Ruhu'nu verecek. Çünkü O aranızda yaşıyor ve
içinizde olacaktır.” Yuhanna 14:16-17
Göklerin Kraliçesi
“Çocuklar odun topluyor, babalar ateş yakıyor, kadınlar Gök Kraliçesi'ne[i] pide
pişirmek için hamur yoğuruyor. Beni öfkelendirmek için başka ilahlara dökmelik
sunular sunuyorlar.” Yeremya 7:18
“Tersine, yapacağımızı söylediğimiz her şeyi kesinlikle yapacağız: Gök
Kraliçesi'ne[ii] buhur yakacak, atalarımızın, krallarımızın, önderlerimizin ve
kendimizin Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında yaptığımız gibi ona
dökmelik sunular dökeceğiz. O zamanlar bol yiyeceğimiz vardı, her işimiz
yolundaydı, sıkıntı çekmiyorduk.” Yeremya 44:17
Gözlemler:
Katolikler’in Meryem’e vermiş oldukları bazı ünvanlar sadece ve yalnızca
Tanrı’ya aittir. Kutsal Kitap insanlar için sadece ve yalnızca tek aracı
olduğunu söylüyor. Bu aracı da Mesih İsadır(Solus Christus). Kutsal Kitap’taki
bu gerçeklere rağmen, Romalı Katolikler ikinci bir kişiyi aracılık görevine
yükselterek Kutsal Yazılar’ı yalanlamış ve aksini söylemiş oluyorlar.
Katolikler, İsa Mesih’in annesine putperestlerin tanrıçası olan “Göklerin
Kraliçesi” ünvanını veriyorlar. Tanrı, “Göklerin Kraliçesi” ünvanından
tiksiniyor, çünkü Tanrı’nın yanında oturan ve O’nunla birlikte evrene hükmeden
bir kraliçe söz konusu bile değil. İsa Mesih tektir. “Çünkü Kuzu, rablerin
Rabbi, kralların Kralı'dır.” (Vahiy 17:14, 19:16).
Katolikler’in Meryem’e gösterdikleri ilahi saygı Kutsal Yazılar’a hem
yabancıdır, hem de bu davranış biçimi Kutsal Yazılar tarafından lanetlenmiştir.
Rabbimiz İsa Mesih’in, annesi Meryem’le ilgili özel yorumlara veya durumlara
vermiş olduğu cevaba bakınız:
“İsa'nın annesiyle kardeşleri O'na geldiler, ama kalabalıktan ötürü kendisine
yaklaşamadılar. İsa'ya, “Annenle kardeşlerin dışarıda duruyor, seni görmek
istiyorlar” diye haber verildi. İsa haberi getirenlere şöyle karşılık verdi:
“Annemle kardeşlerim, Tanrı'nın sözünü duyup yerine getirenlerdir.” (Luka
8:19-21)
İsa bu sözleri söylerken kalabalığın içinden bir kadın O'na, “Ne mutlu seni
taşımış olan rahme, emzirmiş olan memelere!” diye seslendi. İsa, “Daha doğrusu,
ne mutlu Tanrı'nın sözünü dinleyip uygulayanlara!” dedi.(Luka 11:27-28)
2. Meryem’in Tamamen Günahsız Doğması ve Bedensel Olarak Göğe Alınması
Katolik Görüşü:
“…Tanrı’nın lütfu sayesinde Meryem ömrü boyunca her türlü kişisel günahtan uzak
kaldı.”
“Tanrı Havva’nın soyundan gelen Bakire Meryem’i Oğlu’nun annesi olarak seçti. O
“Lütufla dolu”dur, “Kurtarıcılığın en kusursuz meyvesidir”: Döllenmiş olduğu
andan itibaren ilk günahın lekesinden muaf tutulmuş ve ömrü boyunca kişisel bir
günah işlememiştir.”
“…Lekesiz Bakire…Oğluna daha uygun olabilmek için ruhu ve bedeniyle göğe
çıkarıldı, Rab tarafından evrenin Kraliçesi olarak yüceltildi.”
Kutsal Kitap Görüşü:
“Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldı.” Romalılar
3:23
“Yazılmış olduğu gibi: “Doğru kimse yok, tek kişi bile yok.” Romalılar 3:10
“Her yaşayan can benimdir. Babanın canı da, çocuğun canı da benimdir. Ölecek
olan, günah işleyen candır.” Hezekiel 18:4
(Meryem Konuşuyor): “...Ruhum, Kurtarıcım Tanrı sayesinde sevinçle coşar..” Luka
1:47
Not: Meryem günahsız olsaydı, bir kurtarıcıya ihtiyacı olmazdı.
Gözlemler:
Vatikan, Meryem’in günahsız bir şekilde doğmuş olduğu reklamını yapıyor.
Meryem’in günahsız olarak doğduğunu ve günahsız olarak yaşadığını iddia
ediyorlar. Meryem günahsız olarak yaşadığından, bedensel olarak da ölemeyeceğini
ileri sürüp, Meryem’in bedensel ve ruhsal olarak göklere alındığını söylüyorlar.
Fakat Kutsal Kitap çok açık bir şekilde bu öğretiyi reddediyor ve Rab İsa
Mesih’ten başka hiç kimsenin günahsız olarak doğmadığını söylüyor. Aynı zamanda,
Kutsal Kitap günahkarların ölmek zorunda olduğunu söylüyor. Günahkarlar ölmek
zorundadırlar ve bu durum Meryem için de geçerlidir. O halde Meryem’in bedensel
ve ruhsal olarak ölmemiş olduğunu ve göğe alınmış olduğunu söylemek yanlıştır ve
putperestliktir.
Bazı Katolik teologlar, herkesin tamamen günahkar olmadıklarını kanıtlayabilmek
için ilginç açıklamalarda bulunuyorlar. Herkesin günahkar olduğunu, fakat yine
de bu duruma bazı istisnaların olduğunu ileri sürerek ölü doğmuş ve kürtaj
edilmiş bebekleri bu duruma örnek olarak gösteriyorlar. Ölü olarak doğmuş veya
kürtajla öldürülmüş olan bebeklerin günahsızlığını iddia ederek Meryem hakkında
ileri sürdükleri günahsızlık (istisna olarak) iddiasını savunmaya çalışıyorlar.
Ne yazık ki, Kutsal Kitap hiçbir istisnaya yer vermiyor. “Mesih’in dışında
herkes günahlıdır” ifadesi herkesi kapsamaktadır. Bu kavram, ölü olarak doğmuş
veya kürtajla öldürülmüş olan bebekleri de kapsar.
“Nitekim suç içinde doğdum ben, Günah içinde annem bana hamile kaldı.” Mezmur
51:5
Bebekler günah içerisinde doğmuşlardır ve bilinçli bir şekilde itaatsizlik edene
kadar bu günahtan sorumlu tutulmazlar. Ama herkes orijinal günahtan dolayı
yargılanacaktır. Bebekken ölmüş olanlar bile günahlı benliklerinden dolayı
yargılanacaklar. Zaten ölmüş olmaları bile günahlı olduklarını gösterir, çünkü
günahın ücreti ölümdür. Mezmur 51:5 herkesin günahkar bir doğayla doğmuş
olduğunu gösteriyor. İşte bu nedenle doğruluk yerine günahı seçmemiz doğaldır.
Bu öğretiye orijinal günah öğretisi diyoruz. Herkes Adem’in günahından dolayı
günahkar sayılmıştır (Romalılar 5:12). Katolik Kilisesi de bebeklerin günahkar
bir doğayla doğmuş olduklarını öğretir. İşte bu nedenle, temizlenebilmeleri için
vaftiz olmaları gerektiğini öğretir. (Bkz. Katolik Kilisesi’nin Din ve Ahlak
İlkeleri, Vaftiz Maddesi)
Meryem’in günahsızlığını açıklamaya çalışan başka bir Katolik yaklaşımı da Luka
1:28’i ve Luka 1:48’i kullanmaya çalışır:
“Ve melek içeri girerek, ona şöyle dedi: Selam, Lütufla Dolu Olan, Rab
seninledir: sen kadınlar arasında en bereketli olansın... Ve yüksek bir sesle
yakararak şöyle dedi: Kadınlar arasında en bereketli olan sensin ve senin
rahmindeki meyve bereketlidir.” Douay-Reims Çevirisi (Katolik öğretisine
uyarlanmış İncil çevirisi).
“Lütufla dolu” kavramı, Grekçe “kekaritomene” kelimesinden gelir. Bu kelimenin
kökeni “lütfedilen”, “lütfa eren” anlamına gelen “karito” kelimesidir.
Katolikler’in çevirisine göre Meryem’in lütufla dolu olması, Meryem’in
günahsızlığının göstergesidir. Aynı şekilde, “bereketli” olarak çevrilen
“eulogeo” kelimesi hem Meryem için, hem de Mesih için kullanıldığından,
Katolikler Meryem’in günahsızlığını ileri sürerler. Meryem’i, günahsız olan oğlu
İsa Mesih’e denk tuttuklarından Meryem’i günahsız saymaktadırlar.
Eğer bu iddialar doğruysa, tüm Hıristiyanlar da günahsızdır, çünkü onlar da
lütufla dolu olarak bereketlenmiştir:
“Öyle ki, sevgili Oğlu'nda bize bağışladığı yüce lütfu övülsün.” Efesliler 1:6
“O zaman Kral, sağındaki kişilere, ‘Sizler, Babam'ın kutsadıkları
(bereketledikleri- eulogeo), gelin!' diyecek. ‘Dünya kurulduğundan beri sizin
için hazırlanmış olan egemenliği miras alın!” Matta 25:34
Meryem’in günahsız doğumuyla ilgili Kutsal Kitap’tan bir destek bulmak
kesinlikle olanaksızdır.
Katolikler, Meryem’in ölmeden bedensel olarak göğe alınmış olduğunu savunmak
için Vahiy 12:1-6’yı kanıt olarak göstermektedirler:
“Gökte olağanüstü bir belirti, güneşe sarınmış bir kadın göründü. Ay ayaklarının
altındaydı, başında on iki yıldızdan oluşan bir taç vardı. Kadın gebeydi. Doğum
sancıları içinde kıvranıyor, feryat ediyordu. Ardından gökte başka bir belirti
göründü: Yedi başlı, on boynuzlu, kızıl renkli büyük bir ejderhaydı bu. Yedi
başında yedi taç vardı. Kuyruğuyla gökteki yıldızların üçte birini sürükleyip
yeryüzüne attı. Sonra doğum yapmak üzere olan kadının önünde durdu; kadın
doğurur doğurmaz ejderha çocuğu yutacaktı. Kadın bir oğul, bütün ulusları demir
çomakla güdecek bir erkek çocuk doğurdu. Çocuk hemen alınıp Tanrı'ya, Tanrı'nın
tahtına götürüldü. Kadınsa çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün beslenmesi
için Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı.”
Buradaki çocuğun Mesih olduğu açık gibi görünüyor (Vahiy 19:15; Mezmur 2:9). Bu
gerçekten yola çıkan Katolikler, kendi doktrinlerini desteklemek için, burada
göksel görkemle giyinmiş kadının Meryem olduğu sonucuna varıyorlar.
Buradaki ayetleri dikkatlice incelediğimizde, Katolikleri’nin yorumunun yanlış
olduğunu görüyoruz. Ne yazık ki, yaptıkları yorum Kutsal Yazılar temel alınarak
değil, Katolik gelenekleri ve bu geleneklerden ortaya çıkan ön yargılar temel
alınarak yapılmıştır. Bu ayetleri dikkatli bir şekilde incelediğimizde Kutsal
Yazılar’ın buradaki kadının Meryem olduğu fikrini çürüttüğünü görüyoruz. Kutsal
Kitap’a göre bu ayetlerde bahsedilen kadın İsraildir:
“Yusuf bir düş daha görüp kardeşlerine anlattı. “Dinleyin, bir düş daha gördüm”
dedi, “Güneş, ay ve on bir yıldız önümde eğildiler.” Yusuf babasıyla
kardeşlerine bu düşü anlatınca, babası onu azarladı: “Ne biçim düş bu?” dedi,
“Ben, annen, kardeşlerin gelip önünde yere mi eğileceğiz yani?” Yaratılış
37:9-10
(Not: Yusuf’un on iki değil de, on bir yıldız görmüş olmasının sebebi on ikinci
yıldızın kendisi olduğundan dolayıdır. On bir yıldız, on ikinci yıldız olan
Yusuf’un önünde eğildiler.)
“Doğum vakti yaklaşan gebe kadın Çektiği sancıdan ötürü nasıl kıvranır, feryat
ederse, Senin önünde biz de öyle olduk, ya RAB. Gebe kaldık, kıvrandık,
Rüzgardan başka bir şey doğurmadık sanki. Ne dünyaya kurtuluş sağlayabildik, Ne
de dünyada yaşayanları yaşama kavuşturabildik.” Yeşaya 26:17-18 (bkz. Hoşea
2:1-23)
Kadının İsrail olduğunu kanıtlamak için son olarak Vahiy 12:6’ya bakalım:
“Kadınsa çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün beslenmesi için Tanrı
tarafından hazırlanmış bir yeri vardı.”
Rabbimiz İsa Mesih’in Yahudi izleyicilerine söylemiş olduğu şu sözlere dikkat
edelim ve bu sözleri yukarıdaki sözlerle karşılaştıralım:
“Peygamber Daniel’in sözünü ettiği yıkıcı iğrenç şeyin kutsal yerde dikildiğini
gördüğünüz zaman -okuyan anlasın- Yahudiye’de bulunanlar dağlara kaçsın.” Matta
24:15-16
Bu ayetlerden de anladığımız gibi, Meryem hiçbir zaman Şeytan’dan kaçarak çöle,
dağlara sığınmamıştır (orijinal metinde Şeytan’dan “Ejderha” diye
bahsedilmektedir). Son zamanlarda Mesih karşıtı gelip zulümlere başladığında
Yahudiler’in başına gelecek olan budur (Sadece ve yalnızca Kutsal Yazılar’a önem
veren anlasın!-okuyan anlasın-).
(Not: Bazıları bu ayeti Roma Ordusu’nun İ.S. 70 yılında Yeruşalim’e gelip
Tapınağı yıkması olarak görüyor; Yahudilikten Hıristiyanlığa geçmiş olan birçok
kişi Galile Denizi’nin yakınlarındaki küçük bir kasaba olan Pella’ya
kaçmışlardır.)
Ayrıca, The New Catholic Encyclopedia (Yeni Katolik Ansiklopedisi- Basım: 1967,
Cilt 7, Sayfa: 378-281) adlı Katolik ansiklopedisi, yapmış olduğu açıklamalarla
Meryem’in günahsız doğmuş olduğu öğretisinin Kutsal Yazılar’a dayanmadığını
itiraf ediyor:
“...Meryem’in günahsız doğumu Kutsal Yazılar’da öğretilmemektedir… İlk Kilise
Babaları Meryem’in her Hıristiyan gibi kutsal olduğuna inanıyorlardı, ama
Meryem’i günahsız saymıyorlardı… Bu inancın tam olarak ne zaman ortaya çıkmış
olduğu hakkında tam bir tarih vermek mümkün değil, fakat Meryem’in günahsızlığı
inancı 8. ve 9. yüzyılda öğretilmeye ve savunulmaya başlanmıştır… [1854’te Papa
9. Pius bu doktrini tanımlamıştır] ‘En Bereketli Bakire Meryem anne rahminde
döllendiği andan itibaren orijinal günahın lekesinden korunmuş ve günahtan
etkilenmemiştir.’”
Oxford Üniversitesi’nde kilise tarihi profesörü olan J.N.D. Kelly’ye göre
Ireneaus, Tertulyan ve Origen gibi Kilise Babaları Meryem’in günah işlediğine ve
hatta Mesih’ten şüphe bile duymuş olduğuna inanmışlardır. (Early Christian
Doctrines, İlk Hıristiyan Doktrinleri, sayfa 493)
Ünlü Katolik teologlarından Ludwig Ott bile şu itirafta bulunuyor: “Kilise’nin
ne Grek Babaları, ne de Latin Babaları Meryem’in “Günahsız Olarak Doğmuş” olduğu
öğretisini benimser. Hatta bu öğretiye karşı çıkmışlardır. Onlara göre Meryem
herkes gibi günahlıydı.” (Ludwig Ott, Fundamentals of Catholic Dogma,- Katolik
Öğretisinin Temelleri- Basım:1960, sayfa 201)
Meryem’in “Günahsız Olarak Doğmuş” olduğu öğretisine karşı çıkan kilise
babalarının listesi oldukça kabarıktır: Agustin, Chrysostom, Eusebius, Ambrose,
Anselm, Thomas Aquinas, Bonaventure, Kardinal Cajetan ve Papa Büyük Gregory ve
Papa 3. Innocent. (Papalar arasında görüş ayrılığına dikkat edin!).
Ludwig Ott ayrıca şu konunun altını da çiziyor: “Meryem’in ölmeden bedensel
olarak göğe alınmış olduğu fikri ilk olarak beşinci/altıncı yüzyıllarda yazılmış
olan “Transitus Söylevleri’nde” ortaya atılmıştır. Gerçek olduğu şüpheli, hatta
uydurmalarla dolu bir yazı olma ihtimali olan bu söylevler, o zamanlarda
imanlılara teşvik olmak maksadıyla yazılmıştır. Bu söylevlerin amacı, gerçekleri
anlatmak değil, imanı güçlendirmek olduğundan bir çok efsanevi konudan sanki
gerçekmiş gibi söz etmektedir.” (Ludwig Ott, Fundamentals of Catholic Dogma,-
Katolik Öğretisinin Temelleri- Basım:1960, sayfa 209-210)
Bu “Transitus Söylevleri”(transitus narrative) Anadolu’nun Dede Korkut
hikayelerine ve Ergenekon Destanı’na benzemektedir. Transitus söylevleri ortaya
çıktığı sıralarda Roma’nın Papası olan Gelasius bu söylevleri lanetlemiştir!
Katolik ilahiyatçı Ludwig Ott’a göre, her Katolik ilahiyatçı Meryem’in ölmeden
göğe alınmış olduğuna inanmaz ve Meryem’in de diğer ölümlüler gibi “geçici
olarak öldüğünü” ileri sürerler. (Ludwig Ott, Fundamentals of Catholic Dogma,-
Katolik Öğretisinin Temelleri- 1960, sayfa.207)
Aslında, Meryem’in ölmeden bedensel olarak göğe alınmış olduğu doktrini 1950
yılında Papa XII. Pius tarafından resmen Roma Katolik Kilisesi’nin öğretisi
olarak kabul edilmiştir. Bu öğreti 1950’de önce resmi Katolik öğretisi değildi.
Mesih’ten sonra neredeyse yirmi yüzyıl geçtikten sonra böyle bir karar almayı
gerekli görmüşlerdir!
3- Daimi Bakire
İsa Mesih’in doğumundan sonra Meryem’in bakire olarak kaldığı doktrini Kutsal
Kitap’ta öğretilmemektedir. Matta 1:25’te şunu okuyoruz: “Ama oğlunu doğuruncaya
dek Yusuf ona dokunmadı. Doğan çocuğun adını İsa koydu.”
Burada kullanılan “dek, kadar” kelimesi için kullanılmış olan Grekçe kelime “eos
ou” keşimesidir. “Eos ou” kelimesi burada kullanılan temel fiilin sona erdiğinin
ve durumun değişip artık farklı bir durumun ortaya çıkmış olduğunun
göstergesidir.
İncil’den iki örnek, bu durumu çok daha açık bir şekilde anlamamızı
sağlayacaktır:
“Dağdan inerlerken İsa onlara, “İnsanoğlu ölümden dirilmeden (dirilene kadar-eos
ou) gördüklerinizi kimseye söylemeyin” diye buyurdu.” Matta 17:9
Rab, görünümünün değişmiş olduğunu kimseye anlatmamaları konusunda Petrus’u,
Yakup’u ve Yuhanna’yı uyarmıştı(ayet 1-8). Fakat, Mesih dirilip göğe alındıktan
sonra, kime isterlerse söyleyebilirlerdi. (bkz. 2 Petrus 1:16-18).
“Ben de Babam'ın vaat ettiğini size göndereceğim. Ama siz, yücelerden gelecek
güçle kuşanıncaya dek(eos ou) kentte kalın.” Luka 24:49
Tanrı’nın vaat etmiş olduğu Kutsal Ruh’u aldıktan sonra İsa’nın öğrencileri
kentte kalmamışlardı. Bundan sonra İsa’nın kendilerine buyurduğu gibi
Yeruşalimden, Yahudiye’ye, Samiriye’ye ve dünyanın dört bir bucağına kadar gidip
İsa Mesih’in Kurtuluş Müjdesini anlatmışlardır. (bkz. Elçilerin İşleri 1:8)
Doğal olarak eos ou kelimesi, durumun sonunda değişeceği ve aynı kalmayacağı
anlamına geliyor.
İşte, Matta 1:25’te Meryem bakire olarak doğum yaptıktan sonra, Yusuf’un Meryem
ile cinsel olarak birlikte olduğu açıklanmaktadır.
Luka 2:6’daki açıklamaya göre Meryem’in ilk oğlu İsa’ydı. Meryem Beytlehem’e
vadıktan sonra ilk oğlunu dünyaya getiriyor: “Onlar oradayken, Meryem'in doğurma
vakti geldi ve ilk oğlunu doğurdu.” Eğer Meryem’in tek oğlu olmuş olsaydı, o
zaman Luka 2:6 “tek oğlunu doğurdu” derdi. Demek ki, Meryem’in İsa’dan sonra
doğurduğu başka çocukları da vardı.
Aslında Kutsal kitap İsa’nın kardeşlerinin olduğunu da söylüyor:
“Marangozun oğlu değil mi bu? Annesinin adı Meryem değil mi? Yakup, Yusuf, Simun
ve Yahuda O'nun kardeşleri[Grekçe: adelfoi] değil mi? Kızkardeşlerinin[Grekçe:
adelfai] hepsi aramızda yaşamıyor mu? O halde O'nun bütün bu yaptıkları nereden
geliyor?” Matta 13:55-56
“Bundan sonra İsa, annesi, kardeşleri ve öğrencileri Kefarnahum'a gidip orada
birkaç gün kaldılar.” Yuhanna 2:12
“Bu nedenle İsa'nın kardeşleri O'na, “Buradan ayrıl, Yahudiye'ye git” dediler,
“Öğrencilerin de yaptığın işleri görsünler… Kardeşleri bile O'na iman
etmiyorlardı… Ne var ki, kardeşleri bayramı kutlamaya gidince, kendisi de gitti.
Ancak açıktan açığa değil, gizlice gitti.” Yuhanna 7:3,5,10
“Öbür elçiler gibi, Rab'bin kardeşleri ve Kefas gibi, yanımızda imanlı bir eş
gezdirmeye hakkımız yok mu?” 1.Korintliler 9:5
“Öbür elçilerden hiçbirini görmedim, yalnız Rab İsa'nın kardeşi Yakup'u gördüm.”
Galatyalılar 1:19
Bazı Katolik ilahiyatçıları bu ayetlerle ne yapabileceklerini bilemediklerinden
bu ayetlerde bahsedilen “erkek kardeş”, “kız kardeş” gibi kelimeleri “akraba”
şeklinde açıklamaya yeltenmişlerdir. “Bu kişiler İsa’nın kuzenleridir”
diyorlardı. Bazı Katolik ilahiyatçıları halâ bu yorumu savunmaktadır. Fakat,
Katolikler’in saygı duyduğu “The New Catholic Encyclopedia” (Yeni Katolik
Ansiklopedisi), Grekçe adelfoi ve adelfai kelimelerinin anlamını şöyle
açıklıyor: “Grekçe orijinalinde adelfoi ve adelfai aynı kandan gelen erkek ve
kız kardeşler anlamına gelir. Grekçe konuşulan dünyada yaşayan kişilerin
İncil’de kaleme aldıkları bu kelimeler Grekçe bilenlerin anlayacağı bir dilde
aynı anneden gelen kardeşliği anlatmışlardır. İ.S. 4. yüzyılın sonlarına doğru
(İ.S. 380) Helvidius, bugün elimizde bulunmayan bir eserinde Meryem’i çok
çocuklu bir anne olarak ve diğer çok çocuklu annelere örnek olması için
annelerin annesi olarak göstermiştir. Aziz Jerome, Meryem’in daimi bekarlığıyla
ilgili Kilise’nin geleneksel inancından yola çıkarak Helvidius’a karşı bir yazı
yazıp (İ.S. 380) bu görüşün halâ Katolikler arasında rağbet gördüğünü
söylemiştir.” (Cilt. IX, sayfa 337).
Eğer İncil yazarlarının bahsettikleri kişiler İsa Mesih’in “akrabaları” olmuş
olsaydılar, o zaman Luka 21:16’da akraba anlamına gelen Grekçe suggenon kelimesi
kullanılırdı.
Ünlü Yahudi tarihçi Flavius Josephus Mesih’in en azından bir erkek kardeşi
olduğunu ve bu kardeşinin de herkes tarafından çok iyi tanındığını yazıyor:
“O (Ananus) yargıçlar konseyini toplayıp, Mesih olarak tanınan İsa’nın erkek
kardeşi Yakup’u ve diğerlerini yargıçların önüne çıkarttı. Onları Yasa’yı
çiğnemekle suçlayıp taşlanma cezası verdirtmek istedi. Fakat şehirdeki konsey
çok açık görüşlü ve Yasa’yı çok iyi bilen kişilerden oluştuğundan Ananus’un
hareketinden hoşlanmadılar ve Ananus böyle bir şeyi bir daha yapmasın diye onu
krala şikayet ettiler.” (Antiquities-Eski Zamanlar-, Bölüm 20. sıralar 9-1,
sayfa 200-20).
Ne yazık ki, geleneksel öğretilerine bağlılığı Kutsal Yazılar’ın üzerinde tutan
Katolik düşünürleri, Meryem’in İsa’nın doğumundan sonra bakire olmadığına ve
İsa’nın Meryem’den doğmuş kardeşlerinin bulunduğuna inanmamaktadırlar. Bu
görüşlerini destekleyici hiçbir kanıtları olmamasına rağmen, görüşlerini
duygusal bir şekilde açıklamaya devam edegelmektedirler. Vatikan’ın yetiştirdiği
ilahiyatçıların bu konuda yapabildikleri tek savunma şudur: İncil’de hiçbir
yerde bu çocuklar için “Meryem’in çocuklarıdır” ifadesi veya “Meryem bu
çocukların annesidir” ifadesi kullanılmamaktadır. İşte bu yüzden, bu kişilerin
İsa’nın kuzenleri olduğu veya Yusuf’un daha önceki evliliğinden olan çocukları
oldukları sonucuna varmaktadırlar. Tabii ki, Yusuf’un daha önce evlendiği konusu
hayali bir bir konudur ve aslı yoktur.
Eğer kullandıkları mantık buysa, aynı mantığı kullanarak bu çocukların babasının
Yusuf olmadığını ileri sürebiliriz. Çünkü, İncil’de hiçbir yerde bu çocuklar
için “Yusuf’un çocukları” veya “Yusuf bu çocukların babasıdır” ifadesi
kullanılmamaktadır. Ortaya attıkları görüş açıkça non-sequitor olduğundan ve
kendilerini geleneklerinin vardığı sonuca ulaştırmadığından, koskoca Katolik
düşünürlerinin içine düştükleri mantıksal safsata herkesin gözleri önündedir.
4- Araf
Katolik Görüş:
“Tanrı’nın dostluğu ve nuru içinde ölenler, ama henüz tam olarak arınmamış
olanlar, ebedi esenliklerini garanti altına almış olmalarına karşın, Cennet
mutluluğuna girmek için gerekli kutsallığı elde etmek amacıyla öldükten sonra
bir arınmadan geçerler.”
“Cehennemliklerin azaplarından tamamen farklı olan seçilmişlerin bu son
arınmasına Kilise Araf demektedir...”
“Bazı küçük günahlar için yargılamadan önce arındırıcı bir ateşten geçileceğine
inanmak gerekir, çünkü Gerçeğin kendisi olan Kişi, Kutsal Ruh’a küfür eden ne bu
dünyada ne de öbür dünyada bağışlanmayacaktır, diyor (Mt. 12,31). Buradan bazı
günahların bu dünyada, bazılarının da öbür dünyada bağışlandığı gerçeğini
çıkarabiliriz.”
Kutsal Kitap Görüşü:
Kutsal Yazılar’a göre Tanrı’nın armağanı göklerin egemenliğinde sonsuz yaşamdır.
Mesih’e iman edenler Mesih’in kanıyla aklandıklarından, yaşam armağanına sahip
olanların hiçbirisinin yeni bir aklanma işleminden geçmesine gerek yoktur. Araf
diye bir yerin varlığını ima etmek, Mesih’in çarmıhta günahlarımız için dökmüş
olduğu kanı küçümsemekten ve yetersiz kılmaktan başka bir şey değildir.
“İsa şarabı tadınca, “Tamamlandı!” dedi ve başını eğerek ruhunu teslim etti.”
Yuhanna 19:30
“İşte, tek bir suçun bütün insanların mahkûmiyetine yol açtığı gibi, bir
doğruluk eylemi de bütün insanlara yaşam veren aklanmayı sağladı.” Romalılar
5:18
"... bir doğruluk eylemi (İsa Mesih) de bütün insanlara yaşam veren aklanmayı
sağladı.” Romalılar 5:18
“Böylece şimdi O'nun kanıyla aklandığımıza göre, O'nun aracılığıyla Tanrı'nın
gazabından kurtulacağımız çok daha kesindir.” Romalılar 5:9
“Böylece Mesih İsa'ya ait olanlara artık hiçbir mahkûmiyet yoktur.” Romalılar
8:1
“Ama Mesih, gelecek iyi şeylerin başkâhini olarak ortaya çıktı. İnsan eliyle
yapılmamış, yani bu yaratılıştan olmayan daha büyük, daha yetkin çadırdan geçti.
Tekelerle danaların kanıyla değil, sonsuz kurtuluşu sağlayarak kendi kanıyla
kutsal yere ilk ve son kez girdi.” İbraniler 9:11-12
“Oysa Mesih günahlar için sonsuza dek geçerli tek bir kurban sunduktan sonra
Tanrı'nın sağında oturdu… Çünkü kutsal kılınanları tek bir sunuyla sonsuza dek
yetkinliğe erdirmiştir.” İbraniler 10:12,14
“...Oğlu İsa'nın kanı bizi her günahtan arındırır.” 1 Yuhanna 1:7
Gözlemler:
Katolikler şu ifadelerle görüşlerini desteklemeye devam ediyorlar:
“Eğer bir kişi, aklanma lütfunun alındığını, tövbe edenlerin suçlarının silinip
sonsuz ceza borçlarının tamamen kaldırıldığını ve göklerin krallığına girmeden
önce, ne bu dünyada ne de Araf’ta geçici bir cezanın olmayacağını söylüyorsa
lanet altındadır (sonsuza dek lanetlenmiştir).” Trent Konseyi Başkanlığı,
Aklanma Üzerine Hüküm, İ.S. 1547, Kanon 30.
Roma Katolik Kilisesi’ne göre, kurtuluş için Tanrı’nın lütfunun yeterli olduğunu
ve inanlının korunduğunu söylemek sapkınlıktır! (Bu makalenin yedinci maddesine
bkz.)
Araf öğretisi sadece Kutsal Kitap’a karşı olan bir öğreti değil, fakat aynı
zamanda bazı Grek ilahiyatçıları tarafından Grek paganizminden alınmış bir
öğretidir. Araf konusuyla ilgili aşağıdaki alıntılar “Dictionary of the
Christian Church” (Hıristiyan Kilisesi Sözlüğü) adlı kitaptan alınmıştır.”
Tertulyan (İ.S. 160-220) Ölüler için dua eden ilk ilahiyatçılardan olmasına
rağmen, ölüler için dua etmenin Kutsal Yazılar’a dayanmadığını itiraf etmiştir.
İskenderiyeli Klement (İ.S. 150-220) Ölüm yatağında yatanların gelecek yaşam
için yataklarının, arındırıcı ateşle kutsanmasından bahsediyor. Üçüncü yüzyılın
başlarındaki kilisede, vaftiz sonrası işlenen günahların sonuçları üzerine
tartışmalar çıkmıştı. Bu tartışmalar sonucu ortaya atılan bir görüş “ölümden
sonra araf terbiyesi” görüşüydü. Bu görüş Klement zamanında İskenderiye,
Mısır’da ortaya atılmıştı.
Agustin (İ.S. 354-430) Yaşamdan sonra acı çekerek aklamayı öğretiyordu. Araf
kavramı,
Agustin ve Büyük Gregory’nin etkileriyle Batı’ya (İtalya) ve Batı Afrika’ya
yayılmış oldu.
Büyük Gregory (İ.S. 540-604) İ.S. 590-604 arasında Roma piskposuydu, yani
Roma’nın Papası’ydı. Araf öğretisinin Batı dünyasına yayılmasını sağlayarak, bu
öğretiyi popülarize atmiş ve geliştirmiştir.
Platon (Eflatun) (İ.Ö. 427-347) Orfeus öğretmenlerinden bahsetmiştir, “Bu
kişiler zengin adamın kapısına üşüşürler, ve ellerinde büyük bir gücün
bulunduğuna ikna etmeye çalışırlar. Bu gücün göklerden geldiğini ve bu güç
sayesinde kurbanlar kesip özel dualar ettiklerini iddia ederler. Bu kurbanlar ve
özel dualar sayesinde, bir kişinin atalarının ve ölmüş akrabalarının işlediği
suçların yerini almış olduğunu söylerler... Bu öğretinin sırları, bizleri
gelecek dünyanın acılarından kurtarır. Eğer bu suçlarla ilgili bir şey
yapılmazsa ölüler çok feci bir sonla cezalandırılırlar.” Man and His Gods (İnsan
ve Tanrıları), Sayfa 127
Yeni Katolik Ansiklopedisi (The New Catholic Encyclopedia) şöyle diyor: “Sonuç
olarak, Katolik Araf doktrini Kutsal Kitap’a değil, geleneklere dayandırılır.”
(XI. Cilt, Sayfa 1034).
“Kilise Cennet ve Cehennem’le ilgili orta noktayı desteklemek için gelenekleri
temel almıştır.” (U.S. Catholic, ‘ABD’li Katolikler’in çıkardığı bir dergi’,
Mart, 1981, Sayfa 7)
5- Heykeller (İkonalar)
Katolik Görüşü:
“Kiliselerimizde ve evlerimizde bulunan dinsel resimler Mesih’in gizine olan
inancımızı uyandırmak ve onu beslemek içindir. İsa’yı gösteren İkona(heykel) ve
esenlik eserleri aracılığıyla aslında bizler İsa’ya tapıyoruz. Tanrı’nın
Annesi’ni, azialeri ve melekleri gösteren ikonalar(heykeller) aracılığıyla da
onlarda gösterilen kişilere saygı gösteriyoruz.” Sayfa 297, #1192
Kutsal Kitap Görüşü:
“Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda
yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. Putların önünde
eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrı'yım.
Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü,
dördüncü kuşaklardan sorarım.” Mısır’dan Çıkış 20:4,5
“Tanrınız RAB'bin nefret ettiği dikili taş (heykel) dikmeyeceksiniz.” Yasanın
Tekrarı 16:22
“Ama şimdi size şunu yazıyorum: Kardeş diye bilinirken fuhuş yapan, açgözlü,
putperest, sövücü, ayyaş ya da soyguncu olanla arkadaşlık etmeyin, böyle biriyle
yemek bile yemeyin.”
1 Korintliler 5:11
“Öyleyse ne demek istiyorum? Puta (heykele) sunulan kurban etinin bir özelliği
mi var? Ya da putun (heykelin) bir önemi mi var? Hayır, yok! Dediğim şu:
Putperestler kurbanlarını Tanrı'ya değil, cinlere sunuyorlar. Cinlerle paydaş
olmanızı istemem.” 1 Korintliler 10:19-20
“Şunu kesinlikle bilin ki, fuhuş yapanın, pisliğe düşkün olanın ya da putperest
demek olan açgözlü kişinin, Mesih'in ve Tanrı'nın Egemenliği'nde mirası yoktur.”
Efesliler 5:5
Gözlemler:
Tanrı’nın Sözüne göre, heykele tapmak (putperestlik) açıkça cinlere tapmaktır.
Buna rağmen bazı Katolikler kendilerini savunmak için, Tanrı’nın bile antlaşma
sandığının yanına ve Süleyman’ın tapınağına keruv şeklinin konulmasına izin
verdiğini ve buna putperestlik demediğini ileri sürerler. (bkz. Mısırdan Çıkış
25:1-22; 1 Krallar 6:23-38). Tanrı, Eski Antlaşma’da Musa’ya ve Süleyman’a bu
şekilleri yapmasını söylemiştir, fakat aynı zamanda hiç kimsenin bu şekillere
değer vermemesini de istemiştir. Tanrı, Musa’yla Süleyman’ı bir kereliğine
mahsus olmak şartıyla bu şekilleri yaptırmakla görevlendirmişti, fakat Kilise’ye
bir kereliğine bile, hiçbir zaman böyle bir görev vermemiştir. Ayrıca Yahudiler
hiçbir zaman Keruv şekillerinin önünde diz çökmemişlerdir. Buna rağmen
Katolikler kiliselerine yerleştirdikleri her heykelin önünde diz çökmektedirler.
Sonuç olarak, tarihte bir ara Roma Katolik geleneklerinden bazı gelenekler bile
putlara veya şekillere tapınmaya karşıydı. Katolikler’in düzenlemiş olduğu
Frankfurt Konseyi’nde şöyle yazıyor:
“Kilise babalarında veya peygamberlerde heykellere, putlara tapınıldığını
görmüyoruz. İlk Kilise şekillerin önünde dua edilmesini ve heykelden putlara
tapınılmasını yasaklamıştır. Epifanus ve Agustin de Sidonlular arasında yaygın
olan heykellere ve şekillere dua etmeyi sapık öğreti olarak tanımlamışlardır.”
6- Papaza Günahları İtiraf Etmek
Katolik Görüşü:
"Papaza günahları itiraf etmek Tövbe sırrının temel bir bölümünü oluşturur.”
Sayfa 354, #1456
“Tanrı’yla ve Kilise’yle barışmak isteyen kişi, daha önce itiraf etmediği ve iyi
bir vicdan muhasebesinden sonra anımsadığı bütün ağır günahlarını papaza itiraf
etmelidir.” Sayfa 362, # 1493
Kutsal Kitap Görüşü
“Günahımı açıkladım sana, Suçumu gizlemedim. “RAB'be isyanımı itiraf edeceğim”
deyince, Günahımı, suçumu bağışladın.” Mezmur 32:5
“.... Tanrı'dan başka kim günahları bağışlayabilir?”Markos 2:7
“Ama günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı
bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır.” 1 Yuhanna 1:9
Gözlemler:
Roma Katolik Kilisesi’nin doktrinini yalanlayan Kutsal Kitap, sadece ve yalnızca
Tanrı’nın günahları bağışlayacağını ve günahların sadece Tanrı’ya itiraf
edilmesi gerektiğini açıklıyor. Katolik ilahiyatçıları Yuhanna 20:22-23’ü ileri
sürerek buna karşı çıkıyorlar:
“Bunu söyledikten sonra onların üzerine üfleyerek, “Kutsal Ruh'u alın!” dedi.
“Kimin günahlarını bağışlarsanız, bağışlanmış olur; kimin günahlarını
bağışlamazsanız, bağışlanmamış kalır.”
Bu ayetlere kendi geleneklerinin önyargısıyla bakan Katolik ilahiyatçıları, bu
ayetlerin Roma Katolik Kilisesi’nin otoritesini güçlendirdiğini iddia
etmektedirler. Katolik ilahiyatçılarına göre Katolik Kilisesi’nin yetkisi ve
Papalık kurumu Matta 16:18-19’da Kaya olarak tanımlanan Elçi Petrus’tan
gelmektedir. İşte bu nedenle Katolik Kilisesi, Papa’dan almış olduğu yetkiyle
günahları bağışlayabileceğini iddia eder.
Tarihsel gerçeklere göre, Papalık kurumunun Elçi Petrus’tan Roma’daki bir
otoriteye akrarılmış olduğu iddiası uydurma bir taht kavgasından başka bir şey
değildir (Ayrıntılar için 8. Madde’ye bkz.). Yetkisine temel arayan Papalık
kurumunun Petrus’un halefi olduğu iddiası düzmeceden ibarettir. İkinci olarak,
günahların bağışlandığını söylemek Kutsal Ruh’un yönlendirişiyle gerçekleşen bir
şeydi. Günahları İsa’nın Elçileri değil, Kutsal Ruh’un kendisi bağışlıyordu.
Elçiler kendi keyiflerine göre “günahlarını bağışlıyorum” diyemezlerdi.
Tanrı’dan başka kimse günahları bağışlayamaz.
Yuhanna 20:22-23’ün orijinal Grekçesine baktığımızda, günahların bağışlanması
kararının Tanrı tarafından verilmiş olduğunu görüyoruz. Bu ayetlerin Grekçe
yapısı, günahların önce Tanrı tarafından bağışlandığını ve sonra da Kutsal Ruh
tarafından elçilere açıklandığını ima ediyor.
“Kimin günahlarını bağışlarsanız, bağışlanmış olur (zaten bağışlanmıştır); kimin
günahlarını bağışlamazsanız, bağışlanmamış kalır (zaten bağışlanmamıştır).”
Burada kullanılan geçmiş zamana dikkat edin. Elçilerin ilanından önce günahlar
zaten bağışlanmıştır. Elçiler, sadece Tanrı’nın bağışladığı günahların
affedilmiş olduğunu ilan edebilirlerdi. Kutsal Ruh, Tanrı’nın bağışlamamış
olduğu kişilerin kimler olduğunu elçilere gösteriyordu. Bu karar elçilerden
değil, Kutsal Ruh’un yönlendirmesinden geliyordu.
“Çünkü konuşan siz değil, aracılığınızla konuşan Babanız'ın Ruhu olacak.” Matta
10:20
“Ruhsal kişilere ruhsal gerçekleri açıklarken, Tanrı'nın lütfettiklerini insan
bilgeliğinin öğrettiği sözlerle değil, Ruh'un öğrettiği sözlerle bildiririz.” 1
Korintliler 2:13
Elçiler’in açıkladığı Kurtuluş Müjdesi’ne iman edenlerin günahları zaten
bağışlanmıştır. Bu Müjde’yi reddedenlerin günahları ise bağışlanmamıştır. İşte
Kutsal Ruh, Elçilere bu gerçeği açıklamıştır.
“Petrus onlara şu karşılığı verdi: “Tövbe edin, her biriniz İsa Mesih'in adıyla
vaftiz olsun. Böylece günahlarınız bağışlanacak ve Kutsal Ruh armağanını
alacaksınız.” Elçilerin İşleri 2:38
Kutsal Yazılar’daki bu öğreti Katolik sisteminin tam tersidir. Çünkü hiç kimse
İsa’nın elçilerine gidip günahlarının affedilmesini istememiştir. Kutsal
Yazılar’da hiç kimse günahlarının elçiler tarafından affedilmiş olduğunu iddia
etmemiştir. (bkz. Markos 2:2-12; Luka 7:36-50)
7- İşlerle Kurtuluş
Katolik Görüşü:
“Kilise Yeni Antlaşma’daki Kilise sırlarının inanlıların esenliği(kurtuluşu)
için gerekli olduğunu söyler.” Sayfa 283, # 1129.
Not: Türkçe’ye “inanlıların esenliği” olarak çevrilmiş olan kelime, orijinalinde
“inanlıların kurtuluşu” olarak geçmektedir.
Kutsal Kitap Görüşü:
“İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı'nın
armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.” Efesliler
2:8-9
“Ama Kurtarıcımız Tanrı iyiliğini ve insana olan sevgisini açıkça göstererek
bizi kurtardı. Bunu doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, kendi
merhametiyle, yeniden doğuş yıkamasıyla ve Kurtarıcımız İsa Mesih aracılığıyla
üzerimize bol bol döktüğü Kutsal Ruh'un yenilemesiyle yaptı.” Titus 3:4-6
“Tanrı insanları İsa Mesih'e olan imanlarıyla aklar. Bunu, iman eden herkes için
yapar. Hiç ayrım yoktur. Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı'nın yüceliğinden
yoksun kaldı. İnsanlar İsa Mesih'te olan kurtuluşla, Tanrı'nın lütfuyla,
karşılıksız olarak aklanırlar.” Romalılar 3:22-24
“Yine de insanın Kutsal Yasa'nın gereklerini yaparak değil, İsa Mesih'e iman
ederek aklandığını biliyoruz. Bunun için biz de Yasa'nın gereklerini yaparak
değil, Mesih'e iman ederek aklanalım diye Mesih İsa'ya iman ettik. Çünkü hiç
kimse Yasa'nın gereklerini yaparak aklanmaz.” Galatyalılar 2:16
Gözlemler:
İnsanın günahları iyi işlerinden fazla olduğundan, insan kurtuluşunu iyi
işleriyle kazanamaz. İşte bu nedenle, İsa Mesih günahlarımız uğruna çarmıha
gitmek üzere yeryüzüne gelmiştir. Rab İsa Mesih, insanlar Tanrı’nın önünde
aklansınlar diye çarmıhta günahlarımızı üzerine yüklenerek, bizim için kanını
dökmüştür. Kurtuluş Tanrı’nın armağanıdır. Kurtuluşu imanla kabul edenlerin
hepsi bu armağana karşılıksız sahip olmuşlardır.
Gerçek iman kurtarır. Kurtaran iman ise insanları iyi işler yapmaya ve
kutsallaşmaya yönlendirir.
“Çünkü Tanrı'nın bütün insanlara kurtuluş sağlayan lütfu ortaya çıkmıştır. Bu
lütuf, tanrısızlığı ve dünyasal arzuları reddedip şimdiki çağda sağduyulu,
doğru, Tanrı yoluna yaraşır bir yaşam sürebilmemiz için bizi eğitiyor. Bu arada,
mübarek umudumuzun gerçekleşmesini, ulu Tanrı ve Kurtarıcımız İsa Mesih'in
yücelik içinde gelmesini bekliyoruz. Mesih bizi her suçtan kurtarmak, arıtıp
kendisine ait, iyilik etmekte gayretli bir halk yapmak üzere kendini bizim için
feda etti.” Titus 2:11-14
“Çünkü biz Tanrı'nın yapıtıyız, O'nun önceden hazırladığı iyi işleri yapmak
üzere Mesih İsa'da yaratıldık.” Efesliler 2:10
“Öyleyse kardeşlerim, Tanrı'nın merhameti adına size yalvarırım: Bedenlerinizi
diri, kutsal, Tanrı'yı hoşnut eden birer kurban olarak sunun. Ruhsal tapınmanız
budur.” Romalılar 12:1
“Aynı biçimde, ulakları konuk edip değişik bir yoldan geri gönderen fahişe Rahav
da bu eylemiyle aklanmadı mı? Ruhsuz beden nasıl ölüyse, eylemsiz iman da
ölüdür.” Yakup 2:25-26
Gerçekten de kurtulmuş olan bir kişi doğal olarak yaşamında iyi işler
sergilemeye başlayacaktır. Başka bir deyişle, iyi işlerle kurtulmuyoruz,
yaptığımız iyi işler kurtulmuş olduğumuzun göstergesidir.
Not:
(Katolikler’in de hakkını vermeden geçmeyeceğim. Roma Katolik Kilisesi’ne göre
aklanmanın temelinde, Tanrı tarafından kişinin içine aşılanmış olan ve kişinin
iyi işler yapmasını sağlayan karşılıksız lütuf vardır.)
Roma Katolik Kilisesi’ne göre, Tanrı’nın karşılıksız lütfunun aşılanması vaftiz
aracılığıyla olur ve kişiyi orijinal günahından arındırarak Tanrı’nın önünde
aklamış olur. Buna rağmen, Vatikan kurtulmuş olanların kötü bir günah
işlediklerinde aklanmalarını kaybedebileceklerini öğretmektedir. Katolikler’in
Trent Konseyi’nin 15. Bölümünün altıncı kısmında şöyle diyor:
“Her ölümcül günahla lütuf kaybolmuş olur, fakat iman yerinde kalır. İnsanları
iyi sözlerle kandıran ince fikirli bazı kurnazlara karşı aklanmanın sadece
itaatsizlikle değil, aynı zamanda, iman kaybolmasa da, ölümcül günahlarla da
kaybedilebileceğini göstermek gerekir. Bu nedenle, evlilik dışı ilişkide
bulunanlara, zina edenlere, homoseksüellere, yalancılara, hırsızlara, başkasının
malına göz dikenlere, küfürbazlara, başkalarından zorla para toplayanlara ve
diğer ölümcül günahları işleyenlere karşı kutsal yasa doktrinini savunarak ilahi
lütfun da yardımıyla Mesih’in lütfundan ayrıldıklarını, kurtuluşlarını
kaybettiklerini söylemeliyiz.”)
İşte bu sebeple, Romalı Katolikler tarafından lütuf, kurtuluşu garantiye
almadan, inanaları güçlendiren bir metod olarak görülür.)
8- Papa: Mesih’in Vekili
Katolik Görüşü
“Nitekim, Papa’nın Kilise üzerinde Mesih’in Vekili ve bütün Kilise’nin Çobanı
olarak her zaman serbestçe uygulayabileceği yüce ve evrensel tam yetkisi
vardır.” Sayfa 227, #882
“Episkoposlar kurulunun lideri Papa, bütün inanlıların doktoru ve çobanı olarak
kendi görevi gereği bu yanılmazlık yetkisini –kardeşlerini imanda pekiştirmek
amacıyla- iman ve ahlakla ilgili doktrinin bir noktasını, kesin bir kararla
resmen beyan ederek kullanır. (…). Kilise’ye vadedilmiş yanılmazlık yetkisi
Petrus’un halefi ile birlik içinde iken özellikle de bir Ökümenik Konsil’de yüce
yetkisini kullanan episkoposlar birliğinde de vardır. Kilise, Yetkili Kurulu’yla
birlikte “bir şeyin Tanrı tarafından açınlanmış” ve Mesih’in bir öğretisi
olduğunu ileri sürüyorsa, böylesi tanımlamaları “imana olan itaat içinde
benimsemek gerekir”. Bu yanılmazlık Tanrısal Vahyin emanetinin kendisine kadar
uzanır.” Sayfa 229, # 891
14. yüzyılda yaşamış olan Papa Boniface bir Papalık Fetvası’nda (Unam Sanctum)
şöyle diyor:
“Bundan dolayı şunu kesinikle ilan ediyoruz, tanımlıyoruz ve ifade ediyoruz ki;
insanların kurtuluşu için Roma’nın ruhani önderine (Papa’ya) tabi olmaları
şarttır. Papa’ya itaat etmeyen kurtulamaz.”
Kutsal Kitap Görüşü:
Öğretmen Kutsal Ruhtur:
“Ama Baba'nın benim adımla göndereceği Yardımcı, Kutsal Ruh, size her şeyi
öğretecek, bütün söylediklerimi size hatırlatacak.” Yuhanna 14:26
“Ne var ki O, yani Gerçeğin Ruhu gelince, sizi tüm gerçeğe yöneltecek…” Yuhanna
16:13
“Ben de Baba'dan dileyeceğim. O sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size
başka bir Yardımcı*, Gerçeğin Ruhu'nu verecek.” Yuhanna 14:16
“İnsanın düşüncelerini, insanın içindeki ruhundan başka kim bilebilir? Bunun
gibi, Tanrı'nın düşüncelerini de Tanrı'nın Ruhu'ndan başkası bilemez.” 1
Korintliler 2:11
Gözlemler:
Gerçek Hıristiyanların yüreğinde yaşayan Papa değil, Kutsal Ruhtur. Gerçek
Hıristiyanları yönlendiren, onlara doğruyu yanlışı öğreten ve sonsuza dek
kilisesiyle birlikte olacak olan Papa değil, Kutsal Ruhtur! Tanrı’nın sonsuz
hikmetini Papalık kurumu değil, sadece Tanrı’nın Kutsal Ruh’u açıklar. Tanrı’nın
yazılı Sözü olan Kutsal Kitap’ı Mesih dönene dek Kilisesini kutsal tutmak üzere
Kilisesine veren Papa değil, Kutsal Ruhtur.
En Yüce Yetki İsa Mesih’e Aittir:
“İsa yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi: “Gökte ve yeryüzünde bütün
yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak
yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla vaftiz edin; size
buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an
sizinle birlikteyim.” Matta 28:18-20
İsa Mesih yeryüzündeki tüm yetkiyi elinde tutmaktadır ve bu gücü hiçbir zaman
elinden bırakıp insanın günahından doğan Papalık kurumuna devretmemiştir. Kutsal
Kitap’ta hiçbir yerde Mesih’in yetkisini bırakıp, bu yetkiyi bir başkasına
devrettiği yazmamaktadır. Mesih’in yetkisi ne bir kişiye, ne de bir kuruma
devredilmiştir.
Papa, kendisinin Kilise’nin patronu olduğunu kanıtlayabilmek için bir sürü
girişimlerde bulunulmuştur. Mesih’in halkının başının Papa olduğu görüşünü haklı
çıkarmaya çalışan bir çok Roma Katolik ilahiyatçısı, Papa’nın yetkisini Elçi
Simun Petrus’tan devraldığını iddia etmektedirler. Roma’nın ilk ruhani
Papası’nın İsa’nın elçilerinden birisi olan Elçi Simun Petrus olduğunu iddia
eden Romalı Katolikler Papalık kurumunu bu iddiayla kanıtlamaya
çalışmaktadırlar. Hatta Simun Petrus’tan günümüze kadar Roma’nın papazlarını
sıralayarak Papalık kurumunun elçisel bir kökene sahip olduğunu ve büyük
yetkilere sahip olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadırlar.
Bu iddia aşağıdaki sebeplerden dolayı problemli bir iddiadır:
1. Pavlus, Yahudi olmayanlara gönderilmişti. Simun Petrus’un görevi ise Kurtuluş
Müjdesi’ni Yahudiler’e duyurmaktı. “Tam tersine, Müjde'yi sünnetlilere* bildirme
işi nasıl Petrus'a verildiyse, sünnetsizlere bildirme işinin de bana verildiğini
gördüler. Çünkü sünnetlilere elçilik etmesi için Petrus'ta etkin olan Tanrı,
öteki uluslara elçilik etmem için bende de etkin oldu.”(Galatyalılar 2:7-8).
Simun Petrus aynı zamanda Yahudi olmayanlara da Kurtuluş Müjdesini açıklamıştır
(bkz Elçilerin İşleri 8:14-17, 10:9-48). Fakat Simun Petrus’un esas görevi
Kurtuluş Müjdesi’ni İsrail milletine anlatmaktı.
2. Simun Petrus’un ilk mektubunun Roma’da yazılmış olması, bu tartışmada bir
önem taşımıyor. Çünkü mektup Babil’de(Mezopotamya’da) yazılmıştır. “Sizler gibi
seçilmiş olan Babil'deki kilise ve oğlum Markos size selam ederler.” (1 Petrus
5:13). Yahudi Ansiklopedisi (Encyclopedia Judaica), Tevrat çalışmalarından
bahsederken, İ.S. birinci yüzyılda halâ “ünlü Babil akademilerinin” varlığından
söz eder. Simun Petrus’un bu akademilere gidip Kurtuluş Müjdesini vaaz etmiş
olması mümkündür. Bu akademilerde Yahudiler bulunduğundan ve Simun Petrus’un
görevinin, İsrail milletine Müjde’yi duyurmak olduğundan Babil’e gitmesi
doğaldır. O zamanlarda Babil’de bir kilisenin kurulmuş olduğu da kesindi. 1
Petrus 5:13 ayeti bu durumu kesin bir gerçek olarak veriyor. Fakat, bazı Roma
Katolik ilahiyatçıları burada geçen Babil kelimesinin aslında şifreli bir anlam
taşıdığını ve Babil’in aslında Roma anlamına geldiğini iddia ediyorlar. Tabii ki
bu iddiaların hiçbir kanıtı yoktur. Kutsal Kitap’ı kendi geleneklerine göre
yorumlayıp, kendi çıkarlarına uydurmaya çalışmaktadırlar.
3. Romalı Katolikler’in üniversitelerinden birisi olan Notre Dame
Üniversitesi’nin eski ilahiyat profesörlerinden ve katolikliğin Cizvit
mezhebinden olan Prof. Dr. John Mckenzie kitabından şöyle diyor: “Kilise
yetkisinin zincirleme olarak bir kişiden diğerine geçmesi konusunda tarihsel bir
kanıt bulunmamaktadır.” (The Roman Catholic Church, Roma Katolik Kilisesi, [New
York, Basım: 1969], Sayfa 4)
The New Catholic Encyclopedia (Yeni Katolik Ansiklopedisi), şöyle diyor:
“...Papalık kurumunun başlangıcı ve gelişimiyle ilgili elimizde bulunan belgeler
yok denecek kadar az ve karmaşık olduğundan hiçbir kanıttan söz edemeyiz…” (I.
Cilt, Sayfa 696 [1967])
4. Papaların evlenmelerine izin verilmez, çünkü ettikleri yeminle evlilik
hakları ellerinden alınmıştır. Bu nedenle yaşamları boyunca bekar kalmak
zorundadırlar. Bu durum, Simun Petrus’un Roma’nın ilk Papası olduğu iddiasının
uydurma olduğunu kanıtlıyor, çünkü Simun Petrus evliydi:
“Simun’un kaynanası ateşler içinde yatıyordu...” Markos 1:30
5. Kilise tarihiyle ilgili elimizde bulunan belgeler Simun Petrus’un Roma’da
çarmıha gerilmiş olduğunu açıklamaktadırlar. Fakat Roma’daki kilisenin Petrus
tarafından kurulmuş olduğuna dair elimizde hiçbir belge bulunmamaktadır. Bu
konuyla ilgili ilginç olan başka bir nokta da Pavlus’un Romalılara göndermiş
olduğu mektupta herkese selam söylerken bir tek Petrus’a selam konusu geçmiyor
(Romalılar 16:3-16). Eğer Petrus’un Roma’da olduğunu bilecek olan birisi varsa,
o da Pavlus olurdu. Demek ki, Petrus’un Roma Kilisesi’nin ilk Papası olduğu
iddiasının temelleri çürük! Roma Katolikleri’nin biraz daha uydurma belge
hazırlayıp bunu kanıtlamaya çalışması gerekir… Yoksa Papalık elden gidiyor, ona
göre!!!
6. Kutsal Kitap Petrus’un Yakup ve Yuhanna’yla birlikte Yeruşalim Kilisesi’nin
temel direği olduğunu söylemektedir. Kutsal Kitap bu açıklamayı hiçbir zaman
Roma Kilisesi için yapmamaktadır!(Bkz. Elçilerin İşleri 15:4-29; Galatyalılar
2:9)
7. İlk kilise hiçbir zaman Roma Papazı’nın (Papa) Kilise üzerindeki evrensel
yetkisine inanmamıştır. İlk kiliselerdeki inanlılar her kilisenin kendi
kendisini Kutsal Ruh’un yönlendirmesiyle, kurumsal yönetimden bağımsız olarak
yönetmeleri gerektiği ayrıcalığına inanıyorlardı. Bu gerçeği İznik Konseyi’nin
altıncı Kanonunda açıkça görüyoruz:
Mısır, Libya ve Pentapolis’teki eski adetler devam etsin çünkü bütün bu
yerlerden sorumlu olan İskenderiye Papazıdır. Aynı şekilde Roma Papazı’nın da
sorumlu olduğu yerler farklıdır. Bununla birlikte, Antakya’da ve diğer illerde
buylunan kiliseler de kendi kendilerin yönetme ayrıcalığına sahiptirler. (İ.S.
325)
Seksen yıl sonra Kartaca Konseyi’nde Cyprian şöyle demiştir:
“Hiçbirimiz kendimizi papazların papazı olarak ilan etmiyoruz. Hiçbirimiz
despotluk edip diğer papazları zorla kendimize itaat ettirmeye çalışmıyoruz.
Çünkü her papaz kendi özgürlüğüne ve gücüne göre doğruyu ve yanlışı yargılama
gücüne sahiptir ve kendisi başkasını yargılayamayacağı gibi başka papazlar
tarafından da yargılanamaz.”
35. Elçisel Kanon şöyle der (Tarih: 2.-5. yüzyıllar arasında):
“Her ülkenin piskoposu o ülkedeki baş piskoposu bulup başkanları yapmalıdırlar.
Başkanlarının yönlendirmesiyle hareket etmelidirler. Her ülkenin başkanı kendi
ülkesinden ve o ülkeye bağlı olan yerlerden sorumludur, başkalarının ülkesine
karışamaz. Herkesin görüşü alınmadan bir şey yapmasına da izin vermeyin. İşte bu
şekilde aranızda eşitlik sağlanmış olacak ve Tanrı Mesihle Kutsal Ruh’ta
yüveltilmiş olacak.”
8. Bir gün İsa’nın öğrencileri, aralarında en üstün kişinin kim olduğunu
tartışırken, İsa en üstün kişinin başkalarına hizmet eden kişi olduğunu
söylemiştir. İsa’nın öğrencilerinin başı Petrus muydu? Onların Papası Petrus
muydu? Eğer öyle olsaydı İsa Mesih bunu çok açık bir şekilde belirtirdi.
Petrus’un diğerlerinden üstün olduğuna işaret eden hiçbir kanıt yok elimizde.
(Matta 20:20-28)
9. En önemlisi, Petrus’un hiçbir zaman kendisini tüm Kilise topluluğunun başı
olarak tanımlamamış olmasıdır. Petrus kendisini şöyle tanımlıyor: “Bu nedenle
aranızdaki ihtiyarlara, onlar gibi bir ihtiyar, Mesih'in çektiği acıların
tanığı, açığa çıkacak olan yüceliğin paydaşı olarak rica ediyorum. (1 Petrus
5:1)
10. Petrus’un ilk Piskopos veya Papa olduğu fikri 2. ve 3. yüzyıllara kadar
ortaya bile atılmamıştır. Oxford Üniversitesi’nde tarih profesörlüğü yapmış
J.N.D. Kelly şöyle diyor:
“İkinci ve Üçüncü yüzyılların sonlarına doğru, gelenek Petrus’u Roma’nın ilk
Piskoposu olarak belirlemiştir. Bu doğal bir gelişmeydi. Öncelikle yerel kilise
presbuterosları(ihtiyarlar heyeti) tarafından atanan bir piskopos yerel bir
kilisenin yönetimini oluşturuyor ve her kilise tek piskoposla yönetiliyordu.
Bütün kiliseleri tek çatı altında birleştiren bir kurum yoktu. Elçilerin
öğrencileri de dahil, ilk kilisedeki herkes tüm kilisenin başının Mesih olduğunu
ve Mesih’i temsilen kimsenin tüm kiliseleri yönetemeyeceğini söylüyorlardı.
Bütün bu itirazlara rağmen, İkinci yüzyılın sonlarına doğru Roma’da inatla
Papalık kurumu başlatıldı.” (The Concise Dictionary of Christianity – Kısa
Hıristiyanlık Sözlüğü- [Basım: Liturgical Press, 1992], Sayfa 6)
Not: Grekçe’de episkopos “gözetmen” anlamına gelir.
Bütün bu kanıtlar, Papalık Kurumu’nun “Elçisel Miras” olduğu iddiasının aslında
doğru olmadığını ve tamamen sahte olduğunu göstermektedir. Kilise tarihine göre,
Papalığın, Petrus’tan aktarılmış olan “Elçisel Miras” olduğu teorisi yalandır.
9- Bebek Vaftizi
Katolik Görüşü:
“İnsan düşmüş ve asli günah lekesiyle kirlenmiş bir insan doğasıyla doğar,
çocukların da karanlıkların gücünden kurtulmak ve her insanın çağrıldığı Tanrı
çocuklarının alanına götürülebilmeleri için Vaftizle yeniden doğmaya hakları
vardır. Esenlik lütfunun minnettarlığı özellikle bebek vaftizinde kendini
gösterir. Aileler çocuklarını doğumlarından az sonra vaftiz ettirmezlerse onları
Tanrı’nın çocukları olma gibi paha biçilmez lütuftan mahrum bırakmış
olacaklardır.” Sayfa 309 #1250
“Küçük çocukları vaftiz etmek Kilise’nin çok eski geleneklerinden biridir.
Gerçekliği II. Yüzyıldan beri açıkça kabul edilmiştir.” Sayfa 309, # 1252
Kutsal Kitap Görüşü:
“Havranın yöneticisi Krispus bütün ev halkıyla birlikte Rab'be inandı. Pavlus'u
dinleyen Korintliler'den birçoğu da inanıp vaftiz oldu.” Elçilerin İşleri 18:8
“Onun sözünü benimseyenler vaftiz oldu....” Elçilerin İşleri 2:41
“Ama Tanrı'nın Egemenliği ve İsa Mesih adıyla ilgili Müjde'yi duyuran Filipus'un
söylediklerine inandıkları zaman, erkekler de kadınlar da vaftiz oldular.”
Elçilerin İşleri 8:12
“Petrus onlara şu karşılığı verdi: “Tövbe edin, her biriniz İsa Mesih'in adıyla
vaftiz* olsun. Böylece günahlarınız bağışlanacak ve Kutsal Ruh armağanını
alacaksınız.” Elçilerin İşleri 2:38
Gözlemler:
“Katolik Kilisesi’nin Din ve Ahlak İlkeleri” adlı Katolik ilmihalinin de açık
bir şekilde belirttiği gibi, ikinci yüzyıla kadar bebek vaftizi kilisenin kabul
ettiği bir gelenek değildi. Bir Kilise tarihçisi şöyle diyor: “İlk üçyüz yıl
içerisinde kilise toplulukları birbirlerinden bağımsız bir şekilde varlıklarını
sürdürmüşlerdi. Bu topluluklar hiçbir hükümet tarafından desteklenmemekteydi.
Yunanistan’da ,Suriye’de ve Afrika’da ilk yüzyıldan beri var olan birçok kilise
toplulukları vaftiz olan binlerce yetişkinden söz ederken İ.S. 370’lere kadar
hiçbiri bebek vaftizinden söz bile etmemektedir.” (J. M. Carroll, The Trail of
Blood, -Kan İzleri- Sayfa 13)
Kutsal Kitap’a göre vaftiz olacak bir kişinin tövbe edip günahlarının bağışı
için İsa Mesih’i Rabbi ve Kurtarıcısı olarak kabul etmesi gerekirdi. Bir bebek
tövbe edip günahlarının bağışı için İsa Mesih’i Rabbi ve Kurtarıcısı olarak
kabul edebilecek durumda değildir.
Bebek vaftizini kanıtlamak için verilen ayetlerden olan Elçilerin İşleri
16:31-34’te Pavlus ve Silas Romalı zindancıyla ilgili şöyle diyor: “Onlar, “Rab
İsa'ya iman et, sen de ev halkın da kurtulursunuz” dediler. Sonra kendisine ve
ev halkının hepsine Rab'bin sözünü bildirdiler. Gecenin o saatinde zindancı
onları götürüp yaralarını yıkadı. Sonra hem kendisi hem ev halkı hemen vaftiz
oldu. Pavlus'la Silas'ı evine götürerek sofra kurdu. Tanrı'ya inanmak, onu ve
evindekilerin hepsini sevince boğmuştu.”
Zindancının ailesinden vaftiz olanlar arasında bebeklerin de olabileceği
farzedilmektedir. Farzedilen bir noktadan yola çıkarak bir doktrin
oluşturulamaz. Bu ayette bu konuda sessizlik vardır ve sessizlikten doktrin
oluşturmaya kalkarsanız yanlış sonuçlara varmaya mahkumsunuz.
34. ayete göre vaftiz olan herkesin sevinç içerisinde olduklarını görüyoruz.
“…Tanrı'ya inanmak, onu ve evindekilerin hepsini sevince boğmuştu...”
Bebekler, Tanrı’ya olan inançlarından dolayı sevince boğulamayacaklarından, bu
ayette bebeklerin vaftiz olmadıkları gerçeğini görüyoruz. Bu ailede vaftiz
olanların hepsi gerçekten de Tanrı’ya iman etmiş yetişkinlerden oluşmaktaydı.
İşte bu yüzden, vaftiz olduktan sonra “Tanrı'ya inanmak, onu ve evindekilerin
hepsini sevince boğmuştu.”
( Not: Katoliklerin de hakkını vermeden geçmeyelim. İkinci yüzyıl kilisesinin
bebekleri vaftiz etmiş olması, bebek vaftizinin uygulandığına kanıt olarak
verilebilir. Elçilerden hemen sonra kilisenin böyle bir hataya düşmüş olması çok
zor gibi görünüyor. Ayrıca, Yeni Antlaşma’nın neden sadece iman eden
yetişkinlerin vaftizinden bahsettiğini şu şekilde açıklayabiliriz: İlk olarak
iman edenler Yahudilikten ve paganizmden gelen kişilerdi. Bu kişilerin
vaftizlerinden bahsedilmektedir. Bu kişiler ilk inanlı nesil olduklarından
çocuklarının vaftiz edilmesinden bahsedilmemiş olması da doğaldır. Yeni Antlaşma
yetişkinlerin vaftizinden bahsettiğinden, daha sonra çocukları olmuş olan bu ilk
neslin çocuklarını vaftiz ettirmiş olmaları ihtimalinin varlığından söz
edebiliriz. Bebeklerinin vaftiz olmasını reddedenlerle ilgili elimizde bulunan
ilk kayıtlar aslında İ.S. 327 yılında başlıyor. Bu durum yukarıda alıntısını
yaptığım J. M. Carroll’ın “İ.S. 370’lere kadar hiçbiri bebek vaftizinden söz
bile etmemektedir” sözüyle çelişmektedir. Evet, bebek vaftizi konusu tartışmaya
açık bir konudur ve dogmatik olarak taraftarı veya karşıtı şeklinde
tartışamayız. Kesin dogmatik kural olarak ifade edilebilecek olan bir şey varsa,
o da vaftizin yeniden doğuşu veya orijinal günahtan aklanmayı sağlamadığı
gerçeğidir).
Bebek vaftizinin zorunluluğunu açıklamaya çalışan Katolik ilahiyatçıları Yeni
Antlaşma’dan başka alıntılara da başvurmaktadırlar:
“İsa ona şu karşılığı verdi: “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse yeniden
doğmadıkça Tanrı'nın Egemenliği'ni göremez.”… İsa şöyle yanıt verdi: “Sana
doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sudan ve Ruh'tan doğmadıkça Tanrı'nın
Egemenliği'ne giremez.” John 3:3,5
Katolik iddiası: Mesih, Tanrı’nın çocuğu olup yeni doğuşumuzu sağlayacak olan
Kutsal Ruh’u almak için suyun (vaftizin) zorunlu olduğunu söylüyor.
Hıristiyanların bu iddiaya iki şıklı cevabı:
1) Bu ayete ilk baktığımızda, su kelimesinin anne rahmindeki doğal döllenmeyle
ilgili olduğunu söyleyebiliriz.Yuhanna 3:6 bu yorumu destekliyor: “Bedenden
doğan bedendir, Ruh'tan doğan ruhtur.” İşte bu nedenle bu ayetler doğal doğumla
ruhsal doğumu karşılaştırmaktadır.
2) Bu ayete daha geniş açıdan baktığımızda, Kutsal Kitap’ta kullanılan su
kavramının, Tanrı’nın Sözü’nün arındırıcı yenilemesinden bahsetmek için
kullanılmış olduğunu görürüz. Aşağıdaki ayetler de buna örnektir:
“...Bunu doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, kendi merhametiyle,
yeniden doğuş yıkamasıyla ve Kurtarıcımız İsa Mesih aracılığıyla üzerimize bol
bol döktüğü Kutsal Ruh'un yenilemesiyle yaptı. Öyle ki, O'nun lütfuyla aklanmış
olarak umut içinde sonsuz yaşamın mirasçıları olalım.” Titus 3:5-7
“Size söylediğim sözle siz şimdiden temizsiniz.” Yuhanna 15:3
“Ey kocalar, Mesih kiliseyi nasıl sevip onun uğruna kendini feda ettiyse, siz de
karılarınızı öyle sevin. Mesih kiliseyi suyla yıkayıp tanrısal sözle
temizleyerek kutsal kılmak için kendini feda etti.” Efesliler 5:25-26
Tanrı’nın Sözü’nü kabul etmemizle suyla yıkanıp temizlenerek içimizde yaşayan
Kutsal Ruh tarafından ruhsal olarak kutsal kılındık. Pavlus bile, birçok kişiyi
vaftiz etmemiş olmakla övünüyor ve esas önemli olanın İsa Mesih’in Kurtuluş
Müjdesi’ni anlatmak olduğunu söylüyor. (bkz. 1 Korintliler 1:14-17; Romalılar
10:9-10, 13-15, 17). Eğer yeni yaşama geçmek için vaftiz zorunlu olmuş olsaydı,
Pavlus bu şekilde konuşmazdı. Vaftiz olmamız zorunludur, fakat kurtuluşumuz
vaftize bağlı değildir. Kurtuluşumuz sadece ve yalnızca Tanrı’nın lütfuna
bağlıdır (Sola Gratia). Sadece ve Yalnızca imanla aklanırız (Sola Fide). İşte bu
nedenle, ne vaftiz, ne de gelenekleri yerine getirme çabaları bizi aklayabilir.
“Petrus onlara şu karşılığı verdi: “Tövbe edin, her biriniz İsa Mesih'in adıyla
vaftiz olsun. Böylece günahlarınız bağışlanacak ve Kutsal Ruh armağanını
alacaksınız.” Elçilerin İşleri 2:38
Günahların bağışı için vaftizin şart olduğu iddia edilmektedir. Petrus’un bu
ayetlerde ne dediğini anlamak için metne daha ayrıntılı bakmamızda fayda var.
Petrus, Mesih’i herkesin önünde inkar etmiş olan Yahudilere ve Mesih
çarmıhtayken O’nunla alay etmiş olan Yahudiler’e Mesih’in kurtuluş Müjdesini
anlatıyor. İşte bu nedenle Petrus onlara sadece tövbe çağrısında bulunmakla
yetinmiyor, fakat aynı zamanda O’nun adıyla vaftiz olup Mesih’i gerçekten de
yüreklerine almış olduklarını göstermelerini istiyor. Mesih’i herkesin önünde
nasıl inkar ettilerse, aynı şekilde herkesin önünde vaftiz olarak Mesih’e olan
imanlarını açıklamalarını istiyor. (Bkz. Elçilerin İşleri 2:23-24,36-37)
“Haydi, ne bekliyorsun? Kalk, O'nun adını anarak vaftiz ol ve günahlarından
arın!'” Elçilerin İşleri 22:16
Burada da günahlardan kurtulmak için vaftiz sanki zorunluymuş gibi görünüyor.
Burada da açıkça görüldüğü gibi kurtuluşu sağlayan şey vaftizin kendisi değil,
“O’nun adını anmaktır.” Romalılar 10:13 aynı noktayı vurgulamaktadır:
“...Rab'be yakaran(Rabbin adını çağıran)[iii] herkes kurtulacak.”
Vaftiz kelimesi, batırma, içine alma, bandırma anlamlarına geldiğinden tam
olarak Mesih’in içine girerek O’nunla paydaşlığımız olduğunu simgeliyor. Kutsal
Ruh’un bizi Mesih’in bedenine batırmasıyla kurtuluyoruz.
İşte bu nedenle vaftiz dışsal bir simgeden ibarettir. Vaftiz, Rab İsa Mesih’i
günahlarınızın bağışı için daha önceden yüreğinize almış olduğunuzun simgesidir.
Vaftiz, günaha ölüşümüzü ve Mesih’te yeni yaşama geçişimizi simgeler.
“...Bu olay vaftizi simgeliyor. Bedenin kirden arınması değil, Tanrı'ya yönelen
temiz vicdanın dileği olan vaftiz, İsa Mesih'in dirilişiyle şimdi sizi de
kurtarıyor...” 1 Petrus 3:21
Petrus, bir kişinin kurtuluşunda vaftizin temel görevini açıklıyor. Metni
bütünüyle okumak çok önemlidir, çünkü buradaki metin Nuh’un Tufanı’nı vaftizle
bağdaştırıyor. Nuh’un ailesinin üyelerinin suların arasından güvenli bir şekilde
geçmiş olmaları, inanlıların ilk vaftizini simgeliyor. Buradaki su vaftizden
sonra gelecek olanları da simgelemekteydi. Petrus vaftizin neleri simgelediğini
açıklarken, Pavlus da Romalılar 6:3-4’te vaftizin Mesih’in ölümünü ve dirilişini
simgelediğini söylüyor. Vaftiz, Mesih’in ölümünü ve dirilişini simgelediğinden,
“vaftiz kurtarır” sözü “Mesih’in ölümü ve diriliş kurtarır” anlamına gelir. Bu
şekilde Petrus da günahlarımız ve sonsuz yaşamımız için Mesih’in ölümünün ve
dirilişinin önemini vurguluyor:
“…İsa Mesih'in dirilişiyle şimdi sizi de kurtarıyor” (1 Petrus 3:21).
İsrail Kralı olan Davut, Hititli Uriya’nın karısını alıp zina sonucu onu hamile
bıraktığında Rabbe karşı günah işlemişti. Bu olaydan sonra günahını saklamak
için Uriya’nın öldürülmesini sağladı. Sonunda Davut günahlarından tövbe ettikten
sonra, günahları Rab tarafından affedilmişti. Fakat Davut, bağışlanmış olmasına
rağmen çocuk bu günahtan dolayı ölecekti:
“Davut, “RAB'be karşı günah işledim” dedi. Natan, “RAB günahını bağışladı,
ölmeyeceksin” diye karşılık verdi, “Ama sen bunu yapmakla, RAB'bin düşmanlarının
O'nu küçümsemesine neden oldun. Bu yüzden doğan çocuğun kesinlikle ölecek.” ” (2
Samuel 12:13,14)
Çocuk, Davut’un işlemiş olduğu günahtan dolayı ölmüş olduğu halde sonsuz yargı
altında değildi.
“Davut şöyle yanıtladı: “Çocuk yaşarken oruç tutup ağladım. Çünkü, ‘Kim bilir,
RAB bana lütfeder de çocuk yaşar’ diye düşünüyordum. Ama çocuk öldü. Artık neden
oruç tutayım? Onu geri getirebilir miyim ki? Ben onun yanına gideceğim, ama o
bana geri dönmeyecek.”” (2 Samuel 12:22,23)
Davut bir gün oğlunun yanına gideceğini söylüyor. Yukarıda da belirtildiği gibi
Davut’un günahları bağışlanmıştı ve Davut sonsuz yargıdan kurtulmuştu. Böylece,
Davut zaten oğlunun bulunduğu yere gideceğinden, oğlunun da cennette kendisiyle
birlikte olacağını söyleyebiliriz.
Yeni Antlaşma’da İsa’nın öğrencileri çocukların İsa’ya yaklaşmalarını
engellemeye çalışırken, İsa öğrencilerini azarlayıp çocukların kendisine
gelmesine izin verilmesini söylemişti ve göklerin krallığının böylelerine ait
olduğunu söylemişti. Bu çocukların hiçbirisi vaftiz olmadığından İsa’nın böyle
bir ifadede bulunmuş olması çok ilginç görünüyor.
Orijinal günahla doğmuş olmalarına rağmen, özel bir şekilde Tanrı’nın lütuf
armağanı bu çocuklara aşılanarak sonsuz yargıdan korunmuş olabilirler. Kurtuluş
sadece ve yalnızca Tanrı’nın lütfuyla (Sola Gratia) ve sadece ve yalnızca Mesih
aracılığıyla (Solus Christus) gerçekleşir. Kutsal Yazılar’da kurtuluşun, Mesih’e
iman eden yetişkinlere Tanrı’nın lütfuyla verildiğini görüyoruz. Yetişkinlerin
iman etmeleri, Kutsal Ruh’un yüreklerini değiştirerek onlara yeni yaşam
vermesiyle olur. Kişi ancak bundan sonra İsa Mesih’i Rabbi ve Kurtarıcısı olarak
kabul eder.
“Kutsal Ruh'un aracılığı olmaksızın da kimse, “İsa Rab'dir” diyemez.( 1
Korintliler 12:3)
Kutsal Yazılar’dan da gördüğümüz gibi kurtuluş için vaftiz zorunlu değildir.
(Bkz. Matta 19:13-15; Markos 10:13-16; Mezmur 51:5)
10- Bekarlık Yemini
Katolik Görüşü:
“Latin Kilisesi tarafından Ruhbanlık sırrı verilen herkes normal olarak, sürekli
diyakoslar hariç, “Göklerin Egemenliği uğruna” (Mt. 19, 12) bekar kalmak
eğiliminde olan ve bekar yaşayan inanlı erkekler arasından seçilirler. Kayıtsız
şartsız Rabbe ve “onun işlerine” kendilerini adamaya çağrılanlar, bütün
benlikleriyle Tanrı’ya ve insanlara kendilerini verirler. Bekarlık hizmetlinin
kendini Kilise hizmetine verdiği bu yeni yaşam tarzının bir işaretidir; sevinçli
bir yürekle kabul ederek Tanrı’nın Egemenliği’ni parlak bir biçimde bildirir.”
Sayfa 381, #1579
Kutsal Kitap Görüşü
“Ancak gözetmen ayıplanacak bir yanı olmayan, tek karılı, ölçülü, sağduyulu,
saygın, konuksever, öğretmeye yetenekli biri olmalı.” 1 Timoteus 3:2
“Görevliler tek karılı, çocuklarını ve evlerini iyi yöneten kişiler olsun.” 1
Timoteus 3:12
“Herkes evliliğe saygı göstersin.” İbraniler 13:4
Gözlemler:
Kutsal Kitap, isteyen kişilerin(erkeklerin) evlenmemelerinin iyi olacağını
söylüyor. Tanrı’ya hizmet etmek isteyen bazı kişiler isterlerse evlenmemeyi
seçebilirler, fakat Kutsal Kitap bunu zorunlu koşmamaktadır. Bu nedenle,
rahipleri bakarlık yemimnine zorlamak tamamen yanlış bir uygulamadır. Vatikan’ın
Papalığı elçi Petrus’tan aldığını söyleyip bütün rahiplerini bekarlığa
zorlamasına Petrus bile karşı çıkardı. Bildiğimiz gibi, Romalı Katoliklerin ilk
Papa olduğunu iddia ettikleri Petrus bile evliydi.
Herşeyi önceden bilen Tanrı, elçileri bu tür doktrinlere karşı önceden uyararak
bu doktrinleri aralarından atmalarını söylüyor:
“Ruh açıkça diyor ki, son zamanlarda bazıları yalancıların ikiyüzlülüğü
nedeniyle aldatıcı ruhlara ve cinlerin öğretilerine kulak vererek imandan
dönecek. Vicdanları adeta kızgın bir demirle dağlanmış bu yalancılar evlenmeyi
yasaklayacak, iman edip gerçeği bilenlerin şükranla yemesi için Tanrı'nın
yarattığı yiyeceklerden çekinmek gerektiğini buyuracaklar.” 1 Timoteus 4:1-3
Göklerin Kraliçesi
Bu karşılaştırmalarımızı tamamlamadan önce, Vatikan’ın Göklerin Kraliçesi’ne
tapınışının kökenlerini inceleyelim. Bu incelememiz sırasında bu tapınmanın
tamamen pagan putperest kökenlerden geldiğini göreceğiz. Yaptığımız bazı
alıntılarla günümüzdeki Romalı Katolikler’in Meryem’e bakışıyla, eski çağlardaki
anne tanrıçalara bakış açısının tamamen aynı olduğunu göreceğiz:
Meryem’e atfedilen Göklerin Kraliçesi ve her şeyin Kraliçesi ünvanlarının pagan
kökenlere sahip olduğunu bir çok kaynak açıklamaktadır. Will Durant’ın The Story
of Civilization (Medeniyetin Öyküsü) adlı kitabında Babil Tanrıçası İştar’a
edilen dualar şöyle aktarılıyor:
“Sana dua ediyoruz ey kadınların Kadını, en yüce Kadın, ey tanrıçaların
Tanrıçası İştar, Sen bütün şehirlerin Kraliçesisin, tüm insanların Önderisin.
Sen dünyanın ve göklerin ışığısın” (1. Cilt, Sayfa 235)
Katolikler’in Rabbimiz İsa Mesih’in annesi olan Meryem için ayinlerinde
kullanmış oldukları dualar, Hıristiyanlık öncesi Babil medeniyetinde İştar için
de kullanılmıştı. İştar için kullanılan ünvanlar şunlardı: “Bakire”, Kutsal
Bakire”, “Bakire Anne” (1. Cilt, Sayfa 235)
Katolik bir rahip olan Andrew Greenley bile bu ünvanların pagan (putperest)
kökenlere sahip olduğunu itiraf etmektedir:
“Meryem, Batı dünyası tarihinin en güçlü dini sembollerinden birisidir… Meryem
sembolü Hıristiyanlığı doğrudan eski çağlardaki dinlerin, “anne tanrıça”
dinlerine bağlıyor.” The Making of The Popes,(Papaların Ortaya Çıkışı) 1978
(U.S.A. 1979, Sayfa 227)
Meryem’e Teotokos ünvanının ilk verildiği yer Efes’tir. Theotokos kelimesi
“Tanrı-Taşıyan” veya “Tanrı’nın Annesi” anlamına gelir. Efes şehri anne tanrıça
olan Artemis’e tapınırdı:
“Efes Konseyi İ.S. 431 yılında Teotokos bazilikasında toplanmıştır. İşte,
Artemis’e bağlılığıyla tanınan Efes şehrinin bu toplantı yerinde Artemis’in
heykelinin göklerden yere düştüğü gözlenmiş (Katolik geleneğinde anlatılan
mitolojik efsanelerden birisi). Geleneğe göre İ.Ö. 330 yılında Doğurgan
Tanrıça’ya adanmış Magna Mater tapınağının tam ortasına düşmüş ve katolik
geleneğine göre Meryem’in şekli ortaya çıkmış. Bu şekilden sonra herkes
“Tanrı’nın Annesi” yazısını görmüşler.” (E.O. James, The Cult of The Mother
Goddess, -Anne Tanrıça Tarikatı –Sayfa 207)
Valerie Abrahamson şöyle diyor: “Hıristiyanlık dışı birçok kaynak Meryem’le
ilgili bu sapkın öğretinin kökeni hakkında bize bilgi vermektedir. Bakireden
doğum hikayeleri (Örn: Hera, Rhea, Silvia, Brigid) birçok kültüre uyarlanmış bir
şekilde anlatıla gelmektedir. Aynı şekilde oğlunu kaybeden kadınlar yaktıkları
ağıtlar da dillere destan olmuştur. (Örn: Demeter ve Persefon; Isis ve Horus
gibi). İkonografik olarak, Meryem nasıl bebek İsa’yı emzirirken resmedilmişse,
Mısırlılar’ın tanrıçası İsis de oğlu Horus’u aynı şekilde emzirirken
resmedilmiştir. Meryem’e nasıl Göklerin Kraliçesi ünvanı verildiyse ve Meryem
nasıl yuvarlak bir burçkuşağıyla resmedilmişse, aynı şekilde İsis’e, Magna
Mater’e ve Artemis’e de aynı ünvanlar ve şekiller verilmiştir.
“Bu benzerlikler Meryem tarikatının kökeninin eski çağlardaki kadın tanrıça
inançlarından, Yunan ve Roma tanrıçalarından alınıp Roma Katolikleri tarafından
Hıristiyanlığa uyarlandığı ortadadır. Kutsal Yazılar’da Meryem’in Tanrı’ya itaat
eden, şefkatli ve sevgi dolu bir insan olduğunu görüyoruz. Fakat Katolikler’in
Meryem’le ilgili ortaya atmış oldukları ünvanları ve öyküleri Kutsal Kitap’ta
değil, sadece efsanevi mitoloji kitaplarında görmekteyiz. Bir çok kişi için
saygıdeğer bir kadın tasviri psikolojik bir değere sahip olduğundan bu öğretiyi
ellerinden bırakmak istemiyorlar.” (The Oxford Companion to The Bible
[Basım:1993, Editör: Bruce M. Metzger, Michael D. Coogan] Sayfa. 500)
(Not: Mesih’in bir bakireden doğmuş olduğu gerçeği uydurma putperest
mitolojilerden bambaşkadır. Çünkü, putperest mitolojilerde, doğan çocuklar
sonunda bir kadınla ilişkiye girip çocuk sahibi olurlardı.)
Katolik bir rahip olan Andrew Greenley, Hıristiyan olduğunu iddia eden
Vatikan’ın, putperestlerin geleneklerini Katoliklik dinine uyarlamasıyla ilgili
yorumlarına şöyle devam ediyor:
“İlk kilise tarihini incelediğimizde Meryem’in tanrıça gibi Tanrı’nın bir
parçası olarak nasıl ortaya çıktığı çok açık değildir. İkinci yüzyılın
başlarında bazı Hıristiyan yazarlar Meryem’den yeni “Havva” olarak
bahsetmekteydiler. İkinci yüzyılın sonlarına ve üçüncü yüzyılın başlarına doğru,
Meryem’in çizilmiş tasvirleri mezarlarda görülmeye başlanmıştı. Ve dördüncü
yüzyılın ortalarına doğru Meryem’e doğrudan dua başlamıştı... Kadın tanrıça
anlayışı Hıristiyanlık öğretisine entegre edilmiş ve Meryem’e uyarlanmıştır.
Tanrıça öğretisinde iyi olduğu düşünülen herşey korunarak Meryem’e
aktarılmıştı…Meryem’le Afrodit arasında veya Meryem’le Artemis arasında veya
Meryem’le Atina ve Juno arasında bir benzerlik var mıydı? Meryem kültünü ortaya
çıkaranlar bu konulara cevap vermeyi düşünmeden Meryem’i tanrıçalaştırmışlardı.”
“Tarihte pagan putperestlerin ortaya attıkları Göklerin Kraliçesi kavramın
Katoliklerin kullandığı Göklerin Kraliçesi kavramına nasıl dönüşmüş olduğuyla
ilgili elimizde çok az bilgimiz var… Göklerin Kraliçesi o kadar çok tanınıyordu
ki, en azından bu kraliçenin elbise düzeninin Meryem’e ve bazı rahibeler
düzenine uyarlanmış olması beklenilecek bir davranıştı... Meryem’le ilgili
tasvirlerde, Meryem’in tanrıçalaştırılarak tasvir edildiğini biliyoruz.
“Paganların Göklerin Kraliçesi’ne tapınma merasimleri ve anlayışlarının Meryem’i
yüceltme kültüne geçmiş olduğunu söylemek tarihsel bir gerçeği ifade etmektir.
Pagan putperestlerin Göklerin Kraliçesi kültünde cinselliği ve insanları kurban
etmeyi ön plana çıkardıklarını biliyoruz. Meryem kültünde ise buna benzer
uygulamalar kaldırılmış ve pagan putperestlerin “iyi uygulamaları” tamamen
Meryem kültüne aktarılmıştır. Eğer Katolikler Meryem’i tanrıçalaştırmasaydılar
putperest paganlar tanrıçalaştırırlardı. Meryem kültü tam zamanında icat
edilmiştir.” (Greenley, The Mary Myth, On the Femininity of God as cited in
Unveiling Satan - Her True Identity Revealed,-Meryem Miti, Şeytan’ı Açığa
Çıkarmak- Meryem’inn Gerçek Kimliği- Sayfa 192-193).
Burada yapacağım son alıntı bu konuda hiçbir şüphemizin kalmaması içindir.
Meryem için kullanılan “Tanrı’nın Annesi”, “Daimi Bakire” gibi ünvanlar eski
çağların bereket tanrıçaları için kullanılan ünvanlardan gelmektedir. Ünlü
tarihçi Ralph Woodrow’un yazdığı, Babylon Mystery Religion, Ancient and Modern
(Babil Gizem Dini, Eskisi ve Yenisi) adlı kitabının 13-19. sayfalarında şöyle
yazmaktadır:
“Babilliler’in putperest paganizmlerinin günümüze kadar gelmiş olan en açık
örneğini, kendilerini Katolik olarak adlandıran Roma Kilisesi’nin Meryem’e
tapınışında görmemiz mümkündür. Romalı Katolikler Babilliler’in kendi
tanrıçalarına tapınma tarzını ve ünvanlarını alarak Meryem’e tapınmaya
dönüştürmüşlerdir ve Meryem’i anne tanrıça olarak icat etmişlerdir.”
“Eski Babilde anne ve çocuk tasviri herkes tarafından biliniyordu. Bu tasvir
Babilliler tarafından kurumsallaştırılıp tapınma biçimine dönüştürülmüştür.
Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan birçok tasvir ve heykel, anne tanrıça olan
Semiramis’i, kolundaki çocuğu Tammuz’la birlikte tasvir etmiştir… Babil halkı
dünyanın çeşitli yerlerine dağıldıklarında kutsal anne ve çocuğuna tapınma
öğretisini de yanlarında götürmeyi ihmal etmemişlerdir. İşte bu durum, birçok
ulusun neden anne ve çocuk öğretilerine inandıklarını açıklamaktadır. Daha
Kurtarıcı İsa doğmadan önce Babilliler’in öğretilerinden dolayı birçok ulus
“anne çocuk” öğretisine yabancı değildi.”
“... Bu tapınma tarzının yayıldığı çeşitli ülkelerde anne ve çocuğa farklı adlar
verilmiştir... Eski Kelt rahipleri tarafından tanrıça ve oğlu Virgo-Patitura
olarak adlandırılmıştı. Grekler ise bu tanrıçaya ve oğluna Afrodit ve Ceres
olarak tapıytorlardı. İsrailliler ise bu tanrıçaya Aştarot (Göklerin Kraliçesi)
adını vermişlerdi. Efes’te Romalılar tarafından Diana ve Grekler tarafından
Artemis olarak adlandırılmıştı. Romalılar ise bu tanrıçaya Venüs-Fortuna ve
oğluna da Jüpiter adını vermişlerdi. Asya’da ise tanrıçaya Kibele, oğluna da
Deoius adını vermişlerdir. Hindistan’da bu tanrıçanın adı Indranidir. Indrani
her zaman kollarındaki sevgili oğluyla tasvir edilmiştir. Ayrıca Hindistan’da
anne ve oğul, Devaki ve Krişna adlarıyla da anılırlar. Mısır’da tanrıça İsis’e
ve Oğlu Horus’a tapınılırdı. Bir yazar şöyle demiştir: ‘Adı veya yeri ne olursa
olsun bu tanrıça Baal’ın karısı olan ve hamile kalmadığı halde meyve veren
Göklerin Bakire Kraliçesidir.’”
“... Birçok arkeolojik yazıt, bu iki kişinin (anne ve çocuk)
tanrısallaştırıldığını ve yüceltildiğini kanıtlamaktadır… Putperest paganlar
sadece İtalya’da (Roma) değil, Afrika’da, İspanya’da, Portekiz’de, Fransa’da,
Almanya’da ve Bulgaristan’da da Hıristiyanlığa yaklaşıyorlardı. Fakat, anne
tanrıçaya tapınma öğretisinden o kadar çok etkilenmişlerdi ki, tanrıçalarını
bırakmak istemiyorlardı. Bazı Hıristiyan önderler taviz verme arayışına
girdiler. Tavizci önderler, anne tanrıçaya tapınma konusuyla Hıristiyanlık
arasında bulabilecekleri benzerlikleri araştırmaya başladılar. Böyle bir taviz
verirlerse, Hıristiyan nüfusunu arttırabileceklerini planladılar. Fakat
paganizmin annesinin yerine kimi koyacaklardı? Tabii ki İsa’nın annesi olan
Meryem’i tanrıçaların yerine koymak en mantıksal taviz olmuştu…”
“... Günümüzde kendilerini Katolik Kilisesi olarak tanıtan Papacılar, sadece
Meryem’e tapınılmasına göz yummakla kalmamış, fakat aynı zamanda, bu tavizi İ.S.
431’de Efes Konseyi’nde Katolik Kilisesi’nin resmi doktrini haline
getirmişlerdir... Eski çağlardan beri Efes’te tanrıça Artemis’e (Diana) bakire
ve anne tanrıça olarak tapınılıyordu...”
Sonuç
Yukarıda açıklamış olduğum on nokta, açık fikirli ve düşünebilen her Katoliği ve
Protestanı ikna etmeye yetecektir. Kutsal Yazılar’daki Hıristiyanlık öğretisiyle
Katolikler’in öğretisinin bağdaşmadığı çok açık. Hıristiyan olduğunu iddia eden
kişilerin, Tanrı’nın Sözü’nü ya tam olarak kabul etmeleri gerekir, ya da Katolik
dinine sarılıp Kutsal Kitap’ın yetkisini tamamen reddetmesi gerekir. Bir kişi,
hem tam olarak Kutsal Kitap’taki öğretilere bağlı olduğunu söyleyip, hem de
Katolik dininin gereklerini yerine getiremez. Katolik dini Hıristiyanlık
değildir. Mormonlar da, Yehova Şahitleri de Hıristiyan olduklarını iddia
ettikleri halde, Kutsal Yazılar’a bakış açılarından dolayı Hıristiyan
olmadıkları ortadadır. Katolikler Tanrı’nın verdiği Kutsal Yazılar yerine,
insanların oluşturmuş oldukları geleneklere iman ediyorlar. Katolikler de
Mormonlarla aynı durumdalar. Katoliklerin kendilerini ısrarla “Hıristiyan”
olarak nitelemeleri, bir domatesin kendisine “armut” adını uygun görmesine
benziyor. Domatesin özü değişmedikçe armut olamaz! Katoliklerin özü değişmedikçe
Katolikler asla Hıristiyan olamazlar! Rabbimiz İsa Mesih, gerçek Hıristiyanları
insan geleneklerine karşı şöyle uyarıyor:
“Bana boşuna taparlar. Çünkü öğrettikleri, sadece insan buyruklarıdır.' Siz
Tanrı buyruğunu bir yana bırakmış, insan töresine uyuyorsunuz.” Markos 7:7-8
İsa Mesih bu gelenekleri uygulayacak kişilere de şu uyarıyı veriyor:
“Bu nedenle size söylediklerinin tümünü yapın ve yerine getirin, ama onların
yaptıklarını yapmayın. Çünkü söyledikleri şeyleri kendileri yapmazlar.” Matta
23:3
Ferisiler İsa’ya ““Öğrencilerin neden atalarımızın töresini çiğniyor?” diye
sorduklarında İsa’nın cevabı şöyle olmuştur:
“İsa onlara şu karşılığı verdi: “Ya siz, neden töreniz uğruna Tanrı buyruğunu
çiğniyorsunuz?” Matta 15:3
Kutsal Kitap şöyle diyor:
“Dikkatli olun! Mesih'e değil de, insanların geleneğine, dünyanın temel
ilkelerine dayanan felsefeyle, boş ve aldatıcı sözlerle kimse sizi tutsak
etmesin.” Koloseliler 2:8
Bugün gerçekten de Rabbimiz İsa Mesih’i yürekten seven ve Roma katolik
Kilisesi’ne katılan kişilerin olduğunu biliyorum. Rab İsa Mesih’e ruhta ve
gerçekte tapınma arzusunda olan bu kişilerin Rabbin Sözlerine kulak asması
Tanrı’ya itaattir. Mesih İsa’in şu uyarısına dikkat edelim:
“İsa ona şu karşılığı verdi: “Beni seven sözüme uyar, Babam da onu sever. Biz de
ona gelir, onunla birlikte yaşarız. Beni sevmeyen, sözlerime uymaz. İşittiğiniz
söz benim değil, beni gönderen Baba'nındır.” Yuhanna 14:23-24
Bu sözler Rab İsa Mesih tarfından sonsuza dek mühürlenmiş olan Kutsal Kitap’ın
sayfalarında yer almaktadır:
“Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.”
Matta 24:35
Bu yazıyı okuyanlar ya İsa Mesih’in öğretilerini izlemeyi seçecekler, ya da
insanların öğretilerini seçecekler. Evet, gerçek kesindir ve tektir. Kesin olan
bir gerçek varsa, o da cennete giden yolun tek yol olduğudur. Acaba bu yol
Kutsal Yazılar’ın gösterdiği yol mu, yoksa insan geleneklerinin gösterdiği yolu
mu? Sizi cennete götürecek tek yol Rab İsa Mesihtir:
“İsa, “Yol, gerçek ve yaşam Ben'im” dedi. “Benim aracılığım olmadan Baba'ya
kimse gelemez.” Yuhanna 14:6
Bütün geleneklerinizden sona Rab İsa’nın size; “Sizi hiç tanımadım, uzak durun
benden, ey kötülük yapanlar!” (Matta 7:23) demesini istemiyorsanız sadece ve
yalnızca Tanrı’nın Sözleri’ne dönmeniz ve Rab İsa Mesih’i Rabbiniz ve
Kurtarıcınız olarak kabul etmeniz gerekecektir.
Biz, Katolik olduğunu söyleyen kişileri eleştirmiyoruz. Bizim eleştirdiğimiz
Katolik Kilisesi’nin öğretileridir. Kişiyi öğretiden ayırarak, Kutsal Yazılarla
çelişen Katolik öğretisinin özünü ve kökenini eleştiriyoruz. Bu nedenle, bu
araştırmanın amacı kişisel saldırı değil, tarihsel ve teolojik gerçeklerin
Kutsal Yazılar ışığında incelenmesidir.
Sonuç olarak, kilise geleneklerine de karşı olduğumuzu söylemiyoruz. Karşı
olduğumuz nokta, Kutsal Yazılar’daki doktrinle çelişen ve Kutsal Kitap’ı hiçe
sayan ve kendisini Kutsal Kitap’ın üzerine çıkaran gelenekler ve uygulamalardır.
Bazı temel Hıristiyan öğretilerinde Katolik Kilisesi’yle hem fikir olsak da,
bazı Katolik öğretileri Kutsal Kitap’ın öğretilerini hiçe saymakta, hatta Kutsal
Yazılar’ın yetkisini ortadan kaldırmaktadır. İşte bu nedenle, Kutsal Yazılar’ın
öğretilerini savunarak, Kutsal Yazılar’a karşı çıkan tüm öğretilere ve
geleneklere karşı çıkıyoruz. Okuyucularımızı Kutsal Kitap’ı dikkatlice okumaya
davet ediyoruz. Kutsal Yazılar’ı okurken, Tanrı’nın gerçeğini ve insanın
geleneğini birbirinden ayırt edebilmeniz için Rab İsa Mesih’e dua edin.
1 Korintliler 15:1-2 “Şimdi, kardeşler, size bildirdiğim, sizin de kabul edip
bağlı kaldığınız Müjde'yi anımsatmak istiyorum. Size müjdelediğim söze sımsıkı
sarılırsanız, onun aracılığıyla kurtulursunuz. Yoksa boşuna iman etmiş
olursunuz.”
1 Korintliler 4:6 “Kardeşler, bizden örnek alarak, “Yazılmış olanın dışına
çıkmayın” sözünün anlamını öğrenmeniz için bu ilkeleri sizin yararınıza kendime
ve Apollos'a uyguladım. Öyle ki, hiç kimse biriyle övünüp bir başkasını hor
görmesin.”
[i] 7:18 “Gök Kraliçesi”: Babilliler'in tanrıçası İştar.
[ii] 44:17 “Gök Kraliçesi”: Babilliler'in tanrıçası İştar.
[iii] 10:13 “Rab'be yakaran”: Grekçe “Rab'bin adını çağıran”.
Yazan: Fikret Böcek
© 2009 Hristiyan bilgi kaynağı. - Hristiyan.gen.tr içeriğini izinsiz kullanmak,
kaynak göstermeden kopyalamak yasaktır.
Bu web sitesi bağımsız olup; hiç bir kuruluşa, organizasyona, misyona veya
kiliseye ait değildir.
Facebook
Hristiyan Sayfası |
Twitter
Hristiyan Sayfası