
Meryem Ana'nın Kimliği ve Rolü Konusundaki Farklılık
Mesih İnanlılarını Katolik ve Ortodokslardan ayıran diğer önemli bir
nokta da Meryem ananın kimliği ve rolü konusudur. Katolikler ve Ortodokslar
(Ermeni Apostolik Kilisesi, Süryani Kadim kilisesi vs...) Meryem anayı adeta
bir tanrıçaya dönüştürmüşlerdir. Ayinleri ve öğretilerinin merkezi neredeyse
Mesih değil ama Meryem anadır. O'nun onuruna yapılan kiliseler, hac yerleri
ve bayramların sayısı İsa Mesih'inkinden daha fazladır. Kutsal Kitap ışığında Katolik ve Ortodoks'ların Meryem ana konusunda
düşmüş oldukları beş temel yanılgı kısa olarak şunlardır;
1) Meryem anaya vermiş oldukları görkemli unvanlar konusundaki yanılgıları.
Meryem'e şu görkemli unvanlar verilir: ‘ Tanrı'nın kutsal anası', ‘sabah
yıldızı', ‘cennetin kapısı', ‘günahkârların sığınağı', ‘Hıristiyanların
destekleyicisi ve yardımcısı', ‘meleklerin, göğün ve evrenin kraliçesi',
‘dünyanın Mesih ile ortak kurtarıcısı', ‘Avukat, aracı veya meyancı' vs.
Oysa Kutsal Kitap, bu isimlerin hiçbirini, hiçbir şekilde Meryem'e vermez.
‘Sabah yıldızı', ‘cennetin kapısı', ‘günahkârların dostu', ‘meyancı',
‘avukat ‘ isimlerini yalnızca İsa Mesih'e verir. Aynı zamanda
Hıristiyanların yardımcısı veya destekleyicisiyse Kutsal Kitap'a göre
yalnızca Kutsal Ruh'tur (Yu. 14:16-18 Kutsal Kitap yine açık bir şekilde
yalnızca tek bir meyancının var olduğunu ve bunun yalnızca İsa Mesih
olduğunu vurgular: ‘O, tüm insanların kurtulmasını ve gerçeğin bilincine
erişmesini ister. Çünkü tek bir Tanrı ve Tanrı ile insanlar arasında tek bir
Aracı vardır. Bu da insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş
bulunan Mesih İsa'dır'(1Tim.2:4-6). Yalnızca İsa Mesih'e ve Kutsal Ruh'a
yaraşan bu isimlerin bir yaratığa verilmesi ciddi bir yanılgı ve hatadır.
Şunu da belirtmeliyiz ki, Meryem'e verilen ‘göklerin kraliçesi' ismi tamamen
putperestlikten gelmektedir. Bu isim Kutsal Kitap'ın Yeremya 7:16,20 ve
İşaya 44:16-23'te Meryem'e değil, Babil tanrıçası Astarte'ye ilişkin
söylenmektedir. Tanrı burada kendisini öfkelendirmek için gökler kraliçesine
pideler hazırlayıp sunan kişileri açıkça lanetlemektedir. Şu da açıktır ki,
Babil'lilerin tanrıçalarına verdikleri birçok isim 5'inci yüzyıldan
itibaren, putperestlikten Hıristiyanlığı seçmiş, ama gerçekte putperest
alışkanlıklarından tam olarak vazgeçmemiş ama onları Hıristiyan kisvesi
altında muhafaza edenlerce Meryem'e atfedilmiştir. 4'üncü yüzyıldan itibaren
Mesih'i doğurmasından dolayı Meryem'e verilmeye başlanan ‘Tanrı'nın anası'
unvanına gelince; bu isim Kutsal Kitap'a ve biz Mesih İnanlılarına göre
Tanrı'ya karşı büyük bir hakarettir. Bu isim ancak mitolojilerde rastlanan
Tanrı'dan önce var olup, Tanrı'yı doğurmak, Tanrı'ya hayat vermek gibi
Kutsal Kitap'a tamamen ters düşen, çarpık düşüncelere sebebiyet vermektedir.
Tanrı'nın kesinlikle annesi yoktur, hiç olmamıştır ve olamaz da.. Hiç kimse
Tanrı'yı doğuramaz veya O'na hayat veremez. Tanrı'dan önce kendisine
sebebiyet verecek hiç kimse var olmamıştır. Tanrı ezelidir. Başlangıcı ve
sonu yoktur. Meryem ancak İsa Mesih'in insanlığının annesi olmuştur
Tanrılığının değil. Doğrudur ki, Luka 1:43'te Elizabet Meryem'e ‘Rabbimin
anası' demiştir. Ama dikkat edilsin ki, burada ‘Tanrı'mın anası' değil, ‘
Rabbimin anası' deniliyor. Burada kullanılmış olan ‘Rab' kelimesi Tanrı
anlamında değil ama Efendi veya sahip anlamında olup o zamanlarda bir çok
saygın kişi bu şekilde çağrılmaktaydı (Mat.23:8-12). Başka bir bölümde
Yakup'tan söz edilirken onun da ‘Rabbin kardeşi' olduğu belirtilir
(Gal.1:19). Şüphesiz bizler bunu ‘Tanrı'nın kardeşi' anlamında yorumlayıp,
bundan Yakup'un da çok özel biri olduğu sonucunu çıkarmamalıyız. Bu bizleri
çarpık düşüncelere götürür. Bu yalnızca Mesih'in bedensel yöndeki kardeşi
anlamındadır.
2) Meryem ananın doğuştan günahsızlığı konusundaki yanılgıları. Katolik ve
Ortodokslar Meryem'in ‘anne karnında oluşmaya başladığı andan itibaren aslî
günahtan tamamen arı kaldığını veya korunduğunu' bildirip, ‘hayatı boyunca
da Meryem'in hiç bir günah işlememiş' olduğunu öğretirler (C.EC sf.135,
H.D.Ö. sf.23). Meryem'in lekesiz var oluşu görüşü 1854 yılında resmen
onaylanmış ve tüm Hıristiyanlarca kesinlikle kabul edilmesi gereken bir
dogma olarak ilan edilmiştir. Oysa Kutsal Kitap'ın hiçbir yerinde böyle bir
görüş veya düşünce bile mevcut değildir. Kutsal Kitap çok açık bir ifadeyle
içinde Meryem de olmak üzere bütün insanlığın günahlı olduğunu ve günahlı
doğduğunu vurgular: ‘Doğru olan kimse yok, bir kişi bile yoktur... Hepsi
yoldan saptılar... iyilik eden bir kişi bile yoktur... Hiç ayırım yoktur.
Çünkü HERKES günah işledi ve Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldı'
(Rom.3:10-12,22-23; 5:12). Kutsal Kitap bunun dışında kalan tek kişinin
yalnızca İsa Mesih olduğunu bildirir (İbr.4:15,7:26; 1Pet.1:19, 2:22; Yu.
8:46, 1Yu. 3:5; Eyb.14:4). Meryem'in kendisi bile Luka 1:46-47'de Tanrı'ya
‘Kurtarıcım' diye hitap etmekle günahlılığını ve kurtuluşa muhtaç biri
olduğunu dile getirmiştir. Bundan başka Luka 2:22-24'te şeriatın doğrultuda
Meryem'in tapınakta bir çift güvercin yavrusu sunması da Levililer 12:6-8'e
göre onun günahlılığının başka bir kanıtıdır. Günahsız birinin kurban
sunmaya gereksinimi olmadığı açıktır. Zaten M.S. 4'üncü yüzyıldan itibaren
ileri sürülmeye başlana Meryem'in günahsızlığı konusu 1854'te resmen bir
dogma olarak kabul edilişine kadar kilise içinde bir sürü tartışmalara ve
protestolara neden olmuştur. Bu görüş kesinlikle Kutsal Kitap'ın bir
öğretisi değildir. Kilisece ortaya atılmış geleneklere dayalı bir öğretidir
o kadar. Bundan başka eğer Meryem günahsız doğsaydı bu onun anne ve
babasının da günahsız doğmasını gerektirecekti. Anne babası günahsız
doğduysa onların anne babaları da vs... bu sürüp gider.
3) Meryem'in bedeni ve canıyla ölümden sonra göğe kaldırılması görüşü.
Katolik kilisesi 1950 yılındaki bir konsülde, Meryem'le ilgili olarak bütün
Katoliklerce kabul edilmesi gereken yeni bir dogma ortaya attı. Bu dogma
Meryem ananın ‘yeryüzündeki yaşamı sona erince, bedeni ve canıyla' aynı
Mesih gibi göğe kaldırılıp, hükmetmek amacıyla ‘Rab tarafından evrenin
kraliçesi olarak yüceltilmesi' öğretisiydi (CEC.sf. 254). O tarihten bu yana
her sene 15 Ağustosta tüm Katolik ve Ortodokslar Meryem'in göğe alınışını
kutlarlar. Hıristiyan Dininin Özü adlı kitap ‘ Aziz Meryem'in göğe alınışı
bir iman maddesi midir? diye sorar ve hemen ardından da yanıtlar: ‘Aziz
Meryem'in göğe alınışı bir iman maddesidir, çünkü o Kilise'nin yanılmaz
yetkisiyle belirlenmiştir' (sf.32). Oysa Kutsal Kitap'ta bu görüşü
destekleyecek tek bir ayet bile mevcut değildir. Bu Katolik kilisesinin
Meryem'e duyduğu aşırı saygı ve bağlılıktan kaynaklanan hayal ürünü bir
öğretidir. Bilindiği gibi Mesih haçta asılıyken Meryem'i öğrencisi
Yuhanna'ya emanet etmiştir. Meryem'in ölümüne dek onunla kalan Yuhanna
kesinlikle böyle bir düşünce veya olaydan söz etmemiştir. Hatta ‘
İnsanoğlundan başka hiç kimsenin göğe çıkmadığını' belirten Mesih'in
sözlerini de o kaydetmiştir (Yu.3:13). Böyle bir olay olsaydı o bunu
şüphesiz bildirecekti. Seneler sonra, Meryem'in ölümünden bile sonra
Esinleme kitabında yaşlı Yuhanna dirilen Mesih'i görmüş ama O'nun yanında ne
Meryem'i görmüştür ne de onun gökte olduğundan söz etmiştir o. Esinleme
12'de sembolik bir tarzda güneşe sarılmış, ayaklarının altında ay ve başında
on iki yıldızdan oluşmuş bir taçla beliren hamile kadın kesinlikle Meryem
değil ama on iki sıptan oluşup bereket ve imtiyazlara mahsur olmuş,
Kurtarıcının kendisinden geldiği İsrail halkıdır bu (Tek.37:9;Rom.9:4-5).
Bundan başka Kutsal Kitap dirilişlerin sıralanışından söz ederken şunları
belirtir: ‘‘Herkes nasıl Adem'de ölüyorsa, herkes Mesih'te yaşama kavuşacak.
Her biri sırası gelince dirilecek: ilk örnek olarak Mesih, sonra Mesih'in
gelişinde Mesih'e ait olanlar'' (1Kor.15:23). Bu ayet açık bir şekilde
göstermektedir ki, dirilerek göğe giden yalnızca Mesih'tir. Mesih'in
dirilişinden sonra, Mesih'e ait olanların dirilişiyse, yalnızca Mesih'in
ikinci geliş anında gerçekleşecektir. Bu ikinci gelişten önce, içinde Meryem
de olmak üzere Mesih benzerliğinde hiç kimse dirilmemiş ve göğe
alınmamıştır. Kutsal Kitap'a dayanmayan böyle bir öğretinin bir iman maddesi
ve dogma olarak empoze edilmesi üzücü bir gerçektir.
4) Meryem ananın ebediyen bakire kalması görüşü. Katolik ve Ortodoksların
diğer bir yanılgısı da Mesih'in doğumundan sonra Meryem'in Yusuf ile normal
bir karı-koca yaşamına sahip olmayıp onun ebediyen bakire kalması ve
dolayısıyla Yusuf'tan da çocukları olmayı öğretileridir(CEC. Sf.134-135).
Biz Mesih İnanlıları Kutsal Kitap verilerine dayanarak Meryem'in yalnızca
Mesih'in doğuşuna kadar bakire kaldığını fakat Mesih'in doğumundan sonra
Meryem'in aynen diğer insanlar gibi Yusuf ile beraber normal bir karı-koca
yaşamına sahip olup hatta bunun sonucunda birçok çocukları bile olduğunu
kabul ederiz. Zaten bizzat melek Cebrail Yusuf'a ‘ Meryem'i kendine karı
olarak almaktan korkma' (Mat.1:20) diyerek açıkça Meryem ve Yusuf'un normal
bir aile yaşamı sürdürmesinde bir sakınca olmadığını belirtmiştir. Yusuf
meleğin talimatı üzere ‘Meryem'i eş olarak yanına aldı. Ne var ki, Meryem
oğlunu doğuruncaya dek Yusuf onunla birleşmedi' (Mat.1:24-25). Açıkça
görüldüğü gibi Yusuf, yalnızca İsa doğana dek Meryemle birleşmedi. Bundan
sonrası için hiçbir sınırlama yok. Bundan başka İncil'in birçok yerinde
İsa'nın kardeş ve kız kardeşlerinden söz edilir ve hatta isimleri sıralanır:
‘Meryem'in oğlu, Yakup, Yose, Yahuda ve Simun'un kardeşi olan marangoz değil
mi bu? Kız kardeşleri burada, aramızda yaşamıyor mu?" Ve gücenip O'nu
reddettiler.'. ‘Birisi İsa'ya, "Bak" dedi, "annenle kardeşlerin dışarıda
duruyor, seninle konuşmak istiyorlar." İsa, kendisiyle konuşana şu karşılığı
verdi: "Kimdir annem, kimdir kardeşlerim?" Eliyle öğrencilerini göstererek,
"İşte annem, işte kardeşlerim!" dedi. "Göklerdeki Babamın isteğini kim
yerine getirirse, kardeşim, kız kardeşim ve annem odur."(Mat. 12:46-50).
Bazıları bu kardeşler sözünü İsa'nın bedensel değil de ruhsal kardeşleri
olduğunun ileri sürer. Bu çürük bir tezdir çünkü Kutsal Kitap ilk başlarda
bu kardeşlerinin kendisine inanmadığını belirtir: ‘Yahudilerin Çardak Kurma
bayramı yaklaşmıştı. Bu nedenle İsa'nın kardeşleri O'na, "Buradan ayrıl,
Yahudiye'ye git" dediler, "öğrencilerin de yaptığın işleri görsünler. Çünkü
kendini açıkça tanıtmak isteyen bir kimse yaptıklarını gizlemez. Mademki bu
şeyleri yapıyorsun, kendini dünyaya göster!" Kardeşleri bile O'na iman
etmiyorlardı .'(Yu. 7:2-5). İsa'nın kardeşlerinin onun kuzenleri olduğunu
söylemek de yanlıştır çünkü Yunanca da kuzen için ayrı, kardeş için ayrı
kelimeler vardır. Eğer gerçekten kuzenleri olsaydı asıl kuzen kelimesini
kullanacaktı Kutsal Kitap ama bu böyle değildir. Doğrudur ki, kardeş
kelimesi bazen aynı topluma, aynı millete ait insanlara nispeten kullanılır.
Kutsal Kitap'ta bu sözün bu anlamda kullanıldığı yerler açıktır. Ama İsa'nın
kardeşlerinden söz edildiğinde bunun ailesel ve harfî anlamda olduğu
açıktır. İncil'de yine şu ifadeleri okuruz: ‘Bundan sonra İsa, annesi,
kardeşleri ve öğrencileri Kafernahum'a inerek orada birkaç gün
kaldılar'(Yu.2:12;Eiçi 1:14). Burada da açıkça görüyoruz ki özenle
öğrencileri anası ve kardeşleri ayrı ayrı belirtilmektedir. Katolik ve
Ortodoks kiliselerinin Meryem'in ebediyen bakire kaldığı iddiasının
gerisinde evlilik olgusunun hor görülmesi ve kutsal bir kadına bunun
yakışmayacağı çarpık düşünce yatmaktadır. Kutsal Kitap açık bir şekilde
evliliği kutsal niteler ve asla onu hor görmez. Bu ve buna benzer ayetler
açıkça belgelemektedir ki, Meryem ebediyen bakire kalmamış fakat Yusufla
evlenerek birçok çocukları olmuştur.
5) Meryem anaya dua ve ibadet edilip yüceltilmesi yanılgısı. Katolik ve
Ortodokslar (Ermeni Apostolik, Süryani Kadim vs...) kiliseleri Meryem'e
bağlılıklarında daha da ileri gidip, ona özel bir ibadet, tapınış ve dua
sunarak yanılgılarının doruğuna varırlar. Meryem'e sunmuş oldukları birçok
dua da ondan merhamet, yardım, günahlardan bağış dileyip, yaşamlarını onu
eline teslim ettiklerini dile getirirler. Katoliklerce hazırlanan Hıristiyan
dininin Özü adlı kitapçıkta Meryem'e şu dua yükseltilir: ‘ Ey şefkatli
Bakire Meryem, himayene sığınan, yardımını dileyen ve aracılığını isteyen
hiç kimsenin, senin yardımını görmeden geri çevrildiğini hatırla. Bundan
cesaret alarak sana koşuyorum. Ey Mesih İsa'nın Annesi ve benim şefkatli
Annem, sans geliyorum ve günahlarım yüzünden çektiğin acılarla ayaklarına
kapanıyorum. Ey Kurtarıcımız Mesih'in Annesi, dualarımı reddetme, onları
dinle ve kabul et. Amin ‘(sayfa 79-80). Kutsal Kitap'a göre Meryem'e sunulan
bu dua, tapınış ve şereflendirme eylemleri, büyük bir günah olup ‘ karşımda
başka ilahların olmayacak, onlara tapınmayacaksın' emrini çiğnemektir
(Çık.20:3-5). İsa Mesih, elçiler ve melekler açık bir şekilde yalnızca
Tanrı'ya tapınılıp, O'na dua edilmesini ve yalnızca O'na hizmet edilmesi
gerektiğini belirtmişlerdir. Yalnızca Tanrı'ya ve Mesih'e sunulması gereken
bu dua ve tapınışın bir yaratık olan Meryem'e sunulması Hıristiyan
kiliselerince kabul edilemeyecek bir uygulama olup Yaratıcıdan ziyade
yaratığa tapma hatasına düşmektir. Kutsal Kitap'ın hiç bir yerinde Meryem'e
sunulan bir dua, bir tapınış veya yüceltme eylemi mevcut değildir. Her ne
kadar Katolik kilisesi Meryem'e sunulan bu tapınışın Tanrı'ya sunulan
(latri) tapınıştan farklı ve aşağı bir (hiperduli) tapınış olduğunu söylese
de uygulamada arada hiçbir fark yoktur ve bu puta tapıcılıkla aynıdır. Sırf
Kurtarıcı İsa'nın annesidir diye Meryem'e dua etmek, tapınmak veya onu
yüceltmek büyük bir hatadır. Bizzat İsa Mesih'in kendisi bu gerçeği Luka
11:27-28'de açıkça şu sözlerle ifade etmiştir: ‘İsa bu sözleri söylerken
kalabalığın içinden bir kadın O'na, "Ne mutlu seni taşımış olan rahme, seni
emzirmiş olan memelere!" diye seslendi. İsa, "Daha doğrusu, ne mutlu
Tanrı'nın sözünü dinleyip uygulayanlara!" dedi. İsa Mesih'in kendisi bile
birçok olayda Meryem'e fazla yer vermemiştir. Annen ve kardeşlerin dışarıda
seni görmek istiyorlar denildiğinde O ‚ ‘benim anam kimdir? ve kardeşlerim
kimdir?' demiş ve öğrencilerini göstererek ‘göklerde olan Baba'mın iradesini
kim yaparsa benim kardeşim ve anam odur' diye vurgulamıştır (Mat.12:46-50).
Kana şehrindeki düğünde de İsa Mesih annesine ‘kadın' diyerek hitap
etmiştir. Elçiler de kendi aralarında ona özel bir yer vermemişlerdir. Son
olarak adı geçen Elçiler kitabında Meryem'i ve kardeşlerini diğer
öğrencilerle dua hizmetinde görüyoruz o kadar. Bundan sonra ne mektuplarda
ne de diğer yazılarda ondan söz edilmez. Eğer Katolik ve Ortodoksların
Meryem hakkındaki düşünceleri doğru olsaydı böyle bir suskunluk mevcut
olmayacaktı. Şüphesiz biz Mesih İnanlıları Rab İsa'nın diğer öğrencilerine
karşı duyduğumuz saygı benzerliğinde Meryem'e de saygı duyarız. Fakat asla
ona ne dua eder, ne tapar, ne de şereflendiririz. Kendisi diğer elçiler ve
kutsallar gibi şimdi ölüdür ve Rabbin huzurunda bedensel dirilişini
beklemektedir. Kendisi neticede bir insan bir yaratık olduğundan zaman ve
yerle sınırlıdır ve kendisine sunulan duaları ne işitebilir ne de
cevaplayabilir. Bundan başka Meryem'e dua ederek onu çağırma hareketi ölmüş
birini çağırmak anlamına gelip Tanrı'nın şu buyruğunu çiğnemek demektir:
‘Aranızda ... ölülere danışan bulunmayacaktır' (Tes.18:9-12). Meryem'e
tapınmak alışkanlığı 4'üncü yüzyılda, tanrıçalara tapınma alışkanlıkları
yaygın olan putperestllerin Hıristiyanlığı benimsemesiyle başlamıştır. Bu
kişiler tapınmış oldukları tanrıçaları Meryem'le özdeşleştirerek sapık
alışkanlıklarını Hıristiyan kisvesinde sürdürmüşlerdir.
<-Geri
Sonraki sayfaya geçmek için tıklayın
- Melek ve Azizler, Resim Heykel ve Suretlerin Kullanımı
Konusundaki Farklılıklar
© 2009 Hristiyan bilgi kaynağı. - Hristiyan.gen.tr içeriğini izinsiz kullanmak,
kaynak göstermeden kopyalamak yasaktır.
Bu web sitesi bağımsız olup; hiç bir kuruluşa, organizasyona, misyona veya
kiliseye ait değildir.
Facebook
Hristiyan Sayfası |
Twitter
Hristiyan Sayfası