Go Back   Hristiyanlık Forumu > Hristiyan bilgi kaynağı > Hristiyanlık Temelleri, Yararlı Dökümanlar ve Makaleler > Kilise ve Kilise Tarihi

hristiyanlık

 
Seçenekler
  #1  
Alt 11-Ağustos-2009, 21:00
Faruk Çelebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Faruk Çelebi Faruk Çelebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kayıtlı Üye
 
Üyelik tarihi: 01-Ağustos-2009
Bulunduğu yer: Türkiye
İnanç: Hristiyan - Protestan
Mesajlar: 589
Exclamation Büyük Bölünme: Aydınlanma ve Romantizm

( I )
C. S. Lewis'in verdiği adla, Batı tarihindeki " büyük bölünme " konusuna değineceğim. Bu, kilise tarihinde de görülen bir bölünmedir. Aydınlanma ve Romantizm döneminde ortaya çıkan yeni düşünceler ve yeni geçerlilikler, Hristiyan kilisesini şu ya da bu şekilde etkilemiştir.

16. yy'daki Reformasyon hareketi, kilisede " büyük bölünmeye " yol açmıştır. Evet! Kilisede, gerçek bir bölünme yaşanmıştır. Hristiyan Kilisesi, Katolikler ve Protestanlar; Protestanlar da, Reformcular, Lutherciler, Anglikanlar, Anabaptistler vb. olarak bölünmüştür. Ancak genelde verilen adla " büyük bölünme ", büyük aydınlamayla 18. yüzyılda ortaya çıkmıştır.

Katolik savunmacılar ve filozof Peter Kreeft, aydınlanma döneminden, " büyük karanlık " diye söz etmektedirler. Aydınlanmanın ardından Romantizm gelmiştir. Bu iki akım, Batı düşüncesine o kadar yayılmıştır ki; kimi zaman , " Hepimiz Aydınlanma'da doğduk, Romantizm'de beslendik " denebilmektedir.

Aydınlanma Çağı: Akılcılık Çağı

Bu ifadenin ne anlama geldiğini anlayabilmek daha iyi anlayabilmek için, önce aydınlanmaya bakalım: Aydınlanma döneminde Fransa'daki önemli liderler, Voltair ve yazdığı Ansiklopedi'yle üne kavuşan Diderot, ABD'de ise Başkan Thomas Jefferson'dı. Aydınlanma çağında önde gelen kişilerin resimlerine dikkatle bakarsanız; hepsinin gülümsediğini görürsünüz. Neden gülümsüyorlardı ? Gülümsüyorlardı; çünkü insanoğlunun artık aklını kullanarak bu dünyadaki sorunları çözeceğini düşünüyorlardı.

Aydınlanmanın liderlerinin listesinin en başında, bilimin vaadi geliyordu. Birçok bilim adamından söz edebiliriz. Kuşkusuz Isaac Newton ( 1642-1727 ), önde gelen bilim adamlarından biriydi. Çalışmaları, aydınlanma çağına zemin hazırlamıştı. Newton'ın keşiflerinin etkisini hissedebiliyordu ve şair Alexander Pope, onun için, " Doğa ve doğanın yasaları gece gizli kalıyordu; Tanrı, " Newton olsun ! " dedi ve her şey aydınlandı. " diye yazıyordu. Bilimle, teknoloji çağıyla, bütün başarılarıyla ve bereketleriyle batı dünyasının yeni yolu buydu - en azından insanlar, yolun bu olduğunu düşünüyorlardı. Ancak bu sözlerden Aydınlanma'nın ve başarılan her şeyin küçümsenmesi gerektiği anlaşılmasın.

İnsanın ilerleme kaydetmesinin ve modern dünyada yararlandığımız bereketlerin büyük bölümü bilimden ve aydınlanmadan gelmiştir. Ancak bazı gerilemeleri ve hayal kırıklıklarını da beraberinde getirmiştir. Yahudi yazar Chaim Potok'un dediği gibi; " Modern putperestliğin ya da seküler hümanizmin bu üç yüz yılı, türümüzün tarihinin olasılıkla en yaratıcı, en liberal, en zengin, en makineleşen, en kanlı uygarlığıdır. "

Bilim vaadinin yanı sıra felsefede de gelişmeler kaydedilmiştir. Bu dönemde felsefe, ilahiyattan ayrı bir disiplin olmaya başlamıştır. Aristoteles, Platon ve Yeni Platoncular, kilise tarihi için çok önemli filozoflardı. Ama şu ya da bu şekilde ilahiyatla uyuşuyorlardı. Aydınlanma döneminde ise felsefe, başlı başına bir disiplin, aklın özerkliği disiplini olarak ortaya çıktı.

Aydınlanma çağında, birbirinden çok farklı iki felsefe yaklaşımı vardı. Bunlardan biri, Avrupa'daki; diğeri ise, İngiltere'deki felsefi düşünceyi etkiledi. Birincisi, Descartes'ın akılcılığıydı. Descartes, insan aklından yola çıkmış, sonra da her şeyi akılla ilişkilendirmişti. Aslında Descartes'ın insan aklından değil; kendi aklından yola çıktığı söylenebilir. Oldukça etkileyici düşünceleri vardı. Düşündüğü bir şeyden başlıyor ve gerçeğin ana kayasına inebilmek için; kuşkulandığı her şeyden kuşkulanıyor, sonra da Tanrı'ya ve dış dünyaya giden yolu düşünüyordu.

İngilizlerin yaklaşımı, farklıydı. John Locke'un aprisizmi, Descartes'ın akılcılığına karşı her bakımdan bir anti tezdi. Locke, insan aklından değil, dış dünyadan yola çıkıyordu. Akıl, dış dünyayı gözlemliyor, anlıyor ve dış dünyadan gelen verileri örgütlüyordu. Dolayısıyla amprisimde; insan, deneyimleriyle anladığı gerçeği alıp örgütlüyordu.

Özellikle ilk bilim adamları, tanrı'ya inanmayan imansız insanlar değildi. Örneğin; Isaac Newton, zamanının büyük bölümünü, Kutsal Kitap okuyarak ve Daniel gibi kitaplar üzerine tefsirler yazarak geçiren inanlı bir Hristiyandı. Newton, çalışmalarına, Tanrı onun, Kendisi gibi düşünmesini sağlasın diye dua ederek başlıyordu. Kutsal Kitap okumakla bilimsel araştırma arasında bir çelişki düşünmüyordu. İkisi, onun yaşamını tek bir bütün haline getiriyordu. Ancak kimi zaman dendiği gibi, Newton'ın doksolojik bilimi yerini, kısa bir süre sonra seküler hümanistik bilime, başka bir deyişle modern bilime bıraktı. Bu da, önceleri bilimle Kutsal Kitap arasındaki savaşın başlamasına yol açtı. ( "Reformation et Modern Church History " dersi, Dr. D. C. CALHOUN )

Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız.

Konu Faruk Çelebi tarafından (11-Ağustos-2009 Saat 21:58 ) değiştirilmiştir. Sebep: Alıntı yeri, " et " değil, " and " olacak. Usum, İng.'den Frans.'ya kaymış.Rab'de, özür dilerim.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 14-Ağustos-2009, 09:26
Faruk Çelebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Faruk Çelebi Faruk Çelebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kayıtlı Üye
 
Üyelik tarihi: 01-Ağustos-2009
Bulunduğu yer: Türkiye
İnanç: Hristiyan - Protestan
Mesajlar: 589
Standart

( II )

Bilimin vaadi ve felsefenin ilerlemesi sonuncunda akılcı din ortaya çıktı. Bunun ardından hemen agnostizm ya da ateizm değil; Hristiyan imanına yeni bir anlayış geldi. Hristiyan imanı, aydınlanma felsefesine dönüştü.Bu yeni Hristiyanlığın ana fikri, ahlaktı. Ahlak ( Diğer adıyla etik ) konularında, artık Üçlü Birliğin gizemleri, been alma, kefaret değil; nasıl yaşamamız, ne yapmamız gerektiğinin üzerinde duruluyordu. Üçlü Birlik öğretişi bile, en azından bazı insanlara akılcı gelebilecek bir tarzda açıklanıyordu. Bazı insanlar ise, akılcılar açıklamaya çalışıncaya kadar; Üçlü Birlik öğretisinden kuşku duymadıklarını ama bundan sonra onu anlamanın imkansızlaştığını söylüyorlardı.

Bütün bunların sonucu, Deizm dediğimiz yeni bir din anlayışı oldu.. Tanrı, hala vardı. Ama Tanrı, büyük yaratıcı Tanrı'ydı. Her şeyi başlatmıştı, her şeyi anlaşılmaz bir tarzda yönetiyordu. Ama yürürlüğe koyduğu yasaların işleyişine müdahale etmiyordu. O zamanlar söylendiği gibi: O, büyük geometriciydi. Bilimin vaadi, felsefenin ilerlemesi ve akılcı dinin tırmanışa geçmesi, Hristiyanlığın geleceğinin Deizm yönünde olacağını belirtiyordu. Ama gülümsemeler, yerini " aklın kaş çatmasına " bırakmaya başlıyordu.

Bazıları, bütün bunların akılcıların dedikleri gibi olduğundan fazla emin değillerdi. Bunlardan biri, David Hume'du. Hume, radikal bir Hristiyan değildi. Aslında Hristiyanlığa, özellikle de gizemlere düşmandı. ( 1 ) Ama 18. yüzyılda bu İskoçyalı, izlenimlerinize, duyularınıza güvenemeyeceğinizi söylüyordu. Aklınızdakiler, dışarıda olup bitenlerin tam karşılığı olmayabilirdi. Bu nedenle, dışarıda olup bitenle, sizin dışarıda olup bittiğini sandığınız arasında büyük bir uçurum vardı. Bir Hristiyanlık sorunu vardı. Ama Deizm de, bir sorundu. Deistler, akılcı dinlere çok güveniyorlardı. Aklınızın içinde olanla, dışarıda olanın arasındaki engeli aştığınızdan emin olamıyorsanız; o zaman akılcı dinin güçlü bir temeli yoktu. Başka bir İskoç, Thomas Reid, Hume'un kuşkuculuğuna yanıt olarak yeni bir felsefe, yeni bir gerçekcilik geliştirdi. Ama Hume'dan sonra insanlara güveni kalmamıştı.

Gotthold Lessing ise, tarihe güvenemeyeceğimizi öğretiyordu. Lessing, şimdi bildiğimizle geçmiş hakkında okuduğumuzun arasına, " büyük çirkin hendeği " yerleştirmişti. Geçmişle ilgili anlatılanların olanlarla aynı olmadığını söylüyordu. Bu mucizenin anlatılması, mucizenin kendi değildi.Kutsal Kitap'da peygamberlik hakkında anlatılan, peygamberlik değildi. Bu durumda, bu büyük çirkin hendeği ve geçmişte olup biteni anlama sorunu vardı. İnsan yaşamına Hristiyanlığın veremediği yanıtı akılcılığın vereceği konusunda başlangıçta çok iyimser olan Voltaire bile, olası bütün dünyaların, en iyiysinin, bu dünya olup olmadığını bir kez daha düşünmeye başladı." Candide" ya da " İyimserlik " romanında bu konuyu işledi.( 2 ) Lizbon'daki depremin yol açtığı felakete çok şaşırdı ve bundan sonra dünya ve de Tanrı, ona çok akılcı gelmemeye başladı. Bütün bu iniş çıkışlara ve insanların sorularına rağmen " aydınlanma " devam ediyordu.

( 1 ) Hume'un açılımları ve kitabı üzerinde, ilerdeki yazılarımda, duracağım. Bu konuyla ilgili bir başka forumda,yaklaşık 2 sene önce,durmuştum. Çünkü onun inandığı doğa dini idi.
( 2 ) " Candide " kitabı da uzun açılımlar isteyen bir kitap. Bu kitap, bir değil; birçok teze ( Ülkemizde; Hacettepe, Dil-Tarih vb. üniversite ve fakültelerde... ) imza atılmış bir kitap. Lizbon'da başlasa da, Osmanlı topraklarında bile süren bir eser ve de toplumsal, dinsel vb. yaklaşım ve de anlayışları içinde barındırıyor. Sırası geldikçe bunlarla ilgili yazılımları yazmaya çalışacağım.

Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 17-Ağustos-2009, 20:17
Faruk Çelebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Faruk Çelebi Faruk Çelebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kayıtlı Üye
 
Üyelik tarihi: 01-Ağustos-2009
Bulunduğu yer: Türkiye
İnanç: Hristiyan - Protestan
Mesajlar: 589
Standart

( III )

Romantizm

Aydınlamanın yanı sıra başka bir akım daha gelişiyordu. Bu iki akım, paralel akımlardı. Birbirnden farklı olsa da, birbirine benziyordu. " Hepimiz, aydınlanmada doğduk, romantizmde beslendik. " ifadesi gerçekse; batılılar, bu akımların ikisiyle de ilgilenmiş, ikisinden de etkilenmiştir.

Romantizmi belirleyen an, Jean Jacques Rousseau'nun bir adada gölde otururken, kendisini doğayla bir bütün hissettiği an oldu. Bu, Akıl Çağı'nda yapılan tuhaf bir keşifti. Çünkü Rousseau, " Hissediyorum, öyleyse varım. " diyordu. Romantiklerin inancı, duygularının önemiydi. Goethe, Faust'ta, " Duygu her şeydir " demektedir. Artı önemli olan, aydınlanma çağında olduğu gibi insan aklı değil, insanın duygularıdır. Romantik inanışın başka bir açıklaması ise, doğanın kutsanmasıdır. Romantik şair Wordsworth, doğanın ilahiliğinden söz etmektedir. Bu nedenle, Tanrı, panteistik tarzda doğa olarak kabul edilmektedir. Şayet aydınlanma, deistik yöne, uzaktaki yaratan Tanrı'ya, büyük geometriciye gidiyorsa, Romantizm de Panteistik yöne gitmektedir.

Romantizmde, bizimle yaşamın gerçeği arasında sanatçı aracılık etmektedir. Sanatçı, gerçeği aktaran esinlenmiş biridir. Romantik din, çok sayıda önemli kaynak tarafından ifade edilmiştir. Akılcı romantik filozof Immanuel Kant, sadece aydınlanmadaki akla değil; romantik tutumlara da odaklanmaktadır. Friedrich Schleienmacher ise, iç dinin, mutlak bağımsızlık duygusunun üzerinde durmuştur. Bizim, Müjde'deki Tanrı anlayışımızın aklımızın ürünü olmadığını, vahiyden gelmediğini ancak kendimizi Tanrı'ya bağımlı hissettiğimiz için, içimizdeki mutlak bağımlılık duygusundan kaynaklandığını öğretmiştir. Bu durunda bazıları, pek kibarca olmamakla birlikte, Scheiermacher'in din anlayışında, en iyi Hristiyanın, efendisine mutlak bağlılık duygusunu taşayan bir köpek olduğunu söylemişlerdir. Yine de Schleiermacher'ın görüşü, Hristiyan ilahiyatına daha öznel bir anlayış getirmiştir. Ancak reformcularda, radikal protestanlarda duyduğumuz gibi, " RAB böyle dedi " ya da " Kutsal Kitap'da böyle diyor " ifadelerinin yerini, modern ilahiyatta " Sanıyorum, hissediyorum, inanıyorum " ifadeleri alıyordu.

Kişilik, aydınanmada akıl, romantizmde ise yürek olarak ikiye bölünmektedir. aydınlanmada akıl, insanların sorumlarımızı çözebileceğimize inanmamız demektir. Hemen herşeye yanıt bulabiliriz. Sorunlar çözülmek için vardır. En azından bir süre birçok sorun çözülmüş ve hepsini çözebileceğimiz umudu doğmuştur. Ancak artık aydınlanma yolunun - modern dönemin, akılcılığa güvenmenin- sonuna geldiğimizin bazı belitileri vardır. Bu yeni döneme, post-modernizm adı verilmektedir. Ancak aydınlanma düşüncesi, bugün de dünyayı etkilamaktadır. Ama bunu yanı sıra romantik kalp de vardır. Ama en iyi iyimser akılcı ve romantik, olayların insanoğlunun ümit ettiği tarzda gitmediğini anlaması gerekmektedir.

Aklın özerkliği ne demektir ?

Felsefenin özerkliğinden söz etmek, Platonculuğun ve Aristotelesciliğin özerk olmadığı anlamına gelmez. Ama kilise tarihinde felsefe, ikincil bir rol oynamıştır. Konstantin döneminden beri, batı kültüründe, Hristiyanlık, kültür birliği meydana getiren en önemli unsur olmuştu. Ortaçağ'da, Aristoteles felsefesinden Hristiyanlığı desteklemek için yararlanılmıştır. Bu durumda filozoflar, özerktir. Ancak tarihteki rolleri, Hristiyan inancından sonra gelmiştir. Aydınlanma dönemine geldiğimizde ise; filozoflar, felsefenin Hristiyanlığı desteklemesine giderek daha az ilgi duymuşlar ve felsefe, sonunda Hristiyan imanına karşı olmuştur.

Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 22-Ağustos-2009, 16:11
Faruk Çelebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Faruk Çelebi Faruk Çelebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kayıtlı Üye
 
Üyelik tarihi: 01-Ağustos-2009
Bulunduğu yer: Türkiye
İnanç: Hristiyan - Protestan
Mesajlar: 589
Standart

( IV )

Romantizmin gelişmesi konusunda ne söyleyebiliriz ?

İlk romantkler, " Tanrı " sözcüğünü çok kullanmışlardır. Ama Rousseau'nun, Goethe'nin ya da Wordsworth'de Tanrı sözcüğünün geleneksel anlamı neredeyse buharlaşır. Tanrı, güzellik, doğa, birinin iç ışığı olabilir.Bu durumda bu sözcük, daha başlangıçta çok genelleştirilmiş bir sözcük olmuş ve gerçek ve/veya yaşamın anlamı Tanrı kelimesinin çok belirsiz bir tarzda kullanılmasıyla açıklanmıştır. Akılcılar, duayı düşünürken; gerçekten de güç günler yaşamışlardır. Çünkü Tanrı'nın, dualarımızı duyup onlara yanıt verdiğini düşünmemişlerdir. tanrı, büyük bir saatçiydi. saati yapıyor ve uruyordu. Saat, kendi başına çalışıyordu. Tanrı, çok uzaktaydı. Ama Romantikler, Tanrı'nın çok yakın ve romantizmin duyarlılığının içinde kayboluyordu.

Bütün bunlara kilisenin tepkisi, neydi ?

Descartes'ın yazdığı, bilim adamlarıyla filozofların iş başında oldukları bu dönemde, Protestan skolastikleri, Latin ilahiyatının kocaman kitaplarını bir kenara bırakan radikallerdi. Filozofların soruları, giderek sıradan insanların ve ilahiyatçıların oğullarının, torunlarının da sordukları sorular haline geliyordu. Örneğin; Francis Turretin'den sonra Cenevre'de, bu ilahiyatçı ailenin dördüncü kuşağından bir Turretin daha vardı. Jean Alphonse Turretin, tam anlamıyla deistdeğildi. Biraz liberaldi ve akılcı düşünceden etkilenmişti. Aydınlanma çağındaki, Hristiyanlığın insanları etkilemesiyle Cenevre'de, Calvin geleneğinin kaybolması uzun sürmedi. Hristiyanlığın bu konuda karşılaştığı sorunlardan biri, aydınlanmacılara verilen, " Sizin gittiğiniz yol akılcılıksa, Hristiyanlığın da bu yoldan nasıl gittiğini gösterelim. " tepkisi oldu. Radikallik öylesine akılcı duruma getirildi ki, deizme benzemeye başladı. Akılcılara deistler gibi tepki gösteriliyor, ateşe ateşle savaş açılıyordu. Pascal'ın yapmak istediği, bu değildi. Akılcı din, putperestliğe dönüşmüş ve başlı başına sorun olmuştu. Öte yandan, Schleiermacher'de gördüğümüz gibi, romantizm de ilahiyatı ve Hristiyanlığı etkilemiş, sonuçta ortaya yoz bir Hristiyanlık çıkmıştı.

Kant, aslında neye inanıyordu ?

Kant, tam anlamıyla Hume'un izinden gitmese de, ondan ve başkalarından etkilendi. Bizim dışımızda olup biteni doğru biçimde düşünüp anlayabilir miyiz ? sorusunu ortaya attı. İskoçların sağduyuya dayanan felsefesi, " Ama insanlar, bazı şeyleri biliyorlar; altyapıyı oluşturan bazı gerçekler var. " diyerek; bu fizikötesi sapkınlıklarla ilgilenmeye başladı. Görüş birliği sağlayacak sağduyumuz var. Bazı şeylerle aynı fikirdeyiz. Dış dünyada olup biten bazı şeyler ve gerçek var. Dış dünyayı yarattığı gibi, aklımızı da yaratan Tanrı var. Bu nedenle bu iki unsuru bağdaştırabiliriz. Dışarıda ne olup bittiğini tam olarak anlamasak da, bir şey gördüğümüzde ya da düşündüğümüzde aldanmayız. Bu düşünce, filozoflar açısından bazı sorunlara yol açmıştır. Sağduyu felsefesinin geçerliliği, bugün de tartışılmaktadır. Ancak Kant, gerçekten ne kadar bildiğimiz konusuna büyük bir soru işareti koymuş ve romantikler gibi, gerçek dinin yerini bulmak için içe bakmıştır. Gerçek din, olgularda, dogmalarda, bilgide, Kutsal Kitap'ta ve inanç açıklamasında değil; ,iç yaşamdadır.

Westminister İnanç Açıklaması, aydınlanma konusunda ne düşünüyor ?

W. İ. A.'nda, bunlarla ilgili fazla bilgi bulamıyoruz. W. İ. A., teolojik bildirilerini oluştururken, geçmişe, tarihe bakmıştır. Bu nedenle Westminister'in ve ilahıyatın dışında olup bitenleri düşünmemiştir. Ancak Wesminister ilahiyatçıları arasında Kraliyet Bilim Derneği'nin kurucuları da vardı. Bu nedenle yeni düşünceye antipatiyle bakmaları gerekmediği gibi, Açıklama'da yer vermeleri de gerekmiyordu.Kısa İlmihal'de, " Tanrı, her şeyi hiçbir şeyden, altı gün içinde yarattı. " denmektedir. Kutsal Kitap da bunu söylemektedir. Yaratılış günleri, astronomi ya da bilim kuramları, Açıklama'da yoktur. İlahiyatçılar, bütün bunlarla ilgilenmiş olabilirler. Ama neyse ki, Açıklama'nın, bilimsel kuralların ya da felsefi düşüncelerin yazılacağı yer olmadığını kabul etmişlerdir.

Rab'bin sevgi ve ışığının armalında kalınız.

Yüreğiniz sıkılmasın. Tanrı'ya inanın, bana da inanın. ( Yu. 14:1 )

Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 26-Ağustos-2009, 20:30
Faruk Çelebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Faruk Çelebi Faruk Çelebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kayıtlı Üye
 
Üyelik tarihi: 01-Ağustos-2009
Bulunduğu yer: Türkiye
İnanç: Hristiyan - Protestan
Mesajlar: 589
Standart

Burada bir parantez açarak; Voltaire ve kitabı " Candide " üzerinde, söz etmek istiyorum.

" Candide " de, inanç ve kilise üzerine ironi

Voltaire, tanrıya inanıyordu. Ama hangi tanrıya ? Ona göre: Herşey, tanrıdandır. Tanrı inancı, rasyoneldir - Voltaire, desittir. Tanrı, asla kötü değildir. O halde kötülükler ve zulüm, nereden geliyor ? Voltaire'e göre dinlerden geliyor; dinler, toplumlara zararlıdır. Çünkü kültleri ve fanatizmi oluşturarak insanları birbirlerine düşman yapıyor. Voltaire'in eleştirisi, din ile sınırlı değildir.

Oradan ruhban sınıfına yönelir. Voltaire, onlara karşı öfkelidir; sahip oldukları ayrıcalıklar ve şu ya da bu şekilde yaptıkları suistimallerden dolayı. Candide'de ironi, onun anti-inanç düşünceleri için hizmet vermektedir.

a- İnanç üzerine ironi

Söyleşi, Eldarado adlı ülkede, Candide, Cacambo ve yaşlı bir bilim adamı arasında, inanç üzerine yer alıyor:

" Cacambo alçakgönüllülükle Eldarado'nun dininin ne olduğunu soruyor. İhtiyar, daha da kızarıyor. - İki din olabilir mi ? dedi. Sanırım ki; hepimizin dini var, akşamdan sabaha kadar Tanrı'ya tapınıyoruz. - Her zaman Candide'in şüphelerine tercümanlık yapan Cacambo, " Sadece bir tek tanrı'ya mı tapıyorsunuz ? " diye sordu. - Görünüşe göre varolmayan iki, üç ya da dört... dedi yaşlı adam. Toplumumuzun insanlarının çok sıradışı sorular sorduklarını size itiraf ediyorum. " (1)

İroni, sorulara ve iki kişinin bilgisizce aldatmacılarına bağlıdır: Yaşlı adamın " İki din olabilir mi ? " , Cacambo'nun " Sadece bir tek
Tanrı'ya mı tapıyorsunuz ? " ve yaşlı adamın sözünde, " Sanırım ki; ".

b- Kilise üzerine ironi

Bir papazın varolduğu bölümün takibinde; Candide ve Martin, hapsedi
lecek iken serbest kalırlar. Mlle Cunegoude'u görme sabırsızlığındaki Candide, davayı uzatmamak için üç elmas öneriyor:

" Ah! Beyefendi, dedi fildişi bastonlu adam, hayal bile edilebilecek suçları işleyemezsiniz. Siz dünyanın en dürüst insanısınız. Üç elmas !... Her biri üç millik altın paralar!... Sizi zindana götürmektense; kendimi öldürebilirim. Bütün yabancıları durduruyoruz. Bunu yapmama izin veriyorlar. Normandiya Dieppe'de bir kardeşim var. Sizi oraya götüreceğim. Ona verecek birkaç elmasınız varsa; o da, benim gibi sizinle ilgilenecek. " (2)

İroni, antitezden doğuyor: " Hayal bile edilebilecek suçları işleyemezsiniz. Siz dünyanın en dürüst insanısınız. " , " Sizi zindana götürmektense; kendimi öldürebilirim. "

(1) Candide, sf. 115-116
(2) a.g.e., sf. 168


Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız.

Konu Faruk Çelebi tarafından (26-Ağustos-2009 Saat 22:44 ) değiştirilmiştir. Sebep: 4. tümcede: "desittir " değil " deistir " olmalıdır.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu Yazıyı Diğer Sitelerde Paylaş

Seçenekler

Hizli Erisim


Mesaj Panosu Saati: 19:00.
Tema: Hristiyan.gen.tr | Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.