Go Back   Hristiyanlık Forumu | Hristiyan Bilgi Kaynağı > Hristiyan bilgi kaynağı > Hristiyanlık Temelleri, Yararlı Dökümanlar ve Makaleler > Çeşitli Makaleler

hristiyanlık

 
Seçenekler
  #11  
Alt 19-Ekim-2009, 23:22
Faruk Çelebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Faruk Çelebi Faruk Çelebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kayıtlı Üye
 
Üyelik tarihi: 01-Ağustos-2009
Bulunduğu yer: Türkiye
İnanç: Hristiyan - Protestan
Mesajlar: 591
Standart

Maalesef, böyle iyi bir noktaya işaret ettikten sonra Dawkins, bütün dindar insanların bilim insanlarının bu boşlukları incelemesine engel olmaya çalıştıklarını ileri sürerek savını zayıflatıyor: " Dinin gerçekten kötü etkilerinden biri bizi anlamadan tatmin olmanın bir üstünlük olduğunu öğretmesidir. " (29) Bu ifade Hristiyan ilahiyatının daha egzotik olan bazı biçimleri için geçerli olabilir; ne var ki yaklaşımlarının en vurgulu özelliği değildir. Söyledikleri, çok ilginç bir tartışmayı mahveden kaba bir genelleme.

Sonuç olarak, anlaışımızın sınırlarını kabul etmenin yanlış olan bir yanı yoktur. Bu, kısmen bilimin sınırlı olmasından ve kısmen de insanın anlama kapasitesinin sınırlı olasından kaynaklanır. Dawkins'in başka bir yerde ifade ettiği gibi:

Bu " fazlasıyla sınırlı " insan aklının günlük yaşam deneyiminin dünyası ötesinde herhangibir şeyle uğraşırken ağır zorluklarla karşılaşması şaşırtıcı değildir. İnsan aklı bazı düşünceleri kavramaya çalıştıkça " gizem " fikri sürekli olarak karşımıza çıkar. Bu, bilim açısından kesinlikle doğrudur; din için de doğrudur. (30)

Bununla birlikte, buradaki gerçek sorun, değerlendirme ve soruşturmanın ötesinde, kuşkusuz iyi niyetli Hristiyan inanç savunucuları tarafından Tanrı'nın evrenin saklı alanlarına zorla yeniden yerleştirilmesidir. Bu, gerçekten de son derece gerçek bir kaygıdır. Çünkü bu strateji, Entellektüel Tasarım - asıl olarak Kuzey Amerika'da bulunan ve dünyanın " indirgenemeyen karmaşıklığı " gibi bilimsel açıklamadaki boşluklara dayanarak " Akıllı Tasarım " ı savunan - hareketi tarafından hala kullanılmaktadır. Bana göre bu yaklaşımı benimseyenler, Hristiyanlığı bilimsel ilerlemeler karşısında - gereksiz bir şekilde - kırılgan bir hale getirmektedir.

Fakat " boşlukların Tanrısı " yaklaşımı, Tanrı hipotezinin her şeyi anlamlı hale nasıl getirdiği sorusuna Hristiyan yaklaşımlarından sadece bir tanesidir. Bana göre, yanlış yönlendirilmiştir; artık modası geçmiş hale gelmiş, tarihte daha önceki bir dönemde başarısız olmuş bir inanç savunması stratejisiydi. Bu nokta, bu soruyu ele alırken artık daha eski, daha uygun yollara başvuran, Hristiyan ilahiyatçılar ve din filozofları tarafından 20. yüzyıl boyunca kabul edilmiştir. Örneğin, Oxford'dab bir filozof olan Richard Swinburne, bilimin kendini açıklama kapasitesinin açıklama getirdiğini savunan çok sayıda yazardan biridir - ona göre bu açıklayıcı kapasitenin en ekonomik ve güvenilir anlatımı yaratıcı Tanrı düşüncesinde yatmaktadır. (31)

Swinburne'nin savı, evrenin anlaşılabilmsinin de gerektirdiğini ileri sürüyor. Bu nedenle bizim anlayışımızdaki boşluklar, Tanrı'ya işaret ediyor. Fakat asıl açıklama gerektiren bilimin ve diğer anlayış biçimlerinin anlaşılabilirliğidir. Kısacası, burada sav, açıklanabilirliğin kendisinin açıklama gerektirmesidir. Daha fazla bilimsel ilerleme kaydedildikçe evrene ilişkin anlayışımız o kadar büyük olacak ki bu başarıyı açıklama ihtiyacımız da daha büyük olacak. Bu yaklaşım, bilimsel soruşturmayı engellemeye çalışan değil, salık veren ve teşvik eden bir yaklaşımdır.

Peki ya daha genel anlamda bilim ve din arasındaki ilişki ? Dawkins, bu konuda çok fazla şey söyledi ve şimdi de bunları ele almalıyız.

Yazan: Alister McGrath & Joanna Collicutt McGrath
__________________
Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. :) :) :)
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 24-Ekim-2009, 20:22
Faruk Çelebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Faruk Çelebi Faruk Çelebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kayıtlı Üye
 
Üyelik tarihi: 01-Ağustos-2009
Bulunduğu yer: Türkiye
İnanç: Hristiyan - Protestan
Mesajlar: 591
Standart

(29) Dawkins, Tanrı Yanılgısı, 122.
(30) Dawkins, Devil's Chaplain, 19.
(31) Richard Swinburne, İs There a God ? Oxford: Oxford University Press, 1996.

2

BİLİM, TANRI'NIN VAR OLDUĞU İDDİASINI ÇÜRÜTTÜ MÜ ?

Tanrı Yanılgısı adlı kitabın gündeminde bilimin Tanrı'nın varlığı iddiasını çürüttüğüne ilişkin tüm kitabı kaplayan bir inanç vardır. Tanrı'ya inanmaya devam edenler sadece ccehalet yanlısı, batıl inançlara sahip gericilerdir ve Tanrı'yı evreni anlayışımız konusunda en küçüçük boşluklarda bile ortadan kaldıran bilimin zaferli ilerlemelerini tamamıyla inkar etmektedirler. Ciddi, ilerici ve düşünen insan için ateizm tek seçenektir.

Fakat konu o kadar basit değil - ve bu konuda kendisiyle konuştuğum hemen hemen her doğa bilimcisi bunu bilir. Stephen Jay Gould'un bilimsel kusursuzlukla ateizmi düşünmeden aceleci bir şekilde eş tutmayı reddettiğini kaydetmiştik. Rocks of Ages adlı yapıtında Gould'un, önde gelen evrim biologlarının dinle ilgili görüşlerine dayanarak gözlemlediği gibi: " Ya meslektaşlarımın yarısı inanılmaz derecede aptal ya da Darwinizmin bilimi geleneksel dini inançlarla tamamıyla uyumludur - ve aynı şekilde ateizmle de uyumludur. " (32) Dawkins'in Tanrısı'nda belirttiğim gibi parmak bastığı nokta haklı bir noktadır ve yaygın bir şekilde kabul görür: Doğa hem teistik hem de ateistik bir şekilde yorumlanabilir - fakat bunlardan birini gerekli koşmaz. Her ikisi de bilim için gerçek birer entellektüel olasılıktır.

Amerika'nın önde gelen evrim biyologunun böylesi bir ifadesi Dawkins'i çileden çıkarıyor. Nasıl böyle bir şey söyleyebilir ? Dawkins, Gould'un düşüncelerini cidi bir şekile ele almadan bir kenara atıyor. " Gould'un Rocks of the Age'de yazdığı pek çok şeyi gerçekten söylemek istediğine inanmıyorum. " (33) Dawkins'in yanıtının yerini böylesi bir inanç ifadesi alıyor. Olamaz. Çünkü Gould sadece, bilimin sınırları olduğuna ilişkin yaygın olarak kabul edilen görüşü dillendirilmektedir. Her ne kadar Dawkins'i rahatsız edecek olsa da aynı görüş Sir Martin Res'in hayranlık uyandıran yapıtı " Cosmic Habitat'ta da görülüyor ki ( son derece mantıklı bir şekilde ) bazı nihai soruların " bilimin ötesinde " olduğuna işaret eder (34). Britanya'nın önde gelen bilim insanlarını biraraya getiren Royal Society'nin başkanı olduğu için Res'in yorumlarına dikatli ve eleştirel bir şekilde dikkat etmemiz gerekiyor.

Bilimin karşı karşıya olduğu temel mesele azlasıyla karmaşık, çok yönlü, çok katmanlı gerçekliği nasıl anlamdıracağıdır. İnsan bilgisindeki bu temel soru, bilim filozofları tarafından çok tartışılmış ve kendilerine ait gerçeklerden ötürü, bilimi gerçek bilgiye giden geçerli tek yol olarak görenler tarafından sık sık görmezden gelinmiştir. Her şeyin üstünde, hayatın anlamı veya Tanrı'nın varlığı gibi konular hakkında bilimsel " kanıt " veya " ters kanıt " hakkında basitleştirilmiş bir şekilde konuşmak isteyenlerin üzerinde durduğu temeli ortadan kaldırmaktadır. Doğa bilimleri, " kanıtları tartmak ve kanıtları değil, olasılıkları muhakeme etmek " olan tümevaram çıkarımına dayanır (35). İnsanın dünyayı betimleme girişiminin her düzeyinde buna rakip açıklamalar mevcuttur - kuantum mekaniğinin ayrıntılarından, Karl Popper'in anlamla ilgili " nihai soruları " na kadar.

(32) Gould, " Impeaching the a self-appointed judge. " Konularla ilgili daha genişletilmiş bir tartışma için bakınız Stephen Jay Gould, Rocks of Ages: Science and Religion in the Fulness of Life. Londra: Vintage, 2002.
(33) Dawkins, Tanrı Yanılgısı, 57.
(34) Dawkins'in, konuyu aslında pek de ele almayan, alıngan karşılığı için bakınız Tanrı Yanılgısı, 56.
(35) Bunu, her konuda son zamanlarda yapılmış en iyi çalışmalardan alıyorum: Peter Lipton, Inference to the best explanation. 2. baskı, Londra: Routledge, 2004, 5.

Yazan: Alister McGrath & Joanna Collicutt McGrath
__________________
Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. :) :) :)
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 02-Kasım-2009, 20:09
Faruk Çelebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Faruk Çelebi Faruk Çelebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kayıtlı Üye
 
Üyelik tarihi: 01-Ağustos-2009
Bulunduğu yer: Türkiye
İnanç: Hristiyan - Protestan
Mesajlar: 591
Standart

Bilimin sınırları

Bilim, tüm dünyayı anlamak için kullandığımız tek güvenilir araçtır. Sınırları yoktur. Bir şeyi şimdi bilemiyebiliriz - ama gelecekte mutlaka bileceğiz. Mesele sadece zaman. Dawkins'in yazılarının tümünde bu görüş vardır, fakat Tanrı Yanılgısı'nda özellikle vurgulanır. Böylece doğal bilimlerin evrensel kapsamı ve kavramsal zerafeti açısından kuvvetli bir savnma sunarBu fikir burada gerçekliğe, Francis Crick gibi yazarlarda da görülen, indirgeyici bir yaklaşımı yansıtan ve genişleten Dawkins'e özgübir düşünce değildir kesinlikle. Burada anafikir basittir: Tanrı'nın saklanabileceği " boşluklar " yoktur. Bilim her şeyi açıklayacak - bazılarının Tanrı gibi saçma bir fikre inanmasının nedeni de buna dahildir. Ne var ki, ne bilim toplumunun bir temsilcisi olarak ne de topluluk ne anlam çıkarırsa çıkarsın, kendisini doğru ilan etmiş bir duruş olarak sürdürülebilir bir yaklaşımdır.

Yanlış anlamadan kaöınmak amacıyla bilimin sınırları olduğunu söylemenin, bilimsel yöntemin eleştirisi veya karalaması olmadığının altını çizelim. Üzülerek belirtmeliyim ki, Dawkins, bilimin kapsamını sorgulayan herkesi bilimden nefret eden bir geri zekalı olarak resmetme eğilimindedir. Elimizdeki her entellektüel aracın derecelendirilmesi gerekir - diğer bir deyişle, hengi koşullar altında güvenilir olduğunu belirlemek için incelenmesi gerekir. Bilimin sınırları olup olmasığı sorusu kesinlikle uygunsuz bir soru değildir, bu soruya olumlu bir yanıt da bir çeşit batıl inanca kaymanın işareti de değildir. Entellektüel doğruluğun derecelendirilmesi için meşru bir taleptir sadece.

Bir soruyu araştırmak için Dawkins'in birinci yapıtı, Gen Bencildir'de söylediği bir ifadeyi ele alalım.

( Genler ) devasa koloniler halinde yığılırlar; dev hantal robotların içinde güvende, dış dünyadan soyutlanmış, dünyayla ancak çarpışık dolaylı yollarla iletişim kurarak, uzaktan kumandayla manipule ederek. Sizin ve bizim içimizdekiler; bizleri yarattılar, beden ve akıl ve varoluşumuzun nihai açıklaması bunların korunmasıdır. (37)

Burada etemel bilimsel bir kavramın güçlü ve etkili bir yorumunu görüyoruz. Peki ya bu kuvvetli bir şekildeyorumlayıcı ifadelerin kendileri aslında bilimsel mi ?

Konunun önemini anlamak için bu paragrafın ünlü Oxford fizyoloğu ve sistemler biyologu Denis Noble tarafından yeniden yazılmış hali üzerinde düşünün. Kanıtlanış ampirik olgular bırakılmıştır; yorum katılarak yazılmış olan değiştirilmiştir, bu kez biraz farklı bir yorum sunulmaktadır.

( Genler ) devase koloniler halinde yığılırlar; son derece akıllı varlıklar içinde kilitlilerdir, dış dünya tarafından biçimlendirilmiş, dünyayla karmaşık süreçlerle iletişim kurarlar; bunun aracılığıyla, sanki sihirli bir şekilde gerçekleşiyormuş gibi bir işlev ortaya çıkar. Sizin ve benim içimizdeler; kodlarının okunmasını sağlayan sistem biiz; korunmaları, tamamıyla kendimizi çoğaltırken tecrübe ettiğimiz sevince bağlıdır. Varlıklarının nihai açıklaması biziz. (38)

Dawkins ve Noble konuyu tamamıyla farklı şekilde görüyorlar. Her ikisi de aynı zamanda doğru olamaz. Her ikisi de bir dizi oldukça farklı değer yargıları ve metafizik ifadeleri sinsice içeri sokuyorlar. Fakat ifadeleri " ampirik açıdan eşittir. " Diğer bir deyişle, her ikisi de gözlem ve deneyimsel iyi bir temele sahiptir O halde hangisi doğru ? Hangisi daha bilimsel ? Bilimsel temelde hangisinin tercih edilmesi gerektiğine nasıl karar verebiliriz ? Noble'nin gözlemlediği gibi - Dawkins de bu konuda aynı fikirde -" kimse ikisi arasında ampirik bir farkı saptayacak bir deney düşünemiyor gibi görünüyor. " (39)

(37) Dawkins, Selfish Gene, 21.
(38) Denis Noble, The Music of Life, 2006, 11-15.
(39) Noble, Music of Life, 1982, 1.

Yazan: Alister McGrath & Joanna Collicutt McGrath
__________________
Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. :) :) :)
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 10-Nisan-2010, 21:42
Faruk Çelebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Faruk Çelebi Faruk Çelebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kayıtlı Üye
 
Üyelik tarihi: 01-Ağustos-2009
Bulunduğu yer: Türkiye
İnanç: Hristiyan - Protestan
Mesajlar: 591
Standart

Bilim ve dinin savaşımı

Dawkins'e göre bilim, Tanrı'yı, yanılgı içindeki fanatikler tarafından benimsendiği, kültürün aşırı uçlarına indirerek Tanrı'ya inancı harap etmiştir. Tabii burada açık bir sorun vardır - çok sayıda bilim insanı Tanrı'ya inanmaktadır. Tanrı Yanılgısı 2006 yılında yayınlandı. Aynı yıl önde gelen araştırma bilimcileri tarafından üç başka kitap yayınlanmıştır. Harvardlı tanınmış astronom Owen Gingerich, God's Universe adlı kitabı yayınlamış ve " evren belli bir niyet ve amaçla yaratılmıştır ve bu inanç bilimsel girişimlere engel olmaz " açıklaması yapmıştır. Francis Collins doğanın hayret vericiliğinin ve düzenlemesinin yaratıcı bir Tanrı'ya işaret ettiğini savunan Language of God adlı kitabını yayınlamıştır; buradaki Tanrı geleneksel Hristiyan Tanrı kavramına hayli benzer. Collins bu kitapta ateizmden Hristiyanlığa geçişinin hikayesini anlatır. Dawkins'in, gerçek bilim adamlarının ateist olduğuna ilişkin ısrarına hiç de uymayan örnektir.

Birkaç ay sonra kozmolog Paul Davies, evrende " ince ayarı" savunan Goldilocks Enigma adlı kitabını yayınladı. Davies'e göre evrenin çevre dostu oluşu evreni yaşamın ve aklın gelişime bir şekilde iten bir genel ilkedir. Evrende herhangi bir şekilde bir amaç veya tasarının olduğuna ilişkin bir kanıt olduğu düşüncesi tabi ki Dawkins tarafından olduğu gibi reddediliyor. Davies'in farklı fikirleri var. Geleneksel Hristiyan Tanrı düşüncesini benimsemese de orada dışarıda ilahi bir şeyler var. Ya da içeride.

Bazı araştırmalar en azından bu konuya ışık tutmaya yardımcı oluyor. 1916'da etkin bilim insanlarına Tanrı'ya inanıp inanmadıkları soruldu - özelikle de, etkin bir şekilde insanlarla iletişim kuran ve insanın " yanıt alma beklentisiyle dua edebileceği " bir tanrı'ya. Bu tanıma göre deistler Tanrı'ya inanıyor sayılmaz. Sonuçlar iyi bilinmektedir; kabaca % 40'ı bu tür bir Tanrı'ya inanıyordu, & 40'ı inanmıyordu ve % 20'si emin değildi. Araştırma, tamamıyla aynı sorular kullanılarak, 1997 yılında tekrar edildi ve hemen hemen aynı kalıbın geçerli olduğu sonucu ortaya çıktı; inanmayanların oranında hafif bir artış vardı ( % 45 oranında ). Böyle bir Tanrı'ya inananların yüzdesi % 40 olarak sabit kalmıştı.

Kuşkusuz, bu sonuçlar çok çeşitli şekillerde yorumlanabilir. Ateistler, " Çoğu bilim insanı Tanrı'ya inancı reddetmiyorlar " şeklinde de yorumlanabilir çünkü % 55'i Tanrı'ya inanıyor ya da agnostik. Fakat iki noktanın gözardı edilmemesi gerekiyor.

1. İlk araştırmatı 1916 yılında gerçekleştiren James Leuba Tanrı'ya inanmayan bilim insanlarının sayısının, eğitimde genel iyileştirmelerin sonucu olarak, zaman içinde önemli oranda artacağını öngörmüştü. İnanmayanların sayısında az bir artış ve buna karşılık agnostik olanlarda azalma var - fakat inananların sayısında önemli oranda bir düşüş yok.

2. Bilim insanlarına oldukça belirgin bir soru sorulduğu bir kat daha vurgulanmalıdır: Kendilerine soru yöneltilenler duaya yanıt vermesi beklenen kişisel bir Tanrı'ya inanıyorlar mı, inanmıyorlar mı ? Bu soruyla, kanıtların, bir tür tanrı veya üstün ruhsal ilkeye işaret ettiğine inananları - Paul Davies gibi - dışarda bırakılıyor. Soru daha genel bir şekilde biçimlendirilseydi her iki seferde de daha büyük bir olumlu karşılık beklenebilirdi. Sorunun belirgin doğası, gerek 1916, gerekse 1997 sonuçları üzerinde yorum yapanlar tarafından çoğu zaman göz ardı edilmektedir.

Bununla birlikte, bu gibi araştırmaların ince ayrıntıları asıl meselenin dışındadır.

Yazan: Alister McGrath & Joanna McGrath
__________________
Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. :) :) :)
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu Yazıyı Diğer Sitelerde Paylaş

Seçenekler

Hizli Erisim


Mesaj Panosu Saati: 16:59.
Tema: Hristiyan.gen.tr | Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.