|
|
|
#11
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
'Üçüncü emir' gereği bu isimlerin sıkça kullanılmasının uygun olmayacağı, eğer kimi zorunluluklar sebebiyle bir isim zikredilecekse, 'Rab-Tanrı' denilmesinin daha münâsip düşeceği şeklinde bir uyarı okumuştum. Fakat üstteki yazı da görüyorum ki, 'Rab' veya 'Tanrı' şeklinde söylemenin de mahzurlu olacağı vurgulanmış. Şahsi kanaatim, Rab ya da Tanrı isimlerinin gerektiğinde (Bâzen de sıkça) kullanılmasında bir mahzur yoktur. Yeter ki, bu isimler ağzımızdan bir alışkanlık neticesinde çıkmış bulunmasın. Çünki, alışkanlık gereği 'Tanrım/Rabbim' diyen kişi; O ismin sahibinin yüceliğini idrâk ve anma hâlet-i ruhiyesi içinde, gereken saygı ve minnettarlığı kalbinin derinliklerinde duyup söyleyemediği için, sergilenen gayr-ı samimi iman ritüelleri, toplum da kimi sosyal ve manevi rahatsızlıklara sebep olmakta, kişilerin birbirlerine olan güvenleri sarsılmakta, sosyal bağlar gittikçe zayıflamakta, hattâ bâzı imanlılar da, telâfisi zor yaralar da açabilmektedir. Bu yaralar bâzen, 'Artık güvenilecek kimse kalmadı' şeklinde yargılarla kendisini gösterirken; bâzen de, içinde yaşadığı Hristiyan cemaatinde karşılaştığı kimi riyâkâr davranışlar yüzünden, sâhip olduğu yüzeysel imanı da kaybedenler görülebilmektedir. Bireyin içinde yaşadığı toplumun kültürüne bağlanmak mecbûriyetinde olduğunu düşünüp, mevcut kültürel normlar ile imani ölçüler arasıdaki farka dikkat etmeden, 'Tanrısal' ve 'Dünyevi' olanı titiz bir filtreleme ameliyesinden geçirmeden, sâdece mevcut sosyo-ekonomik ortamda var olma veya kendisine daha iyi bi statü elde etme çabasıyla kazandığı 'İman' gerçek iman değildir. Her ne kadar Hristiyanlığın bir din olmadığı vurgulansa da, ben bü tür imanı niteleyecek daha uygun kelime bulamadığım için, 'Kültür dindarı' veya 'Kültür Hristiyanı' diyorum. Kültür Hristiyanı olan kişiler, maalesef 'İman ettim' dedikleri yüceliğin pek farkında olamazlar ve 'İman' zannettikleri alışkanlıkları ile oyalanıp değerli vakitlerini hebâ ederler. Sürekli okuyan, düşünen, araştıran bir atesit, agnostik atesit, deist veya başka inançlara sahip kişişlerin MESİH'i gerçekten tanıma ve iman etme ihtimâlleri, bu kimselere göre daha yüksektir. Her ne kadar Calven'in 'Seçilmişlik' öğretisi benim bir 'İhtimâl' den söz etmemi mümkün kılmasa da, mevcut akıl yürütme ve düşünme eylemi sonucunda daha uygun bir kelime bulmam zor görünüyor. Diğer taraftan ben bu tür 'Seçilmişlk'in ne Tanrı adâleti ile, ne de 'Tanrı sevgidir' sözüyle bir ilgisini kurabildim. Maksadım, ilgisi olmayan bir konuya bu fikri sokrak tartışmak da değil. Kendimce yaptığım bir analiz neticesinde, MESİH'e olan imanımın yanlış değerlendirilmemsi için, bu ziyâdeyi eklemek durumunda kaldım. Günümüz imanlıları arasında en büyük problem, kültürel yaptırımlarla insanlara dayatılan ve 'İman' zannetmelerine yol açan unsurların, zamanla kişinin aklında ve kalbinde gerçek mânâ da manevi bir alt yapı oluşturamaması, imanın dayanacağı bir 'Temel' meydâna gelmemesi sebebiyle, bu davranışların birer 'sosyal refleks/alışkanlık' davranışı olmaktan öteye geçememesi durumudur. Bütün bu tespitlerden hareketle, yüzeysel iman sahiplerine ne kadar, 'sık sık Tanrı adını ağızlarına almamaları gerktiği' tembih edilse de, bunlar mevcut alışkanlıklarından doğacak boşluğu başka alışkanlıklar ile ikâme edemiyecekleri için, bir süre dikkat ettilten sonra, tekrar eski hallerine döneceklerdir. 'Tanrı' Ya da 'Rab' adının insanlar tarafından sıkça kullanılmasında bir mahzur görmediğimi tekrâren arz edeyim. Yeter ki, Rabbin adını anan kimse, her andığında kimden bahsettiğinin şuurunda olsun. Zâten bu şuuru taşıyan kişi, Tanrı'nın adını sıkça kullanıyor görünse de, asla gereksiz yere kullanmayacaktır. Saygılar.
__________________
"Rabbe övgüler sun ey gönlüm ! O'nun kutsal adına övgüler sun, ey bütün varlığım ! Rabbe övgüler sun ey canım ! İyiliklerinin hiç birini unutma !" Mezmurlar 103/1-2 |
|
#12
|
|||||
|
|||||
|
Alıntı:
Evet, Tanrı kendisini Ben, Ben olanım diye buyuruyor, bunu Mesih'te "Ben'im" şeklinde söylemişti. Ancak Tanrı'nın yani Elohim'in kendi özel ismi de var. Tıpkı sizin ve herkesin özel bir ismi olduğu gibi, O'nun da özel bir ismi var ve bu isim çok kutsal. "Elohim" 'in anlamı Tanrı demek. İbranice bir kelime. Ancak tek ve çoğul bir anlam barındırıyor. Örneğin yaratılış bölümünde "Başlangıçta Elohim yeri ve göğü yarattı" der. Burada O'nun özel ismi yerine, Elohim kullanılır. Elohim kelime olarak kendi içerisinde Üçlü Birliği içerir aslında. Kısacası İbranice'de Elohim = Tanrı. YHVH ise Tanrı'nın özel ismidir. Size ayetlerle örnek vereyim, Ben YHVH'yim, adım budur. Onurumu bir başkasına, Övgülerimi putlara bırakmam. Yeşaya 42:8 Bu ayette YHVH açıkça söylüyorki kendi övgülerini, kendi ismine istiyor, putların ismiyle kendisine seslenilmesinden hoşlanmıyor. Geçmişte İsrail halkının içerisine putlarl sızmıştı, baal da bunlardan biriydi. Bir süre sonra İsrail halkı YHVH ismini unutup, O'na baal diye seslenmeye başlamış ve Tanrı onları azarlamıştı. Tıpkı şimdi Türkiye'de O'na allah diye seslenilmesi gibi. Ne yazıkki çoğu hristiyana bu ismin önemi, yüceliği öğretilmiyor ve önemsenmiyor. Kafalarından uydurdukları hileleri aktaran bu yalancı peygamberler ne zamana dek sürdürecekler bunu? Ataları nasıl Baal yüzünden adımı unuttuysa, onlar da birbirlerine düşlerini anlatarak halkıma adımı unutturmayı tasarlıyorlar. Yeremya 23:26-27 Buna karşın RAB gücünü göstermek için, Adı uğruna kurtardı onları. Mezmurlar 106:8 Madem kayam ve kalem sensin, Öncülük et, yol göster bana Kendi adın uğruna. Mezmurlar 31:3 Yardım et bize yüce adın uğruna, ey bizi kurtaran Tanrı, Kurtar bizi adın uğruna, bağışla günahlarımızı! Mezmurlar 79:9 Adım uğruna öfkemi geciktiriyorum. Ünümden ötürü kendimi tutuyorum, Yoksa sizi yok ederdim. Yeşaya 48:9 Ey İsrail halkı, kötü yollarınıza, yozlaşmış uygulamalarınıza göre değil, adım uğruna sizinle ilgilendiğimde, benim RAB olduğumu anlayacaksınız. Egemen RAB böyle diyor.” Hezekiel 20:44 Bunun gibi bir çok ayette açıkça Tanrı'nın bizleri Adı uğruna kurtardığını da görebilir, bu ismin Yüceliğini anlayabiliriz. Alıntı:
Burada yazar daha çok yabancılardaki kötü durumdan bahsetmiş. Örneğin Amerika'da Tanrı ve Mesih'in ismi bir çok kötü durumda bir ünlem olarak kullanılmaktadır. Türkçe'den örnek verirsek "hay allah!, aman allahım!, allah kahretsin!" gibi. Ver kötü durumda bunların ağızdan alışkanlık olarak çıkması, hayatımızda ünlem haline gelmesi 10 Emir'deki bu kuralı çiğniyor. Alıntı:
Dünyasal mantık ile evet çok doğru. Eğer iman mantık ve okuma ile olsaydı tüm bilim adamları, tüm felsefeciler, tüm okuyanlar şu an iman etmiş olurlardı. Ancak bir bilim adamı iman ederken, diğeri tam tersi etmiyor. Bir felsefeci ederken, diğeri etmiyor. Aynı zamanda bir bilim adamının iman ettiği şeye, çok akılsız biriside iman edebiliyor. O zaman şu ayeti rahatça söyleyebiliriz; Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrı`nın merhametine bağlıdır.Romalılar 9:16 Alıntı:
Seçilmişlik ile Tanrı adaleti arasında bağ kuramıyorsanız, o zaman aklınızda herkesin kurtulmayı hakettiğine dair bir düşünce var. Ama Tanrı açıkça söylüyorki "hiç kimse - iman edenler dahil" kurtulmayı haketmedi. Ve Tanrı adaleti günah işleyenlerin ölümü hakettiğini söyler. Eğer günah işleyenler, Tanrı'nın antlaşmasında olduğu gibi ölümü haketmeselerdi, o zaman adaletsizlik olurdu. Eğer adalet istiyorsanız, adalet sonsuz ölüm. Ancak Tanrı herkesin ölmesini istemediyse ve kendine kim olduklarına bakmaksızsın dünyadan bir bakiye almak istediyse, O'nu kim durdurabilir? Tanrı herkesin ölmesini istemediği, ama bazılarını rastgele seçip kurtarmak istediyse merhametsiz mi olur? Bu koşulsuz bir seçim. Tıpkı içerisinde iyisiyle kötüsüyle bulunan bir tencere bulgur'un içerisine bir kaşık daldırıp rastgele bir kısmını seçip kendine almak gibi. Bu şekilde düşünce aklımızda yaratmak istediğimiz Tanrı imajından kaynaklanıyor, Tanrı'ya ne yapıp ne yapmayacağını biz söyleyemeyiz. O'nun merhametini, lütfunu ve adaletini göremememiz gerçeği değiştirmez. Tıpkı ayetlerin dediği gibi; Tanrı`nın seçtiklerini kim suçlayacak? Onları aklayan Tanrı`dır.Romalılar 8:33 Alıntı:
Elbette dediğiniz gibi öyle, kimden bahsettiğimizin bilincinde olmamız önemli. Esenlikler ![]() Ayrıca bilmeyenler için ekleyeyim; http://www.yahve.net/ adresinden Kutsal Kitap'daki YHVH, Elohim, Adonay gibi isimlerin Türkçe'ye nasıl çevirildiğini öğrenebilirsiniz.
__________________
Gün ağarıp sabah yıldızı yüreklerinizde doğuncaya dek, karanlık yerde ışık saçan çıraya benzeyen bu sözlere kulak verirseniz, iyi edersiniz. (2. Petrus 1:19) Konu Chonk Vandelay tarafından (20-Kasım-2009 Saat 15:07 ) değiştirilmiştir. |
|
#13
|
||||
|
||||
|
Tanrı'nın adında rezilce konuşmalar
Tanrı2nın adını çarpıtıp O'nunla alay eden kişiye yazıklar olsun ! Tanrı'nın adını böylesine kötüye kullanan kişide Tanrı korkusu olamaz.O'nun sözüyle alay edildiğinde, birlikte gülmek yerine alaycıyı uyarmalı, O'nun onuru için tavrımızı koymalıyız. Film endüstrisinde dinsel sözlerin etkisi herkesce malum günah, cehennem her gaçan gün daha yoğun ve çarpıtılmış biçimde kullanılıyor. Bu suçlar karşılıksız kalmayacaktır. Öfke halinde, Tanrı'ya, Mesih'e bile küfredenler az değil. Çokları, Tanrı'nın adında lanetler okuyor. Böyle çevresine küfürler saçan bir köylüye papaz Wilhelm Busch, " Her zaman böyle yüksek sesle mi dua edersiniz ? " diye sorar. " Dua eden de kim ? " der köylü homurdanarak. " Ama biraz önce Tanrı'nın adıyla seslendiniz, O mutlaka cevap verecektir " karşılığını verir. Adam, söyleyecek söz bulamaz. Sırasında insanlara, hatta kimi ülkelerde yakın akrabalara lanet okunduğu biliniyor. Bu çirkin görünümün ardında çıplak, yüzünü gizlemeyen kin vardır. Böylesi sözler İsa tarafından cinayet teşebbüsü olarak görüldü. Çünkü lanetlenen Tanrı'nın asıl suretidir. Tanrı'nın ceza tehdidi Üçüncü buyruk son derece ciddi bir cümle içeriyor: " Tanrı, adını kötüye kullananı cezasız bırakmaz. " Yüce adın bilinçsiz, düşüncesizce kötüye kullanımı yanında bencil amaçlar uğruna suçları örtbas etmek için bile bile planlı sömürüsü de mevcuttur. Yalan yere, çirkefliğini örtmek için Tanrı'nın adını kullanana yazıklar olsun. Tanrı'nın adında hileli bir iş yapıp onu gerçek diye sunmak bundan farklı değildir. Doğuda kimse kimseye güvenmiyor, her fırsatta kullanılan yeminlerden eksik olmayan Tanrı'nın adı ne gerçeği, ne de şerefi garanti edebiliyor. İsa, bu nedenle her türlü ciddilikten uzak yemini yasaklar, bizden günlük yaşantımızda kusursuz doğruluk ister: " Evetiniz evet, hayırınız hayır olsun. Bundan fazlası şeytandandır. " ( Mat. 5:37 ) Yalan yemin eden kişi, yalnızca insanları değil, Tanrı'yı aldatıyor. Üçüncü buyruk, böylesi yeminlerde sakındırıyor: " Tanrı, adını kötüye kulllananı cezasız bırakmaz. Bundan ötürü Ran korkusu bilgeliğin başı ( Başlangıcı ) dır. " Kendisine karşı günah işlememek için Diri Tanrı'dan çekinmeliyiz. Tanrı'yı ve adını bilmesine rağmen, sıkıntı anında O'nu çağırmak, O'nun irşadını beklemek yerine falcılara giden, bu yolla geçmiin, günün, yarının sırlarını bilmek isteyen kişi, Tanrı'nın gözünde bir iğrençliktir ( Tesniye 18:9 )Sihirle, tılsımla uğraşan kişi, Tanrı'nın halkının arasından söküp kurutacağını bildirdiği mahvolmuşlar kervanına katılır ( Lev. 20:6 ). Ölülere " danışmak " ruhlarla, cinlerle bağlantıya girmek çabaları da bunlara dahildir. Bu cinsten suçlar, insanı Tanrı'dan ayırır, ona gökle ilgisi olmayan yabancı bir " vahiy " kaynağı sunar. Bu insan, kendisine sadık hanımının adında ve onun parasıyla boşanıp giden birini andırır. Rab, bu tip karanlık işlerle meşgul olanların uygulamalarına " ruhsal zina " diyor ( Lev. 20:6 ). Kendisini bu yola kaptırmış halk ya da toplulukların O'nun katındaki adı ise, " zani kuşak " tır. Yazan: Abd-ul-Mesih
__________________
Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. :) :) :) |
|
#14
|
||||
|
||||
|
Tanrı'ya küfredenler
Tanrı'y ve Mesih'e lanet edilen, bilinçli bir şekilde Yaradan'a isyan edip büyüyle Tanrısal egemenliğin yıkılmak istendiği yerde; Tanrı'nın adı en çirkin surette kötüye kullanılmaktadır. Şeytan, Tanrı'nın ilk ve asıl düşmanıdır. Bile bile Tanrı'ya küfreden, iblisin hükmündedir; onun tarafından yönlendirilir; onun ruhu, karanlığın hükmü altındaki bilinç altından adeta bir kir deryası gibi sırıtır. Böyleleri ruhsal açıdan kör olmalarına karşın; dindar davrandıkları iddiasındadırlar. Aynı zamanda da Tanrı ve Mesih'ine karşı savaşırlar ( Yu. 15:19-21;16:1-3 ). Yahudiler, Tanrı'ya küfrettiği savıyla İsa'yı çarmıha gerdiler. O'nun Tanrı'nın Oğlu olduğunu itiraf ettiği gerçeğiyle Stefan'ı taşlayarak öldürdüler. Aralarına gelmiş olan Kutsal'ı dindar bir gayretkeşlikle aşağıladılar, yüzüne tükürüp tokatladılar. Eski Antlaşma halkının ruhanileri, Rab'lerini tanımak yerine çarmıha çivilediler. Din tutucuları, genellikle kördür. Çoğu Müslüman, İsa'nın çarmıha gerildiğine inanmanın Tanrı'ya küfretmekle bir olduğu inancındadır. Ferisilerin amansız kini, bu kez kendisini Kur'an okuyucuları vasıtasıyla gösteriyor. Dindar Müslüman ruhu, Kutsal Üçlük'le savaş halindedir. Onun çarmıh ( haç ) a duyduğu nefret tarif edilemez.Karanlık, onun aracılığıyla Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'a nefretini kusuyor. İsa Mesih'in eşşizliğini Hinduizm de reddediyor. O'nu sayısız tanrılardan biri olarak görüyor. Yahudilerin büyük bir çoğunluğu, gerçek Mesih'i bugün de kabul etmiyor. Bir süreden beri Mesih inancını terk etmiş belirli bir çevre, sefahat alemlerinin düzenleiği, kurban kanının akıtılıp; şeytana Tanrı gibi ibadet edildiği merasimler düzenliyor. Rab'bin Duası'nı bile şeytani bir biçime sokuyorlar. " Karanlığın prensi " kendisinin Üçlük'te bir olan Tanrı tarafından kurtarılmasına izin vermeyen herkese pençesini uzatıyor. Cehennemin diş geçiremediği tek sığınak İsa Mesih'tir. İyi Çoban, buyuruyor: " Koyunlarım sesimi işitirler. Ben onları tanırım, onlar da beni izlerler. Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapama... Ben ve Baba biriz. " ( Yu. 10:27-30 ). Çok sayıda siyasetçi, sanatçı, sporcu, başka ruhlardan medet umuyor. Tanınmış falcıların kapısını çalıp; sihir, büyü yoluyla nüfuzlarını artırmayı düşlüyorlar. Bu arada Tanrı'nın adını anmalarına rağmen; bilerek ya da bilmeyerek Diri Rab'le savaşıyorlar. Nietzsche, " Tanrı artık ölüdür ! " dedi. Kendi Yaradanına, Kurtarıcısına karşı çaresiz, öfkesinde bir harabeyi andıran ruhunu iblis mekan tutmuştu. Bugün de milyonlarca insan, sanki Tanrı yokmuş gibi yaşıyorlar. Onlar, kendilerini aldatmakta, kör cahilliklerinde koşar adım uçuruma yaklaşmaktadırlar. Tanrı'nın her türden inkarı, küfür, Nirvana'ya iman, kendi kendisini aldatmasıdır insanın. Yaan: Abd-ul-Mesih
__________________
Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. :) :) :) |
|
#15
|
||||
|
||||
|
Tanrı adının doğru kullanımı
Üçüncü emir yalnızca Tanrı'nın yasak ve uygulamalarından ibaret değildir; aynı zamanda büyük bir vaadi de içerir: " iman, sevgi ve şükürle kulandığın takdirde, Rabbin Tanrın adını boş yere ağzına almış olmazsın." Senin iman tanıklığın aracılığıyla Rab yaratıcı, bağışlayıcı gücünü başkalarında da göstermek, onları yenilemek istiyor. Tanrı adı, dilediğimizce kullanabileceğimiz bir tılsım, büyü malzemesi değildir. Diri Rab, kendi adı vasıtasıyla yine kendi istemine göre davranır. Bu, Tanrı'nın hudutsuz gücünü içeren bir addır. Petrus, kötürüme " İsa Mesih'in adıyla kalk, yürü ! " İsa Mesih'in adı sayesinde önünüzde sapasağlam duruyor. " karşılığını verdi ( Elç. İş. 3:6-16; 4:10 ). Tanrı'nın adını yeniden öğrenmeliyiz. Yeni Antlaşma'yı Yunanca aslıyla ezbere bilen ünlü ilahiyatçı Schlatter, yaşamının sonuna doğru kaleme aldığı eserine " İsa'yı tanıyor muyuz ? " başlığını verdi. Rabbimizi daha iyi anlamayı öğrenmeliyiz. Dua ederek O'nun sözünü okumak, çalışmak, duymak, Kutsal Kitap üzerinde derinlemesine düşünmek, bunun ilk ve vazgeçilmez şartıdır. O zaman Tanrı- sözü aracılığıyla - bizimle konuşur. Gerek Eski gerekse Yeni Antlaşma'nın kimi bölümlerini ezberlemek son derece yararlıdır. Tanrı'nın sözü güç, bilgelik kaynağıdır. Belleğini, bilinçaltını Tanrı'nın sözüyle doldurana müjdeler olsun ! İman yolunda sadakatli herkesce bilinen kişilerin tanıklıkları, yaşam öyküleri de Tanrı'nın adını ve tasarrufunu daha iyi anlamamıza yardımcı olur, imanda derinleşmemizi sağlar. Tanrı'nın sözünü düzenli çalışmak bizi mutlu kılar. Bu mutluluğu başkalarına da iletebiliriz. Tanrı'ya kulak veren kişi, artık tek başına yaşamaz; o, alemin Rabbini tanımakta, O'nunla konuşabilmektedir. Bize Kutsal Kitap aracılığıyla konuşan Tanrı'ya, biz dua ile yanıt veririz. Günahlarımızı, dert ve sıkıntılarımızı Tanrı'ya, evrenin Yaratıcısına söyleyebiliyoruz. Ne büyük bir ayrıcalıktır bu ! O'nun bizim için sürekli zamanı var; can kulağıyla bizi dinler, bir ruh bilim uzmanı ya da hekimin öğütlerinden çok daha değerlidir göstereceği yol. Tanrı, bedensel babamızdan çok sever bizi; İsa'nın kurbanlık ölümü sayesinde günahlarımızı affediyor, Kutsal Ruh'u aracılığıyla sonsuz yaşam gücü bağışlıyor. Yazan: Abd-ul-Mesih
__________________
Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. :) :) :) |
![]() |
| Bu Yazıyı Diğer Sitelerde Paylaş |
| Seçenekler | |
|