|
|
|
#1
|
||||
|
||||
|
Hiç düşündünüz mü, neden insanlar dinlenmek ya da tatil yapmak için genellikle şehirden uzak doğayla iç içe olan alanlara kaçar? İlginçtir ki, insanlar huzur bulmak için kalabalıklardan kaçıp tenha ve sessiz göl kenarlarında ya da dağlık bir manzara karşısında oturmayı severler. Neden? Çünkü nerede çok insan varsa orada karışıklık, kavga ve her türlü sorun da var. Tabiat ise içimizde müthiş bir ferahlık ve huzur yaratıyor.
Evet, bir önceki bölümde gördüğümüz gibi ilk insan ve içinde yaşadığı dünya gerçek anlamıyla şahaneydi, oysa insanın şimdiki haline baktığımızda çok farklı, hatta zıt bir manzarayla karşılaşıyoruz. Tanrı’nın benzerliğinden kaynaklanan olağanüstü zihniyeti ve yaratıcılığı kısmen görülse de, insan Aden bahçesindeki barışçıl uyumu ve kutsallığı yitirmiştir. Tanrı'dan aldığı bütün ruhsal ve zihinsel kabiliyetlere rağmen şu anda yeryüzünde bulunan insan son derece gaddar ve acımasızdır. Bunun en basit ispatını her gün gazetelerde okuyabiliyoruz. İnsan hakikaten garip bir mahlûktur. Bazen en zengin, akıllı ve başarılı insanlar bile en korkunç cinayetlere ve tecavüzlere girişebiliyor. Tabiat çoğunlukla güzelliğini ve masumiyetini koruyabildi, ama insan genel anlamda yozlaştı. Demek ki, insan bir yerde büyük bir değişikliğe uğradı, çünkü ilk başta biz böyle yaratılmadık. Tanrı'nın Sözü, Yaratılış 3. bölümde bu faciaya sebep olan olayı bizlere ayrıntılı olarak aktarıyor: "RAB Tanrı'nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, "Tanrı gerçekten 'Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin' dedi mi?" diye sordu. Kadın, "Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz" diye yanıtladı, ama Tanrı, 'Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz"' dedi. | Yılan, "Kesinlikle ölmezsiniz" dedi, "çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız."Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunun gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar." (Yaratılış 3:17) Bu olay ile tüm insanlığın kaderi değişti. Peki, bu ağacın ne önemi var ki? Bir önceki bölüme bakarsak Rab'in bir tek bu ağacın meyvesini Adem ve Havva'ya yasakladığını ve ondan yiyeni ölümle cezalandıracağını söylediğini görüyoruz. Mesele belirgin bir meyveyi yiyip yememek değil, bir itaat ve sadakat sınavıydı. Doğal olarak Tanrı, insanların Kendisine güvenip tapınmalarını istiyordu, fakat daha da önemlisi bunu kendi özgür iradeleri ile yapmalarını arzuluyordu. Düşünün, çocuğunuzu tehdit ederek ya da çikolata vaat ederek her istediğinizi yaptırabilirsiniz. Fakat bu şekilde çocuğunuzun size olan sevgisinden dolayı itaat edip etmediğinden kesinlikle emin olamazsınız. Ancak çocuğunuzu özgür bıraktıktan sonra sizin istemediklerinizi kendi iradesiyle reddederse, o zaman gerçekten sizi sevdiğini tam olarak bilirsiniz. Benzer şekilde, Tanrı insanların kendisine olan güvenini ve itaatkârlığını denemek için önlerine bir seçim koydu ve istediklerini seçmekte onları tamamen özgür bıraktı. Ne yazık ki yılan kılığına girmiş Şeytan'ın ayartması sonucunda, Adem ve Havva Tanrı'ya itaat etmeyi değil, kendi çıkarlarının peşinden gitmeyi seçtiler. Gurura kapılıp bencilliklerine yenik düştüler. Bunu yapmakla sadece masum bir hata yapmış olmadılar, aynı zamanda Tanrı'ya isyan ettiler, çünkü O'nun bariz ve güvenilir sözüne güvenmek yerine Şeytan’ın yalanına inanmayı tercih ettiler. Daha da önemlisi, kendilerini Tanrı'nın üzerine çıkarmaya kalkıştılar ne korkunç bir günah! Dikkat edin, hemen bunun ardından çıplak olduklarını anladılar, yani ilk masumiyetlerini ve kutsallıklarını yitirdiklerini hemen fark ettiler. Sonra kendilerine örtüler yapıp bedenlerini, dolayısı ile günahlarını örtmek için çözüm uydurduklarını görüyoruz. Ayıplarını kapatmak için incir yapraklarından önlükler yaptılar. Aslında o günden bu yana insanlar hep gururlarını tatmin edecek çareler ve çözümler peşinde, ama bunların hiçbiri işe yaramıyor. Çünkü kendi gücümüze dayalı yöntemlerle içimizdeki günahı örtmek, kapatmak ya da silmek mümkün değildir. Bölümün devamında günaha bulaşmış Adem ve Havva'nın Tanrı'yla karşılaşmalarını okuyoruz: "Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı'nın sesini duydular. O'ndan kaçıp ağaçların arasında gizlendiler. RAB I Tanrı Adem 'e "Neredesin? " diye seslendi. Adem, "Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim" dedi. RAB Tanrı, "Çıplak olduğunu sana kim söyledi?" diye sordu, "Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?" Adem, "Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim" diye yanıtladı. RAB Tanrı kadına, "Nedir bu yaptığın?" diye sordu. Kadın, "Yılan beni aldattı, o yüzden yedim" diye karşılık verdi." (Yaratılış 3:813) İnsan ancak bir yere kadar kendi çözümleriyle Tanrı'dan gizlenebilir, ama eninde sonunda Tanrı'yla hesaplaşmak zorundadır. Burada Tanrı soru sorarak onlara şefkatle yaklaşıyor. Olaydan haberdar olmamış gibi davranıyorsa da esasen insanlara günahlarını fark etmeleri ve tövbe etmeleri için bir fırsat veriyor. Ama insanlar günahlarını itiraf edeceklerine hemen birbirini suçlamaya geçer. Hatta dolaylı yoldan Adem, "yanıma koyduğun kadın" diyerek aslında Tanrı'yı da suçlamaya kalkışıyor. Kadın da suçunu görmeyip topu yılana atıyor. Oysa hepsi kendi günahları için suçlu, ama ne yazık ki, hiç birinde tövbe edecek alçakgönüllülük yoktur. Bu şekilde bölümün devamında verilen cezaları okuyoruz: "Bunun üzerine RAB Tanrı yılana, "Bu yaptığından ötürü bütün evcil ve yabanıl hayvanların en lanetlisi sen olacaksın" dedi, "karnının üzerinde sürünecek, yaşamın boyunca toprak yiyeceksin. Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın." RAB Tanrı kadına, "Çocuk doğururken sana çok acı çektireceğim" dedi, "ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, seni o yönetecek." RAB Tanrı Adem'e, "Karının sözünü dinlediğin ve sana, meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için toprak senin yüzünden lanetlendi" dedi, "yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın. Toprak sana diken ve çalı verecek, yaban otu yiyeceksin. Toprağa dönünceye dek ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın ve yine toprağa döneceksin." (Yaratılış 3:1419) Rab her birini önüne alıp tek tek cezalarını bildiriyor. Yılanla başlıyor ve bundan böyle hep yerde sürüneceğini ve topraktan besleneceğini söylüyor. Fakat ayetin devamında, Rab'bin aslında yılan kılığına girmiş Şeytan'a yöneldiği anlaşılıyor. Şeytan insanlığı Tanrı'ya karşı olmaları için kendi tarafına çekmeye çalışırken, Tanrı İblis'le insanlar arasında aşılmaz bir düşmanlık kuruyor. Hatta, daha Kutsal Kitap'ın bu ilk bölümlerinde Tanrı, Şeytan'ın yıkımla sonuçlanacak sonunu belirtiyor. Kadının soyundan birinin gelip onu başını ezerek bozguna uğratacağını söylüyor. Aynı şekilde kadına da yöneliyor. Kadın özellikle kocasını tamamlamak ve çocuklarını doğurup beslemek için yaratıldığı için Tanrı onu bu iki konuda cezalandırıyor. Kadın o günden bu yana hem doğum yaparken hem de evlilik ilişkisinde hep acılar ve zorluklar yaşıyor. Son olarak erkeğe de yöneliyor. Erkek çalışmak ve yönetmek üzere yaratıldığı için Rab bundan sonra bu konularda hep hüsran ve sıkıntılarla karşılaşacağını belirtiyor. Hatta onun yüzünden insanın hükümdarlığında olan tabiat ve bütün hayvanlar da olumsuz etkileniyor. Bundan sonra, dünyada barış ve huzur pek nadiren bulunacaktır. Toprak da artık çalılar ve dikenler verecektir. İnsan ve hayvan bundan böyle ölüme mahkûm kılınmıştır. Ölüm derken sadece bedenen ölüp dünyadan kopmaktan söz etmiyoruz. Ölümün birkaç farklı boyutu vardır. Bedenen ölmüş her insan, Tanrı’nın önüne çıkıp yargılanır ve günahlara karşılık makbul bir bedel gösteremezse sonsuz ölüm anlamına gelen cehenneme atılır. Bu ikinci ölümde insan sadece dünyadan değil Tanrı'dan ve O'nun tüm bereketlerinden de sonsuza dek kopar. Aslında insanın bedensel ölümünden önce Aden bahçesinde ruhsal ölümünü de görebiliyoruz. Adem'le Havva ve dolayısıyla onlardan doğacak olan tüm evlatlar ruhsal yönden Tanrı'dan kopuyor ve günahın batağına düşüyorlar. O yüzden Tanrı, Adem ve Havva'yı Aden bahçesinden kovmak zorunda kalıyor. Evet, Aden bahçesi bu şekilde sona erdi, insanlığın masumiyeti ve kutsallığının sona erdiği gibi. Böylece insanların Tanrı'yla olan o ilk mükemmel beraberliği ve kesintisiz ilişkisi kayboldu. İşte bu ilk isyan sonucunda Adem ve Havva ölümlü kılındı ve beraberlerinde tüm dünyayı ve onlardan doğacak insanoğullarını da günaha batırdılar. Yazan: Can Nuroğlu
__________________
Gün ağarıp sabah yıldızı yüreklerinizde doğuncaya dek, karanlık yerde ışık saçan çıraya benzeyen bu sözlere kulak verirseniz, iyi edersiniz. (2. Petrus 1:19) |
![]() |
| Bu Yazıyı Diğer Sitelerde Paylaş |
| Seçenekler | |
|