Go Back   Hristiyanlık Forumu | Hristiyan Bilgi Kaynağı > Hristiyan bilgi kaynağı > Hristiyanlık Temelleri, Yararlı Dökümanlar ve Makaleler > Çeşitli Makaleler

hristiyanlık

 
Seçenekler
  #11  
Alt 29-Ekim-2009, 14:53
Faruk Çelebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Faruk Çelebi Faruk Çelebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kayıtlı Üye
 
Üyelik tarihi: 01-Ağustos-2009
Bulunduğu yer: Türkiye
İnanç: Hristiyan - Protestan
Mesajlar: 591
Standart

Bir gün yine baktım yine soru-cevap şeklinde bir mektup geldi. Onu okurken altındaki telefon numarasını gördüm. Ona telefon etmeye karar verdim. Telefonda biraz konuştuk. Kafamdaki soruları telefonda sormam mümkün değildi. Bizim bu taraflara gelip gelmeyeceğini sordum, birkaç ay içinde geleceğini söyledi. Ben yine gelen soruları cevaplıyor, gönderiyordum. Bir süre sonra geldi tanıştık, sohbet ettik. Kafamdaki bütün soruları sormaya başladım çok güzel ve mantıklı cevaplar veriyordu bana. " Tanrı'nın Oğlu ne demek ? " diye sordum ona, açıklayınca çok hoşuma gitti. " Kutsal Ruh, Tanrı'nın sevgisi, İsa Rab midir ? " bunun gibi nice sorular. Hepsini de çok mantıklı cevaplıyordu.

O gittikten sonra bende az da olsa bir değişiklik, bir yumuşama olmuştu.

Düşündüm. Bizleri ve evreni yaratan biri olmalıydı. Doğa kanunları bu kadar mükemmel olamazdı. İnsanın güzelliğine ve yeteneklerine bakınca, " Bu bir doğa olayı değil de Tanrı'nın işi olmalı. " diye düşündüm.

O arkadaş gitmeden bana çok sayıda kitap bırakmıştı. O kitapları okuduktan sonra Tanrı'ya karşı, sevgi demeyim de, bir sempati duymaya başladım. İncil üzerinde çalışmalarımı hızlandırdım. Ama anlamadığım konular çoktu. Bir süre geçtikten sonra telefondaki kişi bir arkadaşını da alıp yine gelmişti. Birkaç gün benimle birlikte kalıp beni pek çok konuda aydınlattılar. Bana yine çok sayıda kitap verip gittiler. O kitaplardan çoğunu okudum.

Artık Tanrı'nın adaletini, Tanrı'nın sevgisini, Tanrı'nın bizlere karşı tutumunu kafamda şekillendirmeye başladım. Demek ki, Tanrı korkulacak biri değildi. Aksine bizlere çok yakın ve bizleri seven bir Tanrı'ydı.

Yavaş yavaş Tanrı'yı sevmeye başlamıştım. Hemen hemen her soruma cevap bulabiliyordum.

Aradan birkaç ay geçtikten sonra Tanrı'nın sevgisi olmadan yaşayamayacağımı anlayamayınca, Tanrı'ya ve O'nun Mesih'ine iman ettim. Tanrı bizleri o kadar sevdi ki, masum ve tertemiz olan günahsız kuzusunu, bizim günahlarımız için kurban etti. Ta ki bizler, benliğe göre değil de ruha dayalı bir yaşam sürelim diye. Günah karşısına ölü olan bizler İsa Mesih sayesinde ölümden dirilelim diye.

Artık bundan emindim, benim tek kurtuluşum İsa Mesih'e iman etmemdi.

İman, benim için sadece 4 harfli bir kelime değil. Bende öyle değişiklikler oldu ki, onlardan bahsetmek istiyorum. Önce çevreme karşı müthiş bir sevgi duymaya başladım. Benim gibi düşünmeyenleri bile sevmeye başladım. Annemle babama karşı yaptığım hakaretlerden dolayı utanç duyuyordum. Arkadaşlarımı ve kardeşlerimi yargıladığım için çok pişmandım.

Sevgimi çevreme o kadar güzel yansıtıyordum ki, herkes bendeki bu değişikliği fark ediyordu. Benim sevgimi dışa vurmamı engelleyen gurur, artık imanıma karşı koyamıyordu. Yavaş yavaş gururumun öldüğünü hissediyordum.

Annemle babam çevremdeki tüm insanlar, benim bu durumuma çok seviniyorlardı. Eski kişiliğim gitmiş yerine yeni bir kişilik gelmişti.

Sabahları kalktığımda öncelikle Rabbim'e şükrediyor ve imanlı kardeşlerimle bana işlerimizde yardımcı olması için dua ediyorum. Günde birkaç sayfa Tanrı'nın kelamından okuyorum.

Cuma ve pazar günleri bana çok büyük mutluluk veriyor. Çünkü o günlerde devamlı imanlı kardeşlerle birlikte oluyoruz. Hep birlikte Tanrı'nın Kelamını çalışıyoruz, ilahiler söylüyoruz. Bu, bana büyük bir mutluluk veriyor. Şu anda küçük bir imanlı topluluğumuz var, ama inanıyorum ki ileride bu sayımız çok fazla olacak. İmanlı kardeşlerimizle aramızda öyle samimi bir yakınlık var ki, bu hepimize mutluluk veriyor. Düşüncede bir fikirde biriz hep.

Tanrıma şükürler olsun, beni karanlıkta bırakmadı.

Bulunduğum bu sevgi dolu ortamı, bana haz veren yaşantıyı, anlatabilmem mümkün değil. Bunu ancak yaşayıp görmek lazım. O zaman ne anlatmak istediğimi anlarsınız. İşte ben bu ortamı İsa Mesih'te buldum. İsa Mesih'in kapısını çaldım beni içeri aldı. Ben de O'nun oğullarından biriyim artık.

İsa Mesih, diyor ki: " Kapıyı çalana açacak, isteyene verilecek, arayan bulacak. " Bu mutluluğu herkesin tatması için Tanrıma devamlı dua ediyorum.

Burada sözlerime son verirken, Baba Tanrı'dan ve O'nun biricik Oğlu İsa Mesih'ten sizlere lütuf ve esenlik diliyorum.

Derleyen: Davut MURATOĞLU
__________________
Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. :) :) :)
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 08-Ocak-2010, 23:23
Faruk Çelebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Faruk Çelebi Faruk Çelebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kayıtlı Üye
 
Üyelik tarihi: 01-Ağustos-2009
Bulunduğu yer: Türkiye
İnanç: Hristiyan - Protestan
Mesajlar: 591
Standart

iSA'YA GÖRDÜM


Hande TAYLAN ( Tercüman - İstanbul )

1953 yılında İstanbul'da doğdum. Annemle babam ben iki yaşındayken ayrıldılar. Bu yüzden mürebbiyelerle, bakıcılarla büyüdüm. 5 yaşında özel bir okula gönderildim. Yalnız bir çocuktum. Okul yıllarım boyunca yatılı okulda okumam, evde istenmediğimi hissettirdi bana ve aileme karşı asi oldum. İlk gençlik yıllarımda ailemde bulamadığım sevgiyi başka yerlerde aradım. Yanlış yerlerde. Ülkemin sosyal durumuyla ilgilendim. Bu konuda çok kitaplar okudum. Ama politika bana göre değildi. Daha sonra uyuşturucu kullanan arkadaşlarım oldu. Onlarla birlikte önce merak ve büyüme özentisiyle uyuşturucuya başladım. Anlamadığım şey, bu işin orada durmayacapıydı. Bu benim nütün diğer şeylerden soyutlanıp sadece bu arkadaşlar ve bu kültürün içinde kendimi rahat hissetmeme yol açtı. Gerçeği, gerçek sevgiyive gerçek kardeşlik ve dostlukları arıyordum. Savaşın olmadığı, nefret ve hırsın olmadığı bir dünyayı. O sıralarda bu arayış içinde olan bir tek ben değildim. Bu konuda gençler arasında bir hareket, bir uyanış vardı.Savaş çocukları olan anne babalarımız, savaş ve savaş dönemleri yaşamı ile bunun sonucu daha katı, disiplinli bir kafa yapısına sahiptiler. Biz ise, ana- babalarına başkaldıran barış, özgürlük ve sevgiyi savunan barış çocuklarıydık.

Bu arada bir arkadaşım, bana İncil'i vermiş ve ben de biraz okumuştum. Aslında çok hoşuma gitmişti ve İsa'nın en kutsal olduğunu hissediyor ama mucizelere bir türlü inanamıyordum.

Bunun üzerine ailemin de ısrarıyla: " Neden önce Kur'an okumuyorsun ? Kur'anı okudun mu ki, İncil'i okuyorsun ? vb. " lafları üzerine Kur'anı okudum. Kur'anı okumak bana günahlı olduğumu ve de beni çok büyük bir cezanın yani cehennemin beklediğini çok iyi anlattı. Burada sevgi değil korku ve benim için acımasız yargı vardı. Bundan dolayı kabuslar görmeye ve her an alınıp götürülüp cezalandırılacağımı düşünmeye başladım. Bu Tanrı beni tasvip etmiyordu ve beni mutlaka cezalandıracaktı. Belki doğru yanıtı orada bulurum umuduyla doğu dinleri ve felsefeyle ilgili kitaplar okudum. Bu arada birçok kişi Hindistan'a gidiyor, gerçeği orada bulacaklarına inanıyor, hatta bazıları bulduklarını iddia ediyorlardı. Bense oraya gidecek paraya ve özgürlüğe sahip değildim ve gerçeğin bunlara sahip olamayanlar tarafından da bulunabileceğine inanıyordum. Sadece ayrıcalıklı bir kitle onu bulabilecek imkanlara sahipse; gerçek olamazdı. Sonunda çaresizliğimle baş başaydım. Hayatımı gerçekten sevgi ve gerçeğe, gerçek özgürlük ve barışa adamak istiyor ama bunun ne ve nerede olduğunu bilmiyordum. Bu arada sadece yoluma devam etmeyi de reddediyordum. Ya bulacaktım, ya bulacaktım ! Aslında bulacağımdan o kadar emin olmadığımdan intiharı düşünüyordum. Dünya ve insanları yaşama göre epey kapsamlı bir şekilde görüp anlamış ve iğrenmiştim. Ayrıca böyle bir dünyada yaşayacak kuvveti ve isteği de kendimde bulamıyordum. Bu yüzden uyuşturucuya devam ediyordum.

Sonunda bir gece sabaha kadar ağlayıp dua ettim. " Eğer bir Tanrı varsa seni bilmek, tanımak istiyorum. Eğer yoksa, ölmek istiyorum, artık dayanamayacağım ! " Ertesi gün sokağa çıktım. Bu çok nadir oluyordu ve iki kişi beni durdurup konuşmak istedi. Sonra da bana, " İsa seni seviyor ! " dediler. Bu insanların gözleri sevgiyle ışıl ışıldı ve gülümsüyorlardı. Mutlaka kafalarının iyi olduğunu ve benimle dalga geçtiklerini düşündüm. Tanrı beni sevmediğini ve cezalandırması kesin olduğuna göre, İsa ( En kutsal olan ) beni nasıl sevebilirdi ? Ama İsa'nın beni sevdiği düşüncesi de çok hoşuma gitmişti. Çünkü beni gerçekten seven kimse olduğunu sanmıyordum. Bunun üzerine önce " Hayır, nasıl olur ? Ben Müslüman'ım ! " protestoları arasında İsa hakkında bir sürü soru sormaya başladım. Bana İncil'den bir sürü ayetlerle söylediklerinin doğruluğunu kanıtlamaya çalıştılar. Daha sonra bana üzerinde İsa'nın kim olduğunu ve bizim için ne yaptığını anlatan bir broşür gösterdiler. Ellerinde yalnız bir tane olduğuna göre bana veremeyeceklerdi. Ama o kadar hoşuma gitmişti ki, oturup defterime geçirdim. Sonunda bir dua vardı. Aslında yazılı olanları sizinle paylaşmak istiyorum. Çok küçük çocukların bile anlayabileceği bir basitlikte yazılmıştı. " Tanrı bizim Babamızdır ve bizler O'nun küçük çocuklarıyız. Hepimiz günah işledik ve iyi bir dayağı hakkettik. Ama ağabeyimiz İsa bunun hem Baba'yı hem de bizi çok üzeceğini bildiği için bizim dayağımızı ( cezamızı ) kendi üzerine almayı teklif etti ( bizim cezamızı çekmek için çarmıhta öldü ). Bunun üzerine Baba eğer O'nun kurbanını kabul edersek bizleri bağışlamaya ve cennette kendisiyle birlikte sonsuz yaşam vermeye söz verdi. Bu yüzden eğer kalbimizi açıp küçük bir duayla O'nu davet eder ve hayatımızı sevgiyle ve Kutsal Ruh'uyla değiştirmesini istersek bunu yapacaktır. Benimle birlikte tekrar edin: ' İsa kalbime gel. Günahlarımı affet. Bana yeni bir hayat ver. Senin kuvvetinle yaşamıma ve başkalarına da bu harika sevgiden söz edebilmeme yardım et. İsa'nın ismiyle, amin. ' " Hatırlayabildiğim kadarıyla böyleydi.

Devamı var.

Derleyen: Davut MURATOĞLU
__________________
Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. :) :) :)
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 14-Ocak-2010, 20:33
Faruk Çelebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Faruk Çelebi Faruk Çelebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kayıtlı Üye
 
Üyelik tarihi: 01-Ağustos-2009
Bulunduğu yer: Türkiye
İnanç: Hristiyan - Protestan
Mesajlar: 591
Standart

Eve gittim ve iki gün boyunca bunları okuyup bu sözler üzerinde düşündüm. Bir yandan bir ses Müslüman olduğum için bunu asla yapamayacağımı, diğer bir ses ise bunu yapmakla hiçbir şey kaybetmeyeceğimi, dua etmenin iyi bir şey olduğunu ve bana zarar vermeyeceğini söylüyordu. Ayrıca bütün bunların doğru olup olmadığını da bilmek istiyordum. Başka bir seçeneğim yoktu zaten. Onları da ben bilmek istemiyordum. Bunun üzerine bir gece yatağımın yanına diz çöküp bu duayı bütün kalbimle tekrarladım. Birden bire sanki bütün oda ışıkla doldu ve altından yapılmış yukarıya doğru giden bir yol gördüm. Bu yolun sonunda parlak ama gözleri rahatsız etmeyen güneş gibi bir ışık parlıyordu. Sonra O'nu gördüm. İsa'yı. Güneş gibi parlıyordu, beyaz elbiseler giymişti ve bir atın üzerinde o, altın yoldan kalbime geldi ve girdi. O girdiğinde bana elektrik çarpmış gibi oldu. Bu unutulmaz bir deneyimdi. O gece çok huzurlu uyudum ve ertesi sabah kalktığımda yepyeni bir insan olduğumu hissediyordum. Gerçekten de öyleydi. kanıtları mı ? Günde iki paket sigara içiyor ve uyuşturucu kullanıyordum. Sabah kalktığımda bunlara asla el sürmeyeceğimi biliyordum. Hiç kimse, önüne oturtup, " Bak, madem artık İsa'ya iman ettin, artık böyle şeyler yapmamalısın, " gibisinden sözler söylememişti ve Hristiyanlık hakkında gerçekten yok denecek kadar az şey biliyordum. Ama O, beni görmüş, halime acımış, kalbimdeki boşluğu doldurmuş ve beni sevgisiyle tatmin etmişti. Öyle ki artık bu eylemlere ihtiyacım yoktu. En Kutsal Olan beni seviyordu ! Hamdolsun !

Bu olayın üzerinden 23 yıl geçti. Ben, hala O'nun verdiği gerçek sevginin kuvvetinde ve hala tek başıma katlanmakta çok zorlandığım dünyada O'nun yardımıyla devam ediyorum. O zamandan beri ne uyuşturu ne de sigaraya el sürdüm. O zamandan beri ailem beni reddetti, çeşitli acılar, kayıplar, zulümler, tehlikeler dahil çok şey yaşadım. Ama bütün bu şeylerde O, beni bırakmadı. Beni kuvvetlendirdi ve yanımda yürüdü. Yol yürünemez hale geldiğinde taşıdı. Şimdi ise dönüp baktığımda hiç pişman olmadığımı, bunun hayatımda verdiğim en yerinde karar olduğunu, sadece benim değil, ailemin ve çocuklarımın da hayatımda bir bereket olduğunu, gelecek nesillere de bu dönüm noktasından ötürü bir miras bırakacağımı biliyorum. Bu mirasın eğer başka bir yol seçip, zengin olsaydım onlara bırakabileceğim mal mülk ya da paradan daha değerli ve kalıcı olduğundan şüphem yok. İsa, gerçek olduğunu, sevgisinin, sözlerinin ve vaatlerinin gerçekliğini benim hayatımda tekrar tekrar kanıtladı.

Kutsal Kitap'ı okudukça Tanrı'nın yollarını öğrendim. O'nun teselli eden güzel sözleri ve aynı inanca sahip kardeşlerim bana yoluma devam etmem için kuvvet verdi. Gerçekten de benim inanıp kabul ettiğim gibi aynı şeyi kabul etmiş olan herkes şimdi benm kardeşim. Onları hiç görmemiş bile olsam. Bu inanç sadece dünyanın belirli kısmında oturan insanların inancı değil. Kutsal Rab'bin çağrısına yanıt vererek; O'nu kabul edenlerin hepsi O'nun çocukları ve ailesinin bir parçası. Bu yüzden dünyanın her yerinde benim gibi düşünen ve benim onlara yardım etmeye hazır olduğum gibi bana ihtiyaç halinde yardıma hazır gerçek kardeşlerim olduğunu biliyorum. Onların da benim geçtiğim sıkıntılara katlanarak O'nun yolunda başkalarına O'nun sevgisini taşımak için ellerinden geleni yaptıklarını biliyorum.

Bu kitabı okuyan kişilerin, gerçekten önyargılardan sıyrılarak gerçeği bilmek için kalplerini açarak O'na yaklaşıp O'nu " denemelerini " öneriyorum. Size bir zararı olamaz. Olsa olsa faydası olur. Ve kim bilir, belki sizin de hayatınız değişir ve benim ailemin bir parçası olursunuz.

Hem Kutsal Kitap hem de Kur'an O'nun yeniden geleceğini bildiriyor. Kutsal Kitap'a göre O, yeniden geldiğinde; kendisine ait olanları alacak ve O'nunla birlikte cennete gideceğiz. Orada artık keder ve gözyaşı olmayacak ve hepimiz birlikte olacağız. Orada görüşmek üzere diyelim mi ?

Kardeşiniz,

Derleyen: Davut MURATOĞLU
__________________
Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. :) :) :)
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 23-Şubat-2010, 22:13
Faruk Çelebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Faruk Çelebi Faruk Çelebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kayıtlı Üye
 
Üyelik tarihi: 01-Ağustos-2009
Bulunduğu yer: Türkiye
İnanç: Hristiyan - Protestan
Mesajlar: 591
Standart

DÜŞÜNCELERİMDEKİ TÜM ÇELİŞKİLER ÇÖZÜLDÜ

Özdemir İÇEL
( İşçi - Almanya )

Küçüklüğümden beri Hristiyanlığa alerji duymuşumdur. Hristiyanlığı bir " öcü " gibi, hatta öcüden de beter görmüş, onu her tarafa saldıran, kudurmuş bir köpeğe benzetmişimdir. " Hristiyanlık, kilise, papaz, İncil " gibi laflar beni hep ürkütmüştür. Bu düşüncelerimin haklı dayanakları da yok değildi.

Örneğin: Orta çağdaki " Haçlı seferleri, engisizyon mahkemeleri, endüljanslar " - yani para karşılığında cennetten arsa satmalar - dini siyasete alet eden dinadamları, ırkçılık, sömürülen milletler, çeşitli ahlaksızlıklar... hepsi de hristiyanlığın içinden çıkmamış mıydı ? Bunların yanı sıra madecilik de Hristiyanlıkta almış yürümüştü. Heykel, resim, mum, haç gibi maddeler " izafi " dahi olsa tapınılan, öpülen, saygı duyulan, ibadete yer alan şeylerdi.

Fakat 1975'li yıllarda çalışmak için Avrupa'ya gidişim " madalyonun öteki yüzünü " de görmeme yardım etti. Bazı kişiler bana Hristiyanlığı empoze etmek için geliyordu. Ben de bu fırsattan istifade, Hristiyanlığı reddediyor, yukarıdaki ve benzeri olayları kanıt gibi göstererek onları suçluyordum.

Fakat hayret ! Bildiğim ve kötülediğim her konuda, kendileri de Hristiyan olmalarına rağmen, aynen bana katılıyorlardı. Önceleri bunun beni kandırmak için bir " oyun " olduğunu düşündüm. Ama bu konuda yazılmış pek çok eserin benden daha katı biçimde Hristiyanlığı kınadığını hatta suçladığını görünce, bunun bir oyun olmadığını anlayıp işi derinlemesine araştırmaya başladım.

Bana yapılan açıklamalar çok basit, açık ve inandırıcıydı. Hristiyanlıkta iki olay veya durum vardı:
1- Yoldan sapmış sahte, ismen Hristiyanlık,
2- İncil'e sadık kalan gerçek Hristiyanlık.
Bana açıklama yapan kişiler aynen benim gibi, " yoldan sapmış sahte Hristiyanlığın " kuduz mikrobu saçan bir köpeğe benzediğini kabul ediyorlardı. Samimi ve gerçekci olduğuna kani olduğum açıklamaları şu doğrultudaydı;

" Bir veya bir kaç köpeğin kudurması, tüm köpeklerin kuduz olduğu anlamına gelmez. Başıboş, denetimsiz ve kudurmuş köpeklerin yanı sıra, sahipli, bakım ve denetim altında, efendisine sadık, hatta sahiplerinin çok önemli işlerde kullandığı değerli köpekler de vardır. Her köpeğe - hatta insanlara da - kuduz mikrobu bulaşması mümkün ise de; sürekli bakım, denetim altında olan aşılı köpeklerden korkmamak gerekir. Bunları ayırt etmesini bilmeli.

Bugün kınadığımız olayları tarihte Hristiyanlar gerçekleştirmiş olsa bile, hatta bugün de böyle olaylara rastlamak mümkündür, sürekli kontrol, bakım, denetim altında bulunan ve ruhsal bakımdan aşılı olan gerçek Hristiyanların " kudurmasından " korkulmamalı.

Ruhsal anlamda bu " bakım, denetim, aşı " dediğimiz şey ise, İncil'e göre " Yeniden doğuş, İncil'e doğru ve gerçek bir imanla, Tanrı'nın Kutsal Ruh'u ile doğmak " tır. Sayıları az da olsa, bu tür gerçek Hristiyanlar her dönemde vardı ve onlar aleyhine hiç bir kötü söz söylenmemiştir.

Gerçek Hristiyanlık, bir din olmanın ötesinde, yaşanılan bir hayattır. Özü gerçek sevgiye dayanır. Sevgi, doktrinden, yani öğretiden önce gelir.

Sözde kalmayan, koz olarak kullanılmayan, karşılık beklemeyen, halis, öz, yaşanılan sevgi. Af, barış, acıma, eşitlik, kardeşlik, birlik, beraberlik, fedakarlık yapan sevgi. Kin, nefret, düşmanlık, bölücülük, intikam, kıskançlık, bencillik... gibi kötü etkenleri silen, yok eden sevgi, ırki renk, dil, kültür gibi ayrımları gütmeyen, sömürmeyen, iki yüzlü olmayan, tüm insanları Adem ve Havva'dan gelen kardeşler olarak tanıyan sevgi... "

Bu açıklamalarla " sahte Hristiyanlık " denen ve yukarıda eleştirdiğim durumlar benimle beraber kınanınca ve " gerçek Hristiyanlık " denen durum ana hatlarıyla bana aktarılınca, madalyonun öbür yüzü, yani gerçek Hristiyanlık mantığına, vicdan ve yüreğime hoş ve cazip gelmeye başladı. Ama öte yandan bir Müslümandım. Bununla ne yapacaktım ? Bu düşünce beni Müslümanlığımı temellerini araştırmaya yöneltti.

Devamı var.

Derleyen: Davut MURATOĞLU
__________________
Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. :) :) :)
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 01-Mart-2010, 20:46
Faruk Çelebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Faruk Çelebi Faruk Çelebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kayıtlı Üye
 
Üyelik tarihi: 01-Ağustos-2009
Bulunduğu yer: Türkiye
İnanç: Hristiyan - Protestan
Mesajlar: 591
Standart

Araştırmalarım sonunda, sıkı sıkyı bağlı olduğum Müslümanlığımın iki açıdan mantık ve vicdanımla çelişmekte olduğunu gördüm. Biri dini açıdan öbürü ise siyasi açıdan.

Bunları açıklamak isterim.
1- Dini açıdan çelişki:

Bir defa küçüklüğümden beri Tevrat, Zebur ve İncil'in tahrif edilmiş, değiştirilmiş, içine el karışmış, aslı ve geçerliği olmayan bir kitap olduğuna inandırılmıştım. Oysa araştırmalarım, bana şu gerçekleri gösterdi;

Önce inandığım ve doğru olduğunu kabul ettiğim İslam'ın özü olan Kur'an'ı araştırdım. O'nda Tevrat, Zebur ve İncil'in değiştirilmiş olduğuna dair bir tek ayet bile bulamadım.

Hatta tersine, Kur'an ayetleri: " Allah sözünü değiştirebilecek hiçbir kuvvet yoktur. " diyordu ( Bkz. Sure 6:34 ). Yine " Allah'ın sözlerinde asla bir değişme yoktur. " ( Sure 10:64 ). " Doğrusu kitabı biz indirdik, onun koruyucusu da elbette bizi. " ( Sure 15:9 ) gibi Kur'an ayetlerine göre, Tevrat, Zebur ve İncil'e hiçbir zaman " Tanrı Sözü " olarak inanmamak gerekiyordu ya da bunlar Tanrı Sözü olarak indirilmiş ise, Kur'an'a göre, sürekli olarak Tanrı tarafından korunmalıydı. Şüphesiz, Yüce Tanrı'nın sözlerinden bir kısmını koruyup bir kısmını korumaması ne O'nun yüce özellikleriyle ne de sıfatlarıyla bağdaşırdı.

Üstelik Kur'an, daha önce gelen kitapları, yani Tevrat, Zebur ve İncil'i doğruladığını, hatta bu gibi kitaplar arasında hiçbirisinin diğerinden ayırt edilmemesi gerektiğini de söylüyordu. Örneğin ; " Biz Allah'a... Musa'ya ve İsa'ya verilenlere ve bütün peygamberlere Rableri tarafından verilen kitaplara iman ettik. Onların hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz. " deniliyordu ( Sure 2:136, 2:285, 4:136, 29:46 vb. ). Bu gibi ayetlere göre Muhammed bile Kur'an'ı, Tevrat, Zebur veya İncil'den daha üstün saymamıştı.

Ayrıca bazı Müslümanların iddialarının aksine, " Kur'an, Tevrat ve İncil'i geçersiz kılmak " yerine , tam tersine onları " tadik etmek için indirildiğine ve Tevrat, Zebur ve İncil'in " Nur ve Hidayet " olan Allah kitapları olduğunu defalarca kaydetmektedir. Örneğin: ( Sure 10:37, 35:31, 46:12, 5:44, 3:3, 5:68-70, 6:91 bkz. ).

Hatta Kur'an'a göre Müslümanlıktan şüphelenen olursa, daha önce inen Tevrat, Zebur ve İncil kanıt olarak gösterilmekteydi ( Sure 10:94, 3:93, 3:70-71, 21:7, 4:47, 2:41, 7:169, 29:46 bkz. ). Tüm bu Kur'an ayetlerini buraya aktarmak mümkün değildir. İsteyen sure ve ayet numaraları verilen yazılara bakabilir. Ama tüm bunlar ruhsal gerçekleri bulmak için Tevrat, Zebur ve İncil'in temeli oluşturduğu ve inanmak için bu kitapların önce geldiğini gösteriyordu. O halde, Kur'an'dan önce var olan temeli bulmalı, yani Tevrat, Zebur ve İncil'i okumalı ve bunlara iman etmeliydim. Bu takdirde günahlardan kurtuluş için " kurban " edilme olgusunu, diğer deyişle, İsa'nın insanların suçlarının bedelini ödmek için çarmıh üerinde öldüğüne ve üç gün sonra dirildiğine iman etmeliydim.

Hatta İslam'ın müsade ettiği dört kadınla evliliği, İncil açısından " zina ve fuhuş ", " Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre de suç sayıp; İncil'in ve Medeni Kanunun müsade ettiği tek kadınla evliliği Tanrı'nın gösterdiği tek doğru yol uygulama olarak kabul etmeliydim. Yine İslam'a göre " mubah " sayılan " din uğruna cihat veya kılcı " reddetmeli ve İncil açısından daha etkili silah sayılan sevgiyi kullanmalıydım. Gerektiğinde öç, kin ve intikam yerine, İncil'e göre: " bir yanağıma vurana öbür yanağımı da çevirmeliydim. "

Kısacası, İslamiyet'in kendi kendine geliştirdiği fakat İncil ile tutarsız duruma düşünce bunun ayıbını örtmek için uydurmak zorunda kaldığı: " Yok İncil değiştirildi, yok tahrif edildi... " gibisinden çocukca ve aslı astarı olmayan bir yalanı bir kenara bırakmalıydım.

Devamı var.

Derleyen: Davut MURATOĞLU
__________________
Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. :) :) :)
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu Yazıyı Diğer Sitelerde Paylaş

Seçenekler

Hizli Erisim


Mesaj Panosu Saati: 22:35.
Tema: Hristiyan.gen.tr | Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.