|
|
|
#1
|
||||
|
||||
|
ABD ‘deki Müjdecilik Patlaması Hizmeti(The Ministry of Evangelism Explosion) isimli bir kuruluş, müjdeyi iki can alıcı soru ile paylaşır. Birinci soru şudur, “Ruhsal yaşamınızda, öldüğünüz zaman cennete gideceğinize emin olduğunuz bir noktaya geldiniz mi?” Tecrübeli çalışanların ifadelerine göre insanların çoğunluğu bu soruya olumsuz cevap vermektedir. Birçok insan, gelecekteki kurtuluşlarından emin değillerdir. Geri kalanın bir çoğu ise bu tür bir güvencenin olasılığı konusunda ciddi şüphelere sahiptir.
Seminerdeyken, sınıf arkadaşlarım bir oylama yapmıştı. Seminer öğrencilerinden oluşan bu grubun yaklaşık yüzde 90’ı, kurtuluşlarından emin olmadıklarını belirtmişti. Bir çoğu bu soruya sinirlenmiş, bu oylamanın yapılmasının bile haddini bilmez ve küstahça bir davranış olarak yorumlamıştı. Bazı insanlar, kurtuluşun güvence altında olduğu hakkında konuşulmasını bile kendini beğenmiş bir davranış olarak değerlendirir. Emin olduğumuz bir şey varsa, kurtuluşunun güvence altında olduğunu söyleme, kendini beğenmiş bir tutum olabilir. Eğer kurtuluşumuza olan güvenimiz kendimize olan güvenimize dayanıyor ise bu bir kibirdir. Eğer cennete gitmeyi hakkettiğimizi düşündüğümüzden dolayı cennete gideceğimize kesinlikle emin, bu düpe düz ukalalıktır. Kurtuluşun güvence altında olması gözlüğünden bakıldığında dünya üzerinde dört tip insan olduğu görülür: (1) Kurtulmamış olduklarını bilen, kurtulmamış olan insanlar vardır. (2) Kurtulmuş olan ama kurtulmuş olduklarını bilmeyen insanlar vardır. (3) Kurtulmuş olan ve kurtulmuş olduklarını bilen insanlar vardır. (4) Kendilerinin kurtulduğunu “bildiklerini” zanneden kurtulmamış olan insanlar vardır. Pencereye İngiliz anahtarı atan işte bu son gruptur. Eğer kendilerinin kurtulduğunu “bildiklerini” zanneden aslında kurtulmamış olan insanlar var ise kurtulmuş olan insanlar, gerçekten kurtulduklarını nasıl bilebilirler? Bu soruyu cevaplayabilmek için ilk önce başka bir soruyu yöneltmemiz gerekmektedir. Niçin bazı kişiler kurtuluşları hakkında sahte bir güvenceye kapılırlar? Aslında bu sorunun cevabı nispeten kolaydır. Sahte güvence, kurtuluş hakkındaki yanlış inanışlardan kaynaklanmaktadır. Gerçek Kurtuluşun neyi gerektirdiği ya da neyi zorunlu kıldığı yanlış anlaşılmıştır bu kişiler tarafından. Örneğin bir kişinin universalist (evrenselci) olduğunu farz edelim. Bu kişi herkesin kurtulmuş olduğuna inanır. Eğer bu dayanak noktası doğru ise, tümden gelimin gerisi çorap söküğü gibi gelir. Bu muhakeme şu şekilde işlemektedir: "Her birey kurtulmuştur. Ben bir bireyim. Demek ki ben kurtuldum." Üniversalizm, bir çoğumuzun farkına vardığından çok daha fazla yaygındır. Oğlum beş yaşına bastığı zaman Evangelism Explosion’ın iki sorusunu kendisine yönelttim. Birinci soruya olumlu bir cevap verdi. Öldüğü zaman cennete gideceğine emindi. İkinci soruyla devam ettim. “Eğer, bu gece ölseydin ve Tanrı sana şu soruyu sorsaydı, ‘Niçin seni cennetime alayım?’ Ne cevabı verirdin?” Oğlum tereddüt etmeden hemen cevap verdi, “çünkü ben ölüyüm!” Oğlum beş yaşına bastığı zaman müjdeyi çoktan açık ve seçik bir şekilde duymuştu. Ancak onun algıladığı mesaj, ölen herkesin cennete gideceği doğrultusundaydı. Onun aklanma doktrini, sadece iman ve iyi işler ile aklanma değil, ya da iman ve iyi işlerin birleşimi ile bir aklanma şeklinde değildi. Onun doktrini çok daha basitti; o ölüm ile aklanmaya inanmıştı. Onun, kurtuluşuna dair sahte bir güvencesi vardı. Aynen üniversalizmin, dünya kültürlerinde yaygın olması gibi, iyi işlerle aklanma konseptide yaygındır. 1000 kişi üzerinde yapılan istatistiksel bir ankette, oğluma sorulan aynı soru sorulmuştur. Katılımcıların yüzde 80’i “iyi işler” ile ilgili cevaplar vermiştir. İnsanlar şuna benzer cevaplar vermiştir: “Ben otuz seneden beri kiliseye gidiyorum,” “Pazar okulunu bir kere bile kaçırmadım,” ya da “Hayatım boyunca kimseye ciddi bir zararım dokunmadı.” Evangelism ile olan tecrübem esnasında çok açık şekilde öğrendiğim bir şey oldu: Sadece iman ile aklanma mesajı kültürümüze (ç.n: Amerikan) hala daha nüfuz etmemiştir. Kitleler, cennete gitme ümitlerini tamamen kendi iyi işlerine dayandırmaktadır. Mükemmel olmadıklarını kabul etmede yeterince hevesli olan bu kitleler yeterince iyi olduklarını da var saymaktadırlar. Ellerinden gelenin “en iyisini” yapmışlardır ve trajik bir şekilde, bunun Tanrı için yeterli olacağını var saymışlardır. Bir öğrencinin, John Gerstner’e sınav kağıdından aldığı nottan dolayı itiraz ettiğini hatırlıyorum. Yakınmasını şu cümlelerle ortaya koymuştu: “Dr. Gerstner, elimden gelenin en iyisini yaptım.” Gerstner gözlerini öğrenciye çevirip, yumuşak bir ses tonuyla, “Genç adam, elinden gelenin en iyisini asla yapamazsın.” Tabi ki bizler elimizden gelenin en iyisini yaptığımıza inanmayız. Eğer son yirmi dört saatteki performansımızı gözden geçirirsek, elimizden gelenin en iyisini yapmadığımızı anlarız. Bu ifadenin ne kadar aldatıcı olduğunu anlamamız için hayatlarımızı gözden geçirmemize gerek yoktur. İnsanların ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını farz etsek bile -ki bunu asla farz edemeyiz- bunun bile yeterli olamayacağını biliyoruz. Çünkü Tanrı, cennetine kabul etmek için mükemmelliği talep etmektedir. Bizler bu mükemmelliği ya kendi içimizde ya da başka bir yerde ya da başkasında buluruz. Eğer, kendi içimizde bulabileceğimizi düşünüyorsak kendi kendimizi kandırıyoruz demektir çünkü içimizde doğruluk yoktur. Gördüğümüz gibi kurtuluşumuz hakkında sahte bir güvence hissetmemiz çok kolaydır. Ancak kurtuluşun talep ettikleri konusunda doğru bir anlayışımızın olması, bizi kurtuluş hakkındaki sahte güvenceye kapılmaktan kurtaracak mıdır? Şeytanın kendisi bile kurtuluş için neyin gerektiğini bilmektedir. O, Kurtarıcının kim olduğunu bilmektedir. O, kurtuluşun entelektüel kısmını bizlerden daha iyi anlamıştır. Ancak, O kendi kişisel kurtuluşu için Mesih’e güvenmemektedir. Kurtarıcı olan İsa’dan nefret etmektedir. Kurtuluş hakkında doğru bir anlayışımız olabilir ancak kurtuluşun şartlarını yerine getirip getirmediğimiz konusunda yanlış inançlarımız olabilir. Aslında hiç imanımız yokken, imanımız olduğunu düşünebiliriz. Mesih’e inandığımızı düşünebiliriz ancak kabul ettiğimiz Mesih, Kutsal Kitap’taki Mesih olmayabilir. Tanrı’yı sevdiğimizi düşünebiliriz ancak sevdiğimiz tanrı bir put olabilir. Her Şeye Egemen Olan Tanrı’yı seviyor muyuz? İnsanları cehenneme gönderen Tanrı’yı seviyor muyuz? Tam bir itaat talep eden Tanrı’yı seviyor muyuz? Son gün gelip de “Çekil önümden, Ben seni tanımıyorum” diyebilecek olan Mesih’i seviyor muyuz? Ben sizlere böyle bir Tanrı’yı ve böyle bir Mesih’i mükemmel bir şekilde seviyor musunuz? diye sormuyorum. Ben sizlere böyle bir Tanrı’yı ve böyle bir Mesih’i en ufak bir şekilde de olsa seviyor musunuz diye soruyorum. En sevdiğim anektodların bir tanesi, Dr. James Montgomery Boice tarafından anlatılmıştır. Bir dağcının kayışları çözülür ve binlerce feet yükseklikte ölüm kalım savaşı vermektedir. Panik halinde, dağın yakasındaki bir kaya dan bitmiş olan cılız bir çalıya tutunur. Bu çalı, onun düşüşünü bir an için yavaşlatır ancak çalı kökünden sökülmeye başlar. Dağcı gökyüzüne doğru bakar ve seslenir, “Yukarıda bana yardım edecek birisi var mı?” Göklerden kalın bir ses işitilir. “Evet, ben sana yardım edeceğim. Bana güven ve çalıyı bırak.” Dağcı, aşağıdaki mağaraya bakar ve bir kez daha seslenir, “Bana yardım edebilecek başkası var mı?” İnandığımız Tanrı’nın “başkası” olma olasılığı vardır. Genç Yaşam (Young Life) isimli bir hizmet kuruluşunda görevli kişilerle sık sık konuşurum. Bu hizmet, gençlere yönelik çok etkili misyon faaliyetleri sürdürmektedir. Young Life’ın gücü aynı zamanda onun en büyük tehlikesini arz etmektedir. Young Life’ın ulaştığı gençler arasındaki iman ikrarında bulunan ve daha sonra bu iman ikrarını reddeden gençlerinin sayısı ürkütücü rakamlara ulaşmaktadır. Young Life, gençlere ulaşma konusunda dikkat çekici başarılar kazanmaktadır. Bu misyon, müjdeyi ilgi çekici kılma konusunda bir uzmandır. Tehlike ise, Young Life’ın çok çekici ve çok etkileyici olmasından gelmektedir. Bazı genç insanlar, Young Life’a iman etmekte ve Kutsal Kitap’ın Mesih’i ile asla ilgilenmemektedir. Bu yazının amacı kesinlikle Young Life’ı eleştirmek değildir. Ben asla müjdeyi ilgi çekici yapmaktan vazgeçelim iddiasında bulunmuyorum. Bunu zaten yeterince gerçekleştirdik. Amacım unutmamamız gereken noktanın, insanların bizi ya da grubumuzu Mesih’in yerine koymaya başlayabilme ve kurtuluşu hakkında sahte bir güvenceye kapılabilme olasılıkları olduğunu hatırlatmaktır. Kutsal Kitap açısından baktığımız zaman kurtuluşumuz hakkında tanrısal bir güvenceye sahip olmamızın olası olduğunu, hatta bu güvenceyi kökleştirmenin bizim görevimiz olduğunu görmekteyiz. Eğer bu güvence olası ve eğer bu bir buyruk ise bunu aramak kendini beğenmişlik olmaz. Bunu aramamak kendini beğenmişlik olur. Elçi Petrus şöyle yazmıştır: Bunun için ey kardeşler, çağrılmışlığınızı ve seçilmişliğinizi kökleştirmeye daha çok gayret edin. Bunları yaparsanız, hiçbir zaman tökezlemezsiniz. Böylelikle Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesih'in sonsuz egemenliğine girme hakkı size cömertçe sağlanacaktır. (2 Petrus 1:10, 11). Seçilmişliğimizi kökleştirme konusunda aldığımız bir emri görmekteyiz. Bunu gerçekleştirmek gayret ister. Burada manevi bir kaygı izlemekteyiz. Petrus, tökezlemeden özgür olmak ile kurtuluşun güvencesini birbirine ilişkilendirmiştir. Bir Hıristiyan’ın, istikrarlı bir ruhsal gelişimine en büyük katkıyı sağlayan unsurlardan bir tanesi ise kurtuluşun güvence altında olmasıdır. Kurtulmuş olduğu halde bu güvenceden mahrum bir çok Hıristiyan vardır. Güvenceden mahrum olmak, ruhsal gelişme için ölümcül bir engeldir. İçinde bulunduğu lütuf konumunun farkında olmayan bir insanın ruhu, korku ve şüphe içinde kıvranır. Ruhsal yaşamında istikrarı sağlayacak olan çapadan mahrumdur. O’nun içinde bulunduğu belirsizlik konumu, Mesih ile yürüyüşünde sendelemesine sebep olacaktır. Tanrı’dan gelen güvenceye sahip olmak önemlidir ancak bu güvenceye Hıristiyan yaşantımızın erken dönemlerinde sahip olmanın ayrı bir önemi vardır. Bu durum olgunluğa erişmemizde kilit rolü oynamaktadır. Pastörlerin bu konunun bilincinde olmaları ve sürülerini daha çok gayretli bir kökleştirmeye yönlendirmeleri gerekmektedir. Tanıştığım bir kişinin Tanrı tarafından seçilmiş bir kişi ya da aksi olup olmadığını asla bilemem. Başkalarının ruhunu görme yeteneğine sahip değilim. İnsan olarak görme yeteneğimiz, başkalarının sadece dış görünüşlerini algılama ile kısıtlıdır. Yüreği görme yeteneğimiz de yoktur. Sizin seçilmiş olduğunuzu bilebilme konusunda kesin bir fikre sahip olabilecek tek kişi sizsiniz. Peki, seçilmemiş olduğu konusunda kesin bir fikre sahip olabilecek tek kişi kimdir? Hiçkimse. Şu esnada lütuf altında olmadığınızdan emin olma olasılığınız vardır ancak yarın lütuf altında olmayacağınızdan emin olma olasılığınız yoktur. Dünya üzerinde seçilmiş olduğu halde şu an Hıristiyan olmayan bir çok kişi yaşamaktadır. Bu tip bir kişi şöyle bir söylemde bulunabilir, “Seçilmiş olanlardan olup olmadığımı bilmiyorum ve bu konu umurumda bile değil.” Bundan daha büyük bir budalalığın olması gayet zordur. Eğer, şuan hala seçilmiş olduğunuzu bilmiyor iseniz, cevabını bulmanız gereken daha önemli bir soruya sahip olduğunuzu düşünemiyorum. Eğer emin değilseniz, emin olmanız gerektiği konusunda ciddi bir tavsiyeye muhatapsınız. Asla seçilmemiş olduğunuzu var saymayın. Seçilmişliğiniz konusunu açığa kavuşturmanız gereken bir konu olarak ele alınız. Elçi Pavlus, kendi seçilmişliği konusunda emindi. Seçilmiş olanlardan bahsederken sık sık biz zamirini kullandı. Yaşamının sonuna yaklaşırken şunları ifade etmiştir: Çünkü kanım zaten adak şarabı gibi dökülmek üzere. Benim için ayrılma zamanı gelmiştir. Yüce mücadeleyi sürdürdüm, yarışı bitirdim, imanı korudum. Bundan böyle, doğruluk tacı benim için hazır duruyor. Adil yargıç olan Rab, o gün bu tacı bana, ve yalnız bana değil, O'nun gelişini özlemle beklemiş olanların hepsine verecektir (2 Timoteyus 4:6-8). Aynı mektubun önceki bölümlerinde ise aşağıdakileri beyan etmiştir: Bu acıları çekmemin nedeni de budur. Ama bundan utanmıyorum. Çünkü kime inandığımı biliyorum. O'nun bana emanet ettiğini o güne dek koruyacak güçte olduğuna eminim (2 Timoteyus 1:12). Bizler, nasıl Pavlus gibi düzmece olmayan, gerçek bir güvenceye sahip olabiliriz? Gerçek güvence, Tanrı’nın kurtuluşumuz hakkında verdiği vaatler üzerine bina edilir. Güve ncem iz, birinci olarak bu vaatlerin sahibi olan Tanrı’ya olan güvenimizden gelmektedir. İkinci olarak ise güve ncem iz, imanımızın içsel kanıtı ile geliştirilir. Eğer yeniden doğmuş olmasaydık Mesih için asla gerçek bir sevgi besleyemezdik. Eğer seçilmiş olmasaydık, yeniden doğamazdık. Sağlam bir teoloji bilgisi, güve ncem iz için hayati değer taşımaktadır. Eğer seçilmişlik hakkında doğru bir anlayışa sahip isek, bu içsel kanıtları yorumlamamıza bu anlayış yardımcı olacaktır. İçsel olarak Mesih’i tamamen sevmediğimin farkındayım, aynı zaman da O’nu sevdiğimi de biliyorum. O’nun zaferinin düşüncesi içimi mutlu ediyor. O’nun gelişini düşündükçe içim coşku ile doluyor. O’nun göğe alınması da aynı şekilde. Eğer lütuf ile bana verilmemiş olsalardı içimdeki bu hislerin hiç birisinin orada olmalarının mümkün olmadığını biliyorum. Bir erkek ve kadın birbirlerine aşık olduklarında, bu duygunun bilincinde olduklarını kabul ederiz. Genellikle bir insanın, başka bir insana aşık olup olmadığını ayırt etme yeteneği vardır. Bunun kaynağı içsel bir güvencedir. Lütfun içsel kanıtına ek olarak bir de dışsal kanıt vardır. İnancımızın gözle görülür meyvelerini görebilmemiz gerekir. Aynı zamanda, dışsal kanıt, güve ncem izin azalmasına bir sebep de verebilir. Yaşamlarımızda ki sonu gelmeyen günahları görebiliriz. Bu günahlar, güve ncem iz üzerinde olumsuz etki yaratmaktadır. Kendimizi günah işlerken buluruz ve arkasından kendimize şu soruyu yöneltiriz, “Eğer gerçekten Mesih’i seviyor isem, tüm bu günahları nasıl işliyorum?” Güvenceye sahip olmak için, yaşamlarımız hakkında ciddi bir analiz yapmamız gerekir. Kendimizi başkaları ile kıyaslamanın bu konuda bir faydası yoktur. Etrafımızda her zaman kutsallaşmada bizden bir adım önde kişiler olacaktır. Aynı zamanda bizden geride olan kişileri de fark edebiliriz. İki kişinin ruhsal büyümesinde tam olarak aynı seviyede olmalarının mümkünatı yoktur. Davranışlarımızda bir farklılık görüp görmediğimizi, lütfun doğru bir dışsal kanıtının var olup olmadığını kendimize sormamız gerekir. Bu şüpheli bir süreçtir çünkü kendi kendimize yalan söyleyebiliriz. Bu görevi yerine getirmek zordur ancak imkansız değildir. Güvenceye ulaşmak için daha gerekli bir yöntem daha vardır. Kutsal Yazılar’da bizlere Kutsal Ruh’un içsel tanıklığından bahsedilmektedir. Pavlus’un kaleme aldığı ifadesi şöyledir: “Ruh'un kendisi, bizim ruhumuzla birlikte, Tanrı'nın çocukları olduğumuza tanıklık eder” (Rom. 8:16). Ruh’un bize tanıklık etmesinin ana yolu, O’nun Söz’üdür. Tanrı’nın sözüne yoğunlaştığım zamanlarda sahip olduğum güvenceden daha büyük bir güvenceye asla sahip olmadım. Eğer lütfun bu yolunu ihmal edersek, kurtuluşumuz için var olan güvenceyi uzun süreli ya da güçlü bir şekilde hissetmemiz çok zordur. Kurtuluşun güvencesi arttırılabilir ya da azaltılabilir. Güvenimizi yükseltip alçaltabiliriz. Hatta bu güvence duygusunu en azından bir dönem için tümden kaybedebiliriz. Sahip olduğumuz bu güvenin elimizden kayıp gitmesi için sayısız sebep mevcuttur. Bu güveni koruma konusunda ihmalci davranabiliriz. Çağrılmış olan bizlerin seçilmişliğimiz konusunda emin olma gayretimiz, asla bitmemesi gereken bir gayret olmalıdır. Eğer kurtuluş güve ncem iz konusunda kendini beğenmiş bir üslup takınıp ona sahip olduğumuzdan emin olmaya başlarsak, o güvenceyi kaybetme riskine gireriz. Güve ncem izin devamı için en büyük tehlikeyi, ciddi ve iğrenç günahlara düşme teşkil eder. Bir çok günahı örten sevgiden haberdarız. Kurtuluşumuzun güvence altında olması için mükemmel olmamızın gerekli olmadığını da biliyoruz. Ancak, bazı belirgin günahlara düşme durumumuzda bu güvencenin ciddi bir şekilde sarsıldığını da biliyoruz. Davut’un işlediği günah olan zina, onun Tanrı karşısında korku ile titremesine sebep olmuştu. Eğer Mezmur 51’de ki itiraf duasını okursak, güvencesini tekrar kazanmak için çabalayan bir insanın inlemelerini duyarız. Petrus, Mesih’e lanet edip O’nu reddettikten sonra ve Mesih’in gözleri kendisine dikilirken, sizce Petrus’un güvencesi ne durumdaydı? Sanki Tanrı’nın tasvip etme ışığını bizden tümden esirgediği hissine kapıldığımız bir ruhsal dönemi hepimiz yaşamışızdır. Azizler bu durumu “ruhun karanlık gecesi olarak” adlandırmışlardır. Sanki Tanrı’nın bizi terk ettiğini hissettiğimizi anlar olmuştur. Artık dualarımızı duymadığını düşünürüz. O’nun varlığının verdiği hoş duyguları hissetmemeye başlarız. Bu gibi zamanlarda yani güve ncem iz sığlaştığı zaman tüm gücümüzle kendimizi O’na doğru yöneltmemiz gerekir. O, bizlere O’na doğru uzandığımızda yanımıza geleceğine dair söz vermiştir. Son olarak, maruz kalacağımız derin acılar, güven duygumuzun sarsılmasında rol oynayabilir. Ciddi bir hastalık, üzücü bir kaza, sevdiğimiz bir kişinin ölümü, güvence duygumuzu etkileyebilir. Eyüp’ün şu haykırışını biliyoruz: “Beni öldürse bile O’na güvenim sarsılmaz.” Bu acı içerisinde ki bir adamın haykırışıdır. Eyüp, “Oysa ben kurtarıcımın yaşadığını, sonunda yeryüzüne geleceğini biliyorum” dese de, şüphe duygularının kendisini hırpaladığına eminim. Denenme zamanlarında, bizlere rahatlamayı sunacak olan gene Tanrı Söz’ünün kendisidir. Sıkıntılarımızın, nihai etkisi umudumuzu yok etmek değil, aksine bina etmektir. Petrus’un kaleme aldığı ayetler şöyledir: Sevgili kardeşlerim, sınanmanız için size giydirilen ateşten gömleği, size garip bir şey oluyormuş gibi garipsemeyin. Tersine, Mesih'in acılarına ortak olduğunuz oranda sevinin ki, Mesih'in görkemi görüldüğünde de sevinçle coşasınız (1 Petrus 4:12, 13). Tanrı’nın vaatlerine titizlikle bağlanırsak, elemlerimiz güve ncem izi yok etmek yerine, arttırır. İman krizi yaşamamıza gerek yoktur. Çekeceğimiz acılar, imanımızın güçlenmesine yardımcı olabilir. Tanrı çekeceğimiz acıların sonunda sadece sevince ulaşmamız değil aşırı sevince ulaşmamız konusunda vaatte bulunmuştur. Yazan: R.C. Sproul
__________________
Gün ağarıp sabah yıldızı yüreklerinizde doğuncaya dek, karanlık yerde ışık saçan çıraya benzeyen bu sözlere kulak verirseniz, iyi edersiniz. (2. Petrus 1:19) |
![]() |
| Bu Yazıyı Diğer Sitelerde Paylaş |
| Seçenekler | |
|