|
|
|
#1
|
||||
|
||||
|
Bu son bölümde bazılarının, kutsalları yolundan döndürme olasılığından tatmin olduklarını kanıtlamak için çarpıttıkları bazı Kutsal Yazı ayetlerini göz önüne alacağız. Bazıları, Tanrı'nın lütufta bulunarak günahı bağışlıyorsa ahlaksızca yaşayabileceklerini söylüyorlar. Böyleleri için müjde, "ölüm kokusu" olmaktadır. İçtenlikle kabul ederek itaat edenler için ise bu, "yaşam kokusu"dur.
Pavlus, her imanlının kutsal olmasının Tanrı'nın iradesi olduğunu vurguluyor (2. Selanikliler 4:3). İnsanları, Tanrı'yla yürümekten vazgeçiren bir öğretiş Tanrı'dan değil, kötü olandandır. Bu sözde Hristiyan öğretmenler, öğretişlerinin kutsal olmayan bir yaşama yol açtığını yine de kabul etmeyeceklerdir. Mesih'in liyakatinin yerine insanın liyakatini, kilisenin önerdiği kefaretleri ve benzeri sistemleri inşa eden bazı insanlar vardır. Pavlus, "kuşkusuz bu kuralların gönüllü tapınma... bedene eziyet açısından bilgece bir görünüşü vardır ama benliğin tutkularını denetlemekte hiçbir yararlan yoktur" (Koleseliler 2:23) demektedir. İnsanlar gerçek kutsallığın ne olduğunu bilmezlerse hangi öğretilerin kutsallığı geliştireceğine nasıl karar verebilirler? Gerekli itaati göstererek, Tanrı'ya boyun eğecek güçte olduğunu düşünen biri için ne diyebiliriz? En güçlü itaat güdülerinin cehennem tehditleri olduğu kişi için ne diyebiliriz? Her samimi Hristiyan, iyi bir şey yapacaksa Tanrı'nın lütfunun gerekli olduğunu bilir. Gerçek imanlı olmayanların yargısı ciddi bir şekilde sorgulanmalıdır. Belli bir öğretişin Tanrı adamı olmaya neden olup olmadığına onlar karar veremezler. Tanrı adamı olmanın doğası hakkında çok sayıda görüş vardır. Bunu en çok neyin teşvik ettiğini öğrenmek isteyen birine nasıl yol gösterilebilir? Müjdedeki her gerçeğin, kabul edenleri itaate teşvik ettiğini güvenle söyleyebiliriz. İmanlıların dayanması öğretisi, yaşamlarında birer Tanrı adamı olarak yol almalarını sağlar. Kutsal Yazıların bu konuda ne dediğine bakmalıyız. Kutsal Yazıda yol göstermeyle ilgili vaatler bizi güvenilir bir biçimde yönlendirmektedir. Tertemiz yaşamlarıyla gerçek birer imanlı gibi görünen birçok insan örneği vardır. Kutsal Kitap'taki gerçeği Herodes gibi memnuniyetle dinlerler; onu meyve vermeyen bir sevinçle kabul ederler; Hezekiel'de söz edildiği gibi anlarlar: "Halk. her zamanki gibi sana geliyor. Benim halkım olarak önünde oturuyor, sözlerini dinliyor ama dediklerini yapmıyorlar. Ağızlarıyla istekli olduklarını açıklıyorlar ama yürekleri haksız kazanç peşinde." Bir süre bu insanların birçoğunun tıpkı Yahuda gibi gerçek imanlı oldukları, yine de Mesih'in onları asla kurtarmadığı düşünülmüştür. Kimileri bazı Kutsal Yazıları kullanarak, imanlıların yoldan sapma olasılığı konusunda iddiada bulunmuşlardır. Bu Kutsal Yazının biri Hezekiel 18:24'dedir: "Doğru kişi doğruluğundan döner, günah işler, kötü kişinin yaptığı bütün iğrenç şeyleri yaparsa, yaşayacak mı? Onun yaptığı doğru işlerin hiçbiri anılmayacaktır. Sadakatsizliği yüzünden suçludur, günahları yüzünden ölecektir." Bu sözler aynı bölümün 2. ayetinde kullanılan, "Babalar koruk yedi, çocukların dişleri kamaştı" deyişi gibi, İsrail tarihinin belirli bir döneminde Tanrı'yla Yahudilerin arasındaki çatışmayı anlatmaktadır. 24. ve 25. ayetlerde Rab'bin cevap olarak söylediği söz, deyişin genelde kullanımının yanlış olduğunu göstermek istemektedir. Bu ifadenin, Tanrı'nın, halkıyla ilgilenirken davranış tarzını belirttiği sonucu çıkarılamaz. 3. ayette net olarak belirtildiği üzere, bu deyiş İsrail ülkesine dairdir. Yahudi ulusu inatla kötülük ettiği için, tutsak olarak Babil'e götürülünceye kadar bu ülke onlara verilmişti. Bu tutsaklıkla Tanrı onlara sadece bu kuşağın değil, atalarının, özellikle de Maneşşe'nin günahlarının bedelini ödetmiştir. Tutsaklıkları sırasında kendilerini temize çıkarmak için bu deyişi uydurmuşlardır. Tanrı, verdiği cevapta onlarla ilgilenirken adaletini kanıtlamaktadır. Her biri kendi günahının acısını çekmiştir. Burada Kenan ülkesiyle bağlantılı olarak, Tanrı'nı İsraillilere ilgisiyle bugünkü kiliseyle ilgisi arasında hiç benzerlik yoktur. Aslında 4. ayette ortaya koyulan, "ölecek olan, günah işleyen candır" ilkesiyle, Tanrı nın, halkı adına kefaret kurbanı olarak Oğlu'nu göndermesinin arasında büyük bir zıtlık vardır. Hezekiel 18'deki ayetin, kutsalların yoldan sapması konusunda herhangi bir olasılığı desteklediğini yine de kimse düşünmesin diye, bunu daha yakından inceleyelim. Önce, bu ifadenin sadece bir olasılığı "se" ileri sürdüğüne dikkat edelim. Sözler şöyledir: "Doğru kişi doğruluğundan döner, günah işlerse...ölecektir." Kimileri bunu şöyle yorumlamaktadırlar: Tanrı sadece, günahın neyi hak ettiğini ve yoldan sapmayla ceza arasındaki kaçınılmaz ilişkiyi belirtiyor. Bu, gerçekten doğru olan birinin sonsuza kadar Tanrı'dan ayrılacağını kanıtlamaz. Aslında Tanrı'nın, imanlıların yoldan sapmalarını önlemek için, fiilen bu uyarılan yaptığını söylüyorlar. Tanrı'yı sırtını dönmeyle ölmek arasında bağlantı vardır; ama doğru adamın böyle doğruluğundan döneceği sonucunu çıkarmak ayette söyleneni aşmaktır. Buna karşılık diğerleri, vaatleri ve tehditleri içeren koşullu sözlerin, bu koşul gerçekte fiilen hiç karşılanmasa bile, en azından bir olasılığı var saydığı görüşünü edinmişlerdir. Bir olasılık, kuşkusuz Ruh'un müdahalesi ve Tanrı'nın lütfuyla önlenebilir. "Doğru adam'la ne denmek istendiğine daha ayrıntılı bakmalıyız. Hezekiel 18'in bağlamı, bunun, Tanrı'nın Eski Antlaşma'daki emirlerine uyan bir adam anlamına geldiğini fazlasıyla belirtmektedir. Bu antlaşmayla halk, ülkenin mülkiyetini elinde tutmuş ve gelecekteki ruhsal olaylar simgelenmiştir. Bazıları, Hezekiel'in söz ettiği doğru kişinin sadece görünüşte doğru olduğunu öne sürmektedirler. Bu görüş, yazının bütün fikrine ters gelmektedir, diğerleri ise birçok kişinin Tanrı'nın yasalarına içtenlikle itaat etmeye çalıştığını söylemektedir. Bu kişiler, bir dereceye kadar Tanrı'nın emirlerine itaat edebilmektedirler. Onların doğru kişiler oldukları söylenebilir ve Tanrı'ya açıkça isyan edenlerle karşılaştırıldıklarında kuşkusuz doğru kişilerdir. Özellikle Eski Antlaşma döneminde Tanrı, bu doğruluğu bu yaşamda ödüllendirmektedir. Yine de, bilinen bütün dinsel görevleri yerine getiren dürüst insanlar Tanrı'nın ruhsal ailesinin üyeleri olamamaktadırlar. Onlar, Mesih İsa kayasının üzerine inşa edilmemektedirler ve birçoğu iğrenç günahlara düşmekte, Tanrı'nın yargısı altına girmektedirler. İçten bile olsa bu doğruluk, Tanrı'nın gözüne kabul edilebilir görünen, Mesih'e iman sayesinde edinilen doğruluğu karşılamamaktadır. Hezekiel 18'de söz edilen kötü insanın sadece kötü görünmediğinden, fiilen kötülük de yaptığından kuşku duyulamaz. Benzer bir biçimde, söz edilen doğru kişinin, bu bağlamda düşünüldüğü gibi, gerçekten doğru olduğu haklı olarak öne sürülebilir. Doğru olmaya devam ederse, bu bölümde söz edilen ödülü alacaktır. Belki o bir Hristiyan'dır ama ayetlerde hiçbir şey durumun kesinlikle böyle olduğunu belirtmemektedir. Kutsal Yazıların desteklediği başka bir yorum daha ortaya atılmaktadır. Buna göre, iki doğruluk vardır biri, kutsandığımız, işlerle doğruluktur; diğeri ise aklandığımız, imanla doğruluktur. Doğru kişi kutsal bir yaşam sürdürmekten vazgeçebilir ama bundan, onun Mesih'in doğruluğunu kaybettiği sonucu çıkmaz. Bu yorumda, "kutsallığa sahip olmadan kimse Rab'bi göremeyeceği" (İbraniler 12:14) için, imanlıda kutsanmayla aklanmanın birbirinden tümüyle bağımsız olarak var olabildiği iddia edilmemektedir. Ancak kişi, kutsanmanın verdiği doğruluktan iki şekilde sapabilir: Birincisinde, doğru işler yapmaz, ikincisinde ise doğruluk ilkesinden sapar. Güçlü bir ayartmayla kişinin, artık ruhsal meyve vermeyinceye kadar kutsal olmaktan vazgeçebildiği ne yazık ki, doğrudur. Yoşiya'nın başına geldiği gibi bu, bu yaşamda hatta ölümde bile RAB'bin şiddetle yola getirmesine neden olabilir. İkincisi, bir zamanlar kutsallığın ilkelerine inanan biri, onlardan tamamıyla vazgeçemez. Aklanmış ve kutsanmış bir kişinin, bir süre kutsallıktan uzaklaşabildiğini ve bunun, Rab'bi, öfkeyle hatta korkunç bir biçimde onunla ilgilenmeye kışkırttığını görüyoruz. Yine de böyle bir kişi Mesih'le ilişkisini kaybetmez ve Tanrı'nın kendisine olan sevgisinden yoksun kalmaz. Kurtulan herkes Tanrı'nın gözünde aklanmaktadır. Yine de aklanmışlığımızın farkındalığı ve bunun bize verdiği esenlik ve teselli artıp eksilebilmektedir. Aklanmış ve kutsanmış kişiler Tanrı'yla yürümekten o kadar uzaklaşabilirler ki, kış mevsimindeki bir ağaç gibi, kutsallığın meyvelerini vermeyi keserler. Mesih aracılığıyla Tanrı'nın onları kabul ettiği duygusunu ve bunun beraberinde getirdiği esenliği kaybedebilirler ama Tanrı'nın gözünden tamamıyla düşmezler. Bazıları, Hezekiel 18'de söz edilen ölümün sadece sonsuz ölüm anlamına geldiğini ama söz konusu ayette bunun kanıtlanmadığını öne sürüyorlar. Aynı şekilde, çölde ölen bütün İsrailoğullarının günahlarından ötürü cehenneme gittiğini de söyleyemeyiz. Bazılarının, Tanrı'nın kutsallarının imansız olabileceği iddiasını dayandırdıkları Kutsal Yazıdaki başka bir ayete bakalım. Bu, Rab'bin, Matta 18:2135'deki acımasız köle benzetmesinin devamıdır. Bu benzetmede öğrencilere, özellikle de gerçekten yeniden doğduğundan ve Tanrı'nın huzurunda aklandığından hiç şüphe edilmeyen Petrus'a hitap edildiği öne sürülmektedir. Yine Rab, kendilerine karşı günah işleyenleri karşılıksız bağışlamazlarsa Baha'nın onları bağışlamayacağını açıkça belirtmektedir. Bu benzetmeyi bazılarının yaptığı gibi, imanlıların, günahlarından ötürü sonsuza kadar yok olabileceklerini öğretmek üzere yorumlamak mantıklı değildir. Benzetmede kesin olarak apaçık öğretilen, Tanrı, insanlara Mesih'te merhamet ettiği ve onları bağışladığı için, karşılığında onların da başkalarına merhamet ve şefkat göstermek zorunda olduklarıdır. Bunu başka şekilde söylersek Tanrı'nın, başka insanlara şefkat göstermeyenleri, lütufta bulunarak bağışlayacağını beklemeye hakkımız yoktur. İmanlıların yoldan sapma olasılığını kanıtlamak için kimi zaman alıntı yapılan üçüncü kutsal yazı 1. Korintliler 9:27'dir. Burada Pavlus, Tanrı’ya dönmesine ve başkalarına vaaz etmesine rağmen sonunda reddedileceği endişesinden söz etmektedir. Açıkça belirtilen bir amaca ulaşmak için, Tanrı'nın belirlediği yolun uygun bir biçimde kullanılması gerektiğini daha önce belirtmiştik. Kurtarıcımıza melekler tarafından korunacağı vaadinin verilmesine rağmen O, yaşamını sıradan yollarla sürdürmüştür. Hizkiya da, Tanrı yaşamını on beş yıl uzattığını vaat etse de yiyip içmişti. Pavlus da kendine iyi bakıyordu. Asıl amacı müjdeyi vaaz etmek olan Pavlus, kişisel kutsallığıyla ve kendini inkâr etmesiyle, kendisine yapılan açıklamalardan duyduğu coşkunun işini engellemediğinin güvencesini veriyordu. Sadece başkalarının iyiliği için onlara müjdeyi vaaz ederken değil, Tanrı'nın kendisini beğenmesi için de, "utanması gerekmeyen bir işçi" olma endişesi taşıyordu. İşinin devam edeceğini kabul ediyordu, yine de işi beğenilmez ve ödülünü kaybedebilirdi. Bu ayetteki Grekçe kelimeyi Tanrı'nın en sonunda reddettiği adam anlamında yorumlamak, hem bu bağlamdaki hem de Kutsal Yazının başka yerlerindeki meşru anlamı aşmaktır. Rab'bin, kendisini müjdeyi vaaz etsin diye gönderdiğinin bilincinde olan elçi, Mesih'in övgüsüne de çok değer vermiştir. Sadakatle hizmet etmek için, canını esirgemeyecektir. Bazılarının, imanlıların dayanmasını ciddi sorgulamak için kullandıkları diğer kutsal yazılar İbraniler 6:4-8'le 10:26-39'dur. Tanrı'nın sözü, Kutsal Ruh aracılığıyla gerçekten yeniden doğmamış olan pek çok kişinin hayatında önemli bir değişiklik yapmaz. Bu kişiler gerçeği içtenlikle kabul edebilirler ve bundan anladıklarına uygun bir tarzda yaşayabilirler. Onların ikiyüzlü oldukları söylenemez. Yine de, yasadaki işlere uygun bir doğruluk arayışı içinde olduklarından, yaşamlarında Mesih'in doğruluğunun hiçbir etkisi olmaz. Böyle birçok kişi yaşamında günahtan özenle kaçınır ve genellikle, kiliseye hizmet edebilecek armağanlara sahiptir. Böyle bir standarttan dönmek tehlikelidir ve Kutsal Ruh'a karşı günah işlenmesine yol açabilir. Böyle insanlardan söz eden bu yazılarda gerçek imanlıların özel niteliklerinin anlatamadığına dikkat edin. İçlerinde, diri imanın bulunduğu söylenmemekte ya da onların Tanrı'nın seçilmişlerinin imanına sahip olduğu anlatılmamaktadır. Aklandıkları, Mesih'le bir oldukları, Ruh tarafından kutsandıkları, kurtuluşa eşlik eden şeylerin yaşamlarında apaçık görüldüğü söylenmemektedir. Tam tersine, elçi altıncı bölümde samimi imanlılardan söz ederken onların emeğinden ve sevgisinden (10. ayet), Tanrı'nın amacının doğasının değişmezliğinden ve onları korumak için ettiği yeminden (17. ayet) söz etmektedir. Dolayısıyla, elçinin bu kadar ciddi uyarılar yazdığı kişilerin, Tanrı'nın aklanmış ve kutsanmış çocukları olmadığı sonucunu çıkarabiliriz. Bazıları, elçinin sadece ikiyüzlülerden söz ettiğini kanıtlamaya çalışmaktadırlar ama açıkçası onun niyeti bu değildir. Tam tersine, samimi imanlılar gibi nasıl olabildiklerini ve yine de günah işlediklerini belirtmektedir. Bu iman ikrarından ve bir zamanlar kavuştukları genel lütfün armağanlarından başka ikiyüzlülüklerinden de vazgeçmemektedirler. İbraniler 6:46'da elçi bir kez aydınlatılanlardan söz etmektedir. Samimi imanlıların "aydınlatıldığı" kesindir ama bu kelime birden çok anlama gelebilmektedir. Bu ayette söz edilenlerin de "aydınlatıldığı" söylenmektedir ama bu nedenle onların samimi olduklarını öne sürmek hatalı bir mantıktır. Aynı düşünce İbraniler 10:2627'deki durumda da geçerlidir: "Gerçeği öğrenip benimsedikten sonra." İnsanlar müjdenin gerçeğini içtenlikle kabul edecek kadar Tanrı'nın sözüne inanabilirler ama bütün samimi imanlıların sahip olduğu Mesih'le o gerçek birlikten yoksun olabilirler. İbraniler 10:29'da elçi, "Kendisini kutsal kılan antlaşma kanını bayağı sayan" birini anlatmaktadır. Çarmıhın vaaz edilmesi ve Mesih'in kanının dökülmesi insanları o kadar mahkûm eder ki, Kutsal Kitap'ta öğretilenleri kabul etmeyenlerden seve seve ayrılırlar. Yine de, "diri Tanrı'ya kulluk etmek için, ölü işlerden arınmış vicdanlara" sahip olmaktan uzaktırlar. Kutsal Yazılarda, "kutsama" kelimesinin farklı iki anlamı vardır. Birincisi, Tanrı için ayrılmak, ayrı tutulmak demektir. Eski Antlaşma'da bu özellikle cansız nesneleri anlatırken kullanılmaktadır. İkincisi, aklanmak, ruhsal paklıkla temizlenmek günahla kirlenmiş olmanın tersi demektir. Özellikle kişiler için bu anlamda kullanılmaktadır. Elçinin eski ibadete dair pek çok terim kullandığı İbranilere Mektup'ta ve Kurtarıcının, başkâhinimiz olarak Kendisini işine adadığından söz ettiği Yuhanna 17:19'da bu kelime hemen her zaman birinci anlamında kullanılmaktadır. Günahlarından asla gerçekten temizlenmeyen birçok kişinin, ikinci anlamda kutsandıklarını düşündüğünü daha önce belirtmiştik. "Göksel armağanı tattığı" (İbraniler 6:35) söylenen kişiler vardır. "Göksel armağanın" gerçek doğasından söz etmeden, bu insanların sadece onu tattığının söylendiğine dikkat edelim. Onunla beslenmezler ya da onu tadarak gelişmezler. Sözün vaaz edilmesiyle insanların vicdanları rahatsız olabilmekte ve yardım istemek zorunda kalmaktadırlar. Mesih İsa'da günahkârlara verilen cevaba (az da olsa) değer verirler ama sonra reddederlerse Mesih'i ve Tanrı'nın sevgisini korkunç küçümseme suçu işlerler. Mesih'ten vazgeçerek, O'nda, bazılarının bulduklarını iddia ettikleri gerçek iyiliği ve mükemmelliği bulamadıklarını açıkça ilan ederler. İbraniler 6:35'de söz edilenlerin, "Kutsal Ruh'ta ortak oldukları" da söylenmektedir. Burada Kutsal Ruh'un armağanları ya da lütufları kast edilmektedir. Yeniden doğanların, Tanrı'da diriliş bulanların, Kutsal Ruh tarafından mühürlenip teselli edilenlerin O'nu asla kaybedemediklerini daha önce belirtmiştik. Artık Tanrı'nın sevgisini ve inayetini elde ederler ve sonunda da, onlara sağlayacağı görkeme tam olarak kavuşurlar. Armağanlar söz konusu olduğunda kuşkusuz, çok iyi armağanlara sahip olan ama Mesih İsa'yla gerçek bir birlik sağlayan imanı asla gösteremeyen pek çok kişi vardır. Şimdi İbraniler 10:38'i göz önüne alalım: "Doğru adamım, imanla yaşayacaktır. Ama geri çekilirse, ondan hoşnut olmayacağım." Bu bölümün başında elçi, iki farklı halkı göz önüne alıyor. 1. Bir araya gelmekten vazgeçenler, kiliseden uzaklaşanlar ve giderek yoldan sapanlar. 2. Eziyetlere rağmen, vaat edilen ödülü alabilsinler diye imanlarında sebat edenler. Elçi, Habakkuk'ta verilen vaadi onlara tekrarlamaktadır "Doğru adamım, imanla yaşayacaktır." Elçi, inanmaya devam edeceklerinden ve kurtulacaklarından kuşku duymamaktadır. Diğerleri ise yıkıma geri çekilmişler ama armağanları ve kazanımları ne olursa olsun, gerçek birer imanlı asla olmamışlardır. Matta 13:20, 21'deki dört toprak benzetmesini, özellikle de kayalık toprağı ele alan benzetmeyi inceleyerek devam ediyoruz. Kayalık yerlere düşen tohum, sözü işiten ve hemen sevinçle kabul eden adamı simgelemektedir. Ancak kökü olmadığı için kısa süre dayanır, hemen kurur. Sözü işiten kayalık toprak türündeki insanların samimi imanlılar olduğu ama içlerinde, kurtaran imanın bulunduğunu kabul etmenin güç olduğu iddia edilmektedir. Kökten, meyveden ya da süreklilikten yoksun imanın, kurtaran iman olduğu pek söylenemez. Onlar, sözü memnuniyetle dinleyen Herodes'e benzerler. Benzetmelerdeki ayrıntıların, benzetmenin yalın anlamının ötesine çekilmemesini bir kez daha söylüyoruz. Burada Rab'bimizin niyeti açıkça, birçok kişinin müjdenin sözünü boşu boşuna dinlediği ve hiç meyve vermediğidir. Aslında önemli olan, meyve vermektir. Gerçekte meyve vermekten yoksun olmaları, onların samimi imanlılar olmadıklarını göstermektedir. Tanrı'nın kabul edebileceği işler yapmayan iman ölüdür. Bitirirken, göz önüne alacağımız kutsal yazıların sonuncusu olarak 2. Petrus 2:1822'de bakıyoruz. Bu ayetler, kutsalların dayanması öğretisini geçersiz ilan etmek için kullanılmaktadır. Bu anlatıma cevap veren pek çok kişiyle bir araya geldiğimizde, onlarla Mesih İsa'ya iman edenlerin arasında çok az benzerlik görüyoruz. Sözün sadakatle vaaz edilmesinden çok kişinin etkilendiğini kabul ediyoruz. Tanrı'nın sözünün gerçekliğini ve gücünü kabul ederek, davranışlarını düzeltiyorlar ama yüreklerini değiştirmiyorlar. Bazıları bu süre içinde tanrısız yollarına dönüyor, diğerleri ise yeni yaşam tarzlarını sonuna kadar sürdürüyorlar. Pavlus, 2. Timoteos 3:45'de böylelerini, "Tanrı yolundaymış gibi görünüp, bu yolun gücünü inkâr edenler" diye tanımlamaktadır. Onlar, kendilerini olmadıkları gibi gösteren ve din kisvesi altında her tür günahı saklayan ikiyüzlüler değildirler. Tanrı’ya dönmeden önce Pavlus'un yaptığı gibi, insanların "dürüstçe yürümelerinin", yine de Mesih'in ailesinin üyeleri olmamalarının mümkün olduğunu daha önce görmüştük. Yanlışlar içinde yaşayanlardan kaçtıkları ama asla Kutsal Ruh'ta yeniden doğan samimi imanlılar olamadıkları pekâlâ söylenebilir. Bu öğretiyi göz önüne aldığımızda birçok kez gördüğümüz gibi, Tanrı, halkının sonsuza kadar yaşaması için birer araç olarak bu uyarıları kullanmaktadır. Kutsal Yazıdaki uyanlar, Tanrı'nın, kutsalların dayanmasıyla ilgili güvenilir vaatleriyle tutarsız değildir ve imanlıların Tanrı'ya itaat ederek yaşamaları için, Tanrı'nın onlara gösterdiği ilginin bir parçasıdır. John Owen
__________________
Gün ağarıp sabah yıldızı yüreklerinizde doğuncaya dek, karanlık yerde ışık saçan çıraya benzeyen bu sözlere kulak verirseniz, iyi edersiniz. (2. Petrus 1:19) |
![]() |
| Bu Yazıyı Diğer Sitelerde Paylaş |
| Seçenekler | |
|