|
|
|
#1
|
||||
|
||||
|
Reformasyonun oluşmasında en önemli noktanın, Kutsal Kitap'ın rehberliğinin dışına çıkan Katolik kilisesinin uygulamaları olduğu görülmektedir. Roma Katolik Kilisesi, dünyevi uygulamalarla, aracılık yaparak insanların cennete gideceğine dair uygulamalar ( eduljans ) yapıyor ve de topladığı para ile olağanüstü binalar inşa edilmesini sağlarken; yönetimde söz sahibi olması nedeniyle de büyük maddi gelirler sağlıyordu. Tanrı, Papa ve kilise konularını içeren 95 lik tezi içeren ilanı, bir kesiş, Castle kilisesi kapısına asıyor. Bu dönemde, İngiltere ve Fransa arasındaki savaşlar, İtalya'da birlik olmaması, milliyetçilik akımının gelişmesine neden oluyor. Feodaliteden kapitalime doğru bir gelişme de, sosyal değişim kültüründe önemli bir rol oynamaya başlıyor. Papalığı, bu değişimlerden ziyade kendi sorunları ve de zenginliği ilgilendiriyordu. Matta ile basılan Kutsal Kitap'lar, her yana yayılmaya başlanmıştı. Katolik kilisesinin cennete ulaşma yollarını Luther, tezinde sorgulamaya başlamıştı. Frederik'in etki alanı içinde olduğundan Luther'e dokunamıyorlardı ve de bu, Luther'in görüşlerinin hızla yayılmasının nedeniydi. Doğu Hristiyanları da, Monofiziltlik tartışmaları içinde, milli kiliseleri içinde kalmışlardı.
Reform öncesi Avrupa halkı için dinin, yaşamlarında çok büyük bir öneme sahip olduğunu görüyoruz. Geleneksel Katoliklik, toplum yaşamının ve bireylerin yaşamının ana parçasıydı. Turgay ÜÇAL, " Reform'un Özü " adlı kitabının 30 ve 31. sf.larında şunları yazıyor: " Daha kutsal ve daha sade bir yaşam arayan dini hareketler fazlaydı. Kilisenin siyasi etkinliğinde, kesinlikle bir bozulma yaşanıyordu. Ama bu bozulmamanın beğenilmemesinde, kilisenin geniş bir ölçüde yandaşlarını kaybettiğini ya da kilisenin içten çöküş tehlikesi yaşamakta olduğunu düşünmemeliyiz. halktan birçok kişinin bozulmaya karşı çıktığı gerçeği, bir anlamda da, bir kurum olarak kiliseye adanmışlıklarının kanıtıdır. Varolan bozulmanın ana nedeni, kilise hiyerarşisindeki para kazanma fırsatlarıyla ilgiliydi... Aforoz, Papa'nın ve piskoposların, din adamları ve kilise etkinlikleri için zorla toplanan vergilere ve ödemelere direnenlere karşı kullandığı bir diğer tehditti. " Hrisityanları, Katolik kilisesinin egemenliğinden kurtarıp Tanrı'yla buluşturma ve kurtuluşa kavuşturma ereği ( amacı ) olan Protestanlık, tanrı ile kulları arasındaki aracı kurumu ortadan kaldırmış ve tanrı ile karşı karşıya getirmiştir. Hristiyanlık tarihinde, 16. yy. , " dinsel reformasyon çağı "olarak nitelendirilmektedir. Roma Katolik Kilisesi, ilahi kurtuluş için, bireylerin erdemli bir yaşam sürmelerini, iyi davranışlarda bulunmalarını ve dua etmelerini istemiştir. Katolik kilisesinin ibadet uygulamaları - zamanla - büyük bir din sömürüsüne dönüşmüştür. Kilise, Hristiyanların günahlarının affı için yükümlü olunanlar ve ibadetler yerine belirli bir maddi bedel karşılığında bağışlanmasını uygulamıştır. Bu uygulama, " endüljans " adıyla ünlenmiştir. Reformun ana nedenlerinden biri, bu sayılmaktadır. Çünkü Protestanlık, Hristiyanları, Katolik Kilisesi'nin dinsel istismar ve sömürü kurumundan kurtarmış ve de Tanrı ile kulları arasındaki bağlamı yeniden sağlayarak; Hristiyan bilincini kiliseden özgürleştirmiştir. İnsan benliğini sınırlayan, onun doğal aklını mahküm eden ve Tanrı ile kulları arasında aracı sıfatıyla dünyevi yaşamın her alanını kuşatmış olan Katolik kilisesinin otoritesini yıkan Protestan reformunun, bu süreçte kullandığı en temel doktrin, kurtuluşun insani olmaksızın Tanrı'nın lütfuyla bağlı olduğu imandır. İnsanların, yapması gereken, yeryüzünde günah korkusu olmaksızın mutlu ve umutlu bir şekile yaşamalarıdır. Protestan inancına sahip olan insanların, bu dünyada imanlı olmak ve krtuluşlarını başka dinsel bir sorumluluğa bağlamamaları gerekmektedir. Ortaçağ sonlarındaki Katolik Kilisesi'nin merkezi öğretisi olan " Rab'bin Sofrası "nda da üç hata görüyoruz: a- Kilise, 9 yy'da normal insanların, şaraptan içemeyeceğini; sadece ekmekten alabileceklerini söylemeye başlıyor. Ama luther: " Bu , Kutsal Kitap'a karşıdır. İnsan, hem şaraptan hem de ekmekten alabilmelidir. " demiştir. b- Ekmek ve şarabın, gerçekte İsa'nın bedenine ve kanına dönüştüğü öğretisi vardı. Luther, bunu reddeder. c- Ayin içinde kurban sunuş öğretileri vardı. O'nun çarmıhta tekrar tekrar öldüğünü düşünüyorlardı. Luther, bunun da aykırı olduğunu ifade etti. Kirsten BIRKETT'in sözleriyle yazıyı sonuçlandırabiliriz: " Bu insanlar için reform ne yaptı ? reform kuramsal olarak kilise hiyerarşisindeki birçok sosyal adaletsizliği ve bozulmayı altüst etti. Bu değişiklikleri daha çok din adamı olmayan halk memnuniyetle karşıladı. Böylece, teolojik olarak reform, putperest Avrupa'nın geniş bir çerçevede yeniden müjdelenmesiydi. İlk yüzyıllarda, İngiltere'deki Lollards gibi varolan inançlara meydan okumaya çalışan ve tutulan değişim hareketleri oldu.... tüm kötülüklerin üzerinde daha güçlü olan Tanrı'ya bir azizin ya da rahibin aracılığı olmadan ulaşabileceğini bildiren yeni bir ümit ve özgürlük mesajı olarak görüyorlardı. " Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. ![]() ![]()
|
|
#2
|
||||
|
||||
|
Erasmus ve yazdığı eserler
Erasmus, 1465-1536 yılları arasında yaşayan hümanist bir ilahiyatçıdır. Augustin tarafına katılarak, rahip oluyor. Ama geleneksel anlamda, asla rahiplik yapmıyor. Papalığın düşünceler üzerinde kurduğu hegemonyaya karşı çıkarak, gerçek Hrisityanlık ruhunu aradığını görüyoruz. 1509 yılında, " Deliliğe Övgü " ( Morias enkomion seu laus stultitiae ) adlı eserinde, iki temel vardır: Gerçek bilgelik ve delilik. Deliliği konuşturma kisvesi altında Roma Kilisesi'ne ve mensuplarına eleştiriler yönetiyor. Yazınsal açıdan kitap, Latin ozanı Horatius'un " gerçeği gülerek söylemek " ilkesinin en yetkin örneği sayılabilir. Biçim açısında Erasmus, daha önce yapıtlarını çevirdiği Lukianus ve Libanios'tan da esinlenmişti. Yeni Antlaşma'yı Yunanca olarak yayınlayan Erasmus'un asıl amacı, Latince Kutsal Kitap'ı sadeleştirmekti. Erasmus, protestan değildi. Kilisenin içinde bulunduğu çöküntüden ve hurafelerden kurtarmak istiyor. Temel öğretiyi değiştirmeye niyeti olmadığı da görülüyor. Ahlaki bozulmaya, adaletsizliğe ve batıl inançlara en az diğer reformcular kadar karşıdır. Tanrı ile nasıl ilişki kurulacağı konusunda ortaçağ teolojisine bağlı kalıyor. Kirsten Birkett, bu konuda şunu söylüyor: "Bu bizim için ortaçağ dünyasıyla reform dünyası arasında can alıcı farkı gözönüne sermektedir. Reform, yozlaşmaya sıradan bir tepki olmaktan daha öteydi. Reform, dünya, insanlık ve Tanrı hakkındaki kökleşmiş inançların değişmesiydi. " ( 1 ) Erasmus, Avrupa'da, Roma Kilisesi'ni eleştirmekle tanınıyor. Çalışmaları arasında, Jerome'un Latince Kutsal Kitap çevirisinin eleştirisi, Yeni Antlaşma'nın bazı tümcelerinin yeniden yapılandırılması olduğu gibi; Grekçe Yeni Antlaşma basımı da vardır. Erasmus, " Saçmalıkların Övülmesi " ( The Praise of Folly ) ile devletin ve kilisenin zayıflıklarını yeriyor. Doğaüstü olayları uydurma mucizeler duymaktan ve anlatmaktan zevk alan akılsızlar hakkında yazdı. Erasmus'a göre bir başka dinsel saçmalık ise, insanların bazı duaların ve iyilik yapmanın Araf'taki zamanı azaltacağını düşünmeleriydi. Papazların, cahillikten ve kirlilikten zevk almalarından şikayet ediyor; manastır kurallarının katılığının saçmalığını gösteriyor ve papazların, tanrı buyruklarına uymaktansa, kendi ayinlerini yerine getirmeyi sevdiklerini iddia ediyordu. Erasmus, reformculardan farkını ortaya koyuyordu. Dini uygulamaların şayet gerçekten Tanrısallık ve Mesih'e hizmet uğruna yapılmışsa; iyi olduğunu söylüyor. Onun iddiasına göre, azizlere tapınmanın gerçek yolu, azizlerin erdemlerini uygulamaktı. Tören, dua ve azizler konusunda düşünceleri ise şöyleydi: Tanrı'ya içsel bir yürek değişimiyle tapınılmalıydı. Dua, içten gelen bir yakarıştı; söylenen duaların sayısı ve uzunluğu bir fark yaratmıyordu. Azizlerin kişilikleri örnek alınmalıydı. Putperestlerin ilahlarına yaptıkları gibi armağanlar örnek alınmamalıydı. Bunlara karşı K. Birkett, şunları kaleme alıyor: " Erasmus'un yaptığı eleştirinin doğası ile reformcuların yaptığı arasında köklü farklar vardı. Örneğin Erasmus'a göre, bir aziz lütuf dağıtma gücüne sahipti. Erasmus, bu gücün hırsla kullanılmasıyla alay etti... Ona göre dinin " dışsal " görünüşüne alternatif Protestan ' sadece iman ' inancı değildi ancak ' iman ile iyi işler ' inancıydı. " (2) Kurtuluşun yalnızca iman aracılığıyla olacağına katılmasına rağmen, insanın eylemlerinin bir şekilde katkıda bulunacağı üzerinde duruyordu. 1524'de, erasmus'un yazdığı " Özgür İrade " adlı kitabını okuyan ve rahatsızlığı arttığından bu kiba cevaben yazdığı Luther'in " İradenin Tutsaklığı " kitabının önsözünde şöyle yazıyor: " Bir insan özgürce ve yardım almaksızın, günahlarından kurtulmak için Mesih'e dönebilir mi ? Erasmus buna şöyle cevap veriyor. ' Evet ! ' Luther ise şiddetle bir ' Hayır ! ' " Yani özgür irade için sorun, yüreklerdedir. Yüreklerin değiştirilmesi gerekmektedir. Bu da yeniden doğuşla olur. İstediğimizi seçmekte özgürüz. Ancak Rab, bizim yüreklerimizi değiştirmedikçe veya Yu. 6:44'de yazdığı gibi Baba, bizi kendine çekmedikçe biz Rab'be gelemeyiz. Lakin Rab'be gelenlerin hepsi, özgür iradeleriyle gelmiştir. Fakat bu özgür irade, Hezekiel'de yazdığı gibi Tanrı tarafından değiştirilmiş yeni bir yüreğin özgür iradesidir; tanrı'ya yönelmiş bir yüreğin ifadesidir. İstediğimizi seçmekte özgürüz ve bunun sonuçları, bizi bağlar. Ancak herşeyi isteyebilmekte özgür değiliz. Yüreğimiz, Tanrı'yı hoşnut edebilecek şeyleri isteyebilmekte özgür değiliz. Yüreğimiz, Tanrı'yı hoşnut edebilecek seviyede değil. bu nedenle Mesih, geldi ve Kutsal Yasa'nın yürekleri değiştirmediği tüm insanlığa anlatıldı. K. Birkett'in şu sözleri, Erasmus ve Reformcular arasındaki konumu açıkca ortaya koyuyor: " Aslında kiliseyi olduğu gibi temizleme arzusuyla Erasmus, tam bir reformcuydu. köklü değişiklikler yapıp eski görüşlerini yıkmakla Reformcular gerçekte birer devrimciydi. Erasmus, Protestan değildi, örnek bir Katolikti. Vardığı sonuçlara göre Kiliseyi kuvvetlendirerek daha pak bir kutsallığa kavuşturmak niyetindeydi. Dünyayı yanlış anlayışın bir sonucu olarak Reformcular, ortaçağ kilisesini yanlış dünya anlayışına dayadığı için reddetmek ve yerine yenisini vaaz etmek zorunda kaldılar. Erasmus, bir Reform habercisi değildi, o farklı bir dünyada, reformcuların reddettiği dünyada yaşıyordu. " (3) (1) Reform'un Özü, sf. 74 (2) Ae., sf. 77 (3) Ae., sf. 77-78 Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. ![]() |
|
#3
|
||||
|
||||
|
Doğruları ve yanlışları ile Luther
Anlamamız gereken iki şey vardır: 1- Luther, reformasyonu hem öğreti olarak, hem de Kutsal Kitap olarak yönlendirmiştir. Çünkü bu iki şey, bizim için önemlidir. 2- Ailenin ve evliliğin yüceltilmesi. Eğer Luther'in bu iki önemli reformasyon hareketin başını çektiğini bilmezsek; gerçekte bu kişiyi olduğu gibi algılayamayız. Luther, kişilikli ve cesur bir kişiydi. Yaşamının son 25 yılında, onun başına ödül konmuştu. Luther, bir kenara çekilip reformasyonu planlamamıştı. Luther, Tanrı'nın reformasyonu olduğuna inanıyordu: Reformasyon, aslında tamamen bir rastlantıydı. Ben, bu gibi olaylarda akılsız ve yetersizdim. Hepsine kaza eseri karıştım. Özellikle bunun içerisine girmek istediğimden olmadı. " O, kendini potansiyel bir lider olarak görmüyor. Kendi kurtuluş sorunuyla başı dertteydi. Çok yakın bir arkadaşının ölümünden sonra; o, sonsuzluk hakkında düşünmeye başlıyor. O günlerde, herkesin kabul ettiği görüş şuydu: " Şayet kişi, cennete girmek istiyorsa; kendini bir manastıra kapatıp rahip olmalıdır... " Luther, kurtuluşun dini eylemlerde değil, yanlızca iman aracılığıyla olduğu sonuca vardı. Bilgiyi, doğru öğreti olarak öğretmekten başka bir amaç gütmüyordu. İçinde hissettiği huzursuzluk ve endişe yüzünden Luther, iyi işlerle Tanrı'yı hoşnut edemeyeceğini çok iyi biliyordu. Onun için, Aklanma Öğretisi, ço büyük oranda ilk günahla ilgiliydi. Onun için ilk günah ( Özgün günah ), konusunda iki şey çok önemliydi: a- Adem, meyveyi yemesiyle birlikte hem kendi üzerine, b- Hem de kendisinden sonra doğan bütün insanlık üzerine yasal bir suçluluk getirdi. Bu yasal suçluluğun yanı sıra ahlaki bozukluk da geldi. Aklanma ve kurtuluş, kendi yapmış olduğu şeylerle değil; Tanrı'nın yapmış olduklarıyla ilgili olduğunu anlıyor. Bunun sonucunda " içine konma " kavramını buluyor. Buna göre İsa'nın doğruluğu günahlıya, günahlının günahı ise İsa'ya aktarılıyor. Luther'in kim olduğunu anlamada, bunları bilmek önemlidir. Augustinci kurallara sıkı sıkıya bağlı olan Luther, canı için tövbe etmenin ya da günah çıkartmanın hiçbir aman yeterli olmayacağını anlıyor. Mesih'in, günahkarlara şartsız bağışlanma verdiğini anladı. K. Birkett, şunları söylüyor: " Luther'in, ' Tanrı karşısında kişisel zayıflık ' öğretisi, kilisenin bütün etkinliğine zarar verdi. Luther'i eylemde bulunmaya ikna eden, özellikle kilisenin yetkisinin iğrenç bir şekilde kötüye kullanılması - Endüljans satımı - oldu.... Luther'e göre, Endüljans satmak, yalnızca gücün kötüye kullanılması değildi ama bu aynı zamanda Kutsal Kitap teolojisinin temelini reddetmek anlamına geliyordu. " (1) 1517 yılında, Wittenberg'deki kale kilisesinin kapısına çivilediği 95 mad. lik yazının Almanca'ya çevrilip çoğaltılarak dağıtılmasıyla Luther, bir anda kahraman oluyor. Bu tez, kilisenin öğretisini reddetmiyordu. Bu aşamada onun ilgilendiği şeyin kilisenin öğretisi olmadığı; kişilerin sömürülmesi olduğunu görüyoruz. Bu yüzden asıl ilgilendiği, kilise öğretisinde bir şeyin saptırılmasıydı. 1520'de, " Hristiyan Asaletine İlişkin " adlı kitabında, kilisenin kendini yenileyemeyeceğini; Kutsal Kitap'ı yorumlayacak ve anlayabileceklerin, sadece Papa ve üst mevkidekilerin olmadığını; rahiplerin evlenmemesinin yalnış olduğunu; manastıra kapananların çıkabileceğini aktardı. Aynı yıl, yazdığı küçük kitapçıkta da Papa'nın Mesih karşıtı olduğunu ifade etti; resmi olarak Haziran 1520'de afaroz edildi ( Luther, bu yazıyı Wittenberg'de bütün halkı gözü önünde yaktı. ). Almanya dışında Warburg denilen yerde " Sir George " adıyla inzivaya çekildiğinde; depresyona girdi. Burada, Kutsal Kitap'ı Almancaya çevirdi. yaptığı bu işin sonunda artık kişilerin ellerinde kendilerinin anlayabileceği bir Kutsal Kitapları vardı. Reformasyon hareketinde bu olay, çok önemlidir. Bu noktadan sonra reformasyon hareketi başlamış oldu. Luther'in doğruları yanında bir takım yanlışları da oldu. Bunlardan biri, " köylüler harbi " denilen tarihi savaşta verdiği teşvikler, birçok köylünün katline neden olmuştur. Onun mesajı, kilise yetkililerine karşı bir başkaldırı olsa da; adil olmayan bir düzende acı çeken köylüler, bütün efendiler bağlamında sorunu büyüttüler ve de savaş başladı. Bir diğeri; Protestan prensi koruma bahanesine prensin ikinci eş alması konusunda teşvik etmiş ve ahlaki anlamda da yine yanlış yapmıştır. Hatta bunu kimseye söylememesini istemiştir. Luther'in özellikle Yahudilere karşı tutumu ve hatta Türk milleti için söylediği sözler, en büyük hataları ve günahlarıdır. Tanrı sözünü öne çıkarmaya çalışan birine yakışmamıştır. Güzel düşünceleri, hareketleri yanı sıra günahlı insan karakterini de göstermiştir. Özellikle Yahudilerin Yeni Antlaşma'yı kabul etmemeleri, onu bir anlamda öfkelendirmiş ve onlara karşı cephe almasına neden olmuştur. Kullandığı dilin saldırganlığı ve kabalığı da bazen gerçekten kendisinin hatalar yapmasına neden olmuştur. Hataları, her ne kadar, doğru hareketlerini gölgelese de; Kelama dönüş hareketini ya da Kutsal Kitap'a sadık inanlıların, Kelami yaşamlarını gölgeleyecek değildir. Luther, rahibeliği bırakan Catherine ile evlendi. Sırf sevgi için evlenmemişti. Bu, aslında bir ilke sorunuydu. Bir erkeğin hem evli olup hem de Tanrı'ya hizmet edebilceğini göstermek istiyordu. Birkett'ın sözleri, Luther'in kişiliğine ışık tutmaktadır: Luther'in yazım tarzı, ne yazık ki barış arzu etmesine karşın oldukça kışkırtıcıydı. Gayretli biriydi ve onu ateşleyen tutkuyla yazdı. Yalnız, sürekli şiddet ve saldırgan bir dil kullanması, düzen taraftarı, barışcıl reformcu imajıyla pek uyuşmuyordu. En azından, hiç kimse onun barış arzuladığına inanmadı. Onu intikam arayan, kana susamış bir isyankar olarak görmek çok kolaydı ve bundan dolayı tüm ünü hep lekelenmiş olarak kaldı. Ancak Luther belki de gerçekten ne yaptığının farkındaydı. hristiyanlığı çok zor bir durumda görüyordu. Kilise Luther'in mantıklı protestolarına direndi. Luther, kendi diplomasisinin, bozulmuş bu dini otoritenin gücünü sarsmayacağını anladı. Aynı zamanda iç savaşın çözüm olmadığını biliyordu. Luther, hayatını çok tehlikeli bir ip üzerinde yürüyerek geçirdi. İnsanlar içinde yaşadıkalrı adil olmayan sisteme karşı çıkmaları için uyandırmak gerekiyordu ama Luther'in aynı zamanda bu hevesi yapıcı bir şekilde yönlendirmesi gerekiyordu. Luther'in Almanya'daki bütün bu gerilim, çatışma, kişisel hırs ve uzun süren kin ortamında, öğretilerin yenilendiği bir Protestan kilisesi oluşturabilmesi aslında inanılır gibi değil. " (2) (1) " Reform'un Özü ", sf. 39 (2) age., sf. 43-44 Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. ![]() |
|
#4
|
||||
|
||||
|
Luther'in " haç ilahiyatı "
Mesih'in görevinin odak noktasında, günahımızın sonucunda hakkettiğimiz cezayı kendisinin üstlenmesi ve bize doğrulukta Tanrı'yla barışmayı sunması vardır. Buna sıkça " suçu üstlenme " denir. İnanç devriminden beri İncil'e ait öğretişin ve vaazın merkezi olmuştur (1). Luther, Galatyalılar üzerine yaptığı bir konuşmada; " işlerle kurtulmaya çalışanların kurak topraktan yağmur yapmaya çalışanlara benzediğini oysa yağmurun göklerden verildiğini " söylemektedir. Bu da, lütuf ilahiyatını oldukça net açıklamaktadır. Luther'in ilahiyatının temelini Tanrı'nın lütfu oluşturmaktadır. " Haçtaki aşağılanma ve utanç anlaşılmadıkça Tanrı'nın Mesih İsa'daki lütfunu anlamanın " olanaksız olduğunu söylüyor Luther. Bu nedenle, bu ilahiyata bir anlamda, " haç ilahiyatı " denmektedir. Skolastik ilahiyat, aslında, tanrı2nın muhteşemliğini ve hükümranlığını arayan bir ilahiyattı. Ama ilahiyatın, haç aracılığıyla alçalışta aranmaya başladığını görüyoruz. Luther, İsa'nın Petrus'a söylediklerini anımsatıyordu: " Beni gören Baba'yı görmüş olur. " Yani ilahiyat, göklerden aşağı doğru haç üzerinde inmişti. Luther'in ilahiyat metodu da, temeli lütuf olan bir metotdu. İsa ve haç, bunun merkeinde yer alıyordu. Bumetodu, 119. mezmurdan edinmişti. Bir ilahiyatçı, her an dizleri üzerinde dua eden olmalıdır, diyordu. Ayrıca Kelam'ı tefekkür eden olmalıdır, derken; bunların üzerine de iyi ve doğru bir ilahiyat yapmasının gerektiğini vurguluyordu. Günaha göz yuman bir tanrı olsaydı, İsa'nın ölüme gitmesine gerek kalmazdı. Nitekim kendi görevinin anlamına ilişkin İsa'nın güveni tamdır ( Mar. 8:31; 10:45; 14:24; Yu. 10:11, 12-24 ) ). Baba, Oğul Tanrısallıkta, Oğul da, insanlık da bizimle birdir. Bu yüzden Baba'nın öfkesi altında duran suçumuzu Mesih'in üstlenmesi son derece doğaldır. Bunu başka Kim yapmalıydı ki ? (2) Tanrı'nın suçlu ve çaresiz günahlıları çarmıh aracılığıyla kurtarması olağanüstü bir adalet göstergesidir - Tanrı'nın kurtaran sevgisinin adaleti yerine gelmiştir ( Rom. 3:21-26 ). İsa'nın çarmıhta akıtılan kanı aracılığıyla... Kendisi ile barıştırmaya razı oldu ( Kol. 1:20 ). Mesih'in kendisini sunuşu sayesinde Tanrı'nın öfkesi, lütufa dönüşür. Mesih'in eylemi, tümüyle, lütuftur. İsa, bizim için gidemeyeceğimiz yere gitti, yapamayacağımız bir şeyi yaptı. İnsanlar, İsa'da olan kurtuluşla, Tanrı'nın lütfuyla karşılıksız olarak aklanırlar ( Rom. 3:24 ). Tanrı, insanları rastgele bir güç gösterisiyle kurtaramaz, kurtuluş için bir bedel ödenmeliydi. Bu da, Tanrı - insan olan Mesih'in yaşamını sunmasıyla gerçekleşti (3). Luther'in yazılarında en çok kullandığı Kutsal Kitap ayetinin, İsa'nın çarmıhtaki: " Tanrım, tanrım, beni niçin bıraktın ! " ( Mat. 27:46 ) haykırış olduğunu görüyoruz. İsa, çarmıhta acı sözlerini söylediği zaman, orada bizim yerimize asılıydı. Bedeninde, bizim günahlarımızın cezasını ve suçluluğunu, Tanrı'nın öfkesini ve insanların acılarını, vicdanında da Tanrı'nın kendini terk etmiş olmasının korkusunu yaşadı. Bunların hepsi, bizim için oldu. Bunun anlamı şudur: En derin umutsuzluk ve en büyük acı içinde olduğumuz zaman bile tek başımıza bırakılmış değiliz, acı çeken Kurtarıcımız yanımızdadır. Kurtarıcımızın, bizim için yaptıklarını Luther'den sonra kimse bu denli derin anlamda anlamamıştır. Tanrı'nın doğruluğu, Luther için " sert ve acı bir sözcüktü ". tanrı'nın doğruluğu, herşeyi noksansız istiyordu. tanrı'nın doğruluğu, iyi işler gerektirmeden, iman sayesinde insana verdiği şey olduğunu anlamıştı Luther. Tanrı önünde, kendi önünde yaptıklarına değil; tamamıyla lütuftan verilen, İsa'ya olan iman aracılığıyla alınan " armağan olan doğruluğuna " ( Rom. 4:5 ) güveniyordu. Tanrı'nın doğruluğu, Mesih İsa'da gösterdiği sevgidir. Çarmıh, Tanrı'nın sevgisini, insanın da ahlak bozukluğunu gösterir. Oradan geçenler, koyunları için ölmekte olan Çoban'la eğlenmek için duruyorlardı... İnsanların elinden çektiği acılar ve hakaretler, şimdi çarmıhta yüz yüze kaldığı durumla kıyaslandığında küçük kalır (4). İsa, sonsuz lütuf ve sevgi içerisinde çarmıh üzerinde şöyle haykırdı: " Baba, onları bağışla ! Çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar. " (5). Bu olay ( Haçtaki durum ), " ölülerin beklediği ' araf ' diye bilinen bir yerin olmadığını da göstermektedir. Tövbe eden bir haydut, günah ve utanç dolu bir yaşamdan bir anda bereket ve kutluluk dolu bir yaşama geçmişti." (6) (1) Bruce MILNE, " tanrı Öğretisi ", sf. 163 (2) a.g.e., sf. 164 (3) a.g.e., sf. 168 (4) William MacDonald, " Kutsal Kitap Yorumu ", sf. 173 (5) a.g.e., sf. 412 (6) C. R. ERDMAN, " Luke ", sf. 118 Rabbin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. |
|
#5
|
||||
|
||||
|
Tanrı Kelam'ının netliği ve açıklığı: Ulrich Zwingli'nin yaşamı ve ilahiyatı
U. Zwingli, reform önderlerindendir. Zwingli döneminde, İsviçre 13 kantona ayrılmış ve teknik olarak Roma'ya bağlı olsa da; uygulamada bağımsızdılar. Luther, vaaz vermeyi önemserken; o, vaazla birlikte sosyal reformun da önemini vurguluyordu. Luther ile ayrı görüşlere sahip olsa da, Luther'in etkisini görmek olasıdır. O, Luther gibi bir köylüydü. Luther gibi derin bir eğitim aldı. " Hristiyan hümanistliği " bir şeyle karşılaşıyor. Genel anlamda, Erasmus ve Hristiyan hümanistler, iki anlamda kendilerini gösterirler. Erasmus, her ne kadar hümanist olsa da; kilisenin ahlakiaçıdan bozulmuş olduğunu ileri sürdü. Bu bozulmuşluğu düzeltmenin yolunun da, Kutsal Yazılar'a geri dönmek olduğunu vurgulamıştı. Bu nedenle Erasmus, Katolik kilisesinin ne kadar sapmış olduğunu gördüğü için bu konu hakkında çok eleştiriciydi. Tek düzelme yolunun da, Kutsal Kitap'a dönmek yoluyla olduğuna inanıyordu. İşte Zwingli, Viyana'dayken, Hristiyan hümanistliği görüşüne yani Katolik kilisesi hakkında çok eleştirici olurken; çözüm olarak Kutsal Kitap'a dönüşün savunulduğu görüşle karşılaşıyor. Zwingli'nin 67 maddelik hazırladığı tezi, Luther'in tezinden daha gelişmiş bir anlayışa sahipti. Luther, enduljanslara saldırırken; o, İncil'i vaaz ediyordu. Zürih'in kendi yollarını tayin etmelerinin, Roma'yı çileden çıkardığını görüyoruz. Luther, Kutsal Kitap'ın lanetlemediği her şeyi yapmaktan çekinmiyordu. Zwingli ise, sadece Kutsal Kitap'da söyleneni yapıyordu. Zwingli'nin yaklaşımı, şuydu: Yalnız İsa, iman, lütuf ve Kutsal Yazılar'ın kavramı. Sofra konusunda, Luther ile ayrı görüşleri paylaşıyordu: " Ekmeğin ve şarabın normal ekmekten ve şaraptan farklı olmadığını söyleyen Zwingli idi. Ekmek ve şarap Hristiyanlara Mesih'in ölümünü hatırlatır ve Mesih'in vaatlerine karşı iman uyandırır. " (1). O, Sola Scriptura kavramını her yere uyguluyordu. Bir savaşta da öldürülüyor. 1530'a kadar tek hareket olan Protestan hareketi, Luteryanlar ve Reform kilisesi diye ikiye ayrılıyor. Onun düşüncesi ve yorumlarında; tanrı inancı ve de müjdesi, her alandadır. Ama o, her şeyin Mesih'in yüceliğine çevrilmesi gerektiğine inanmış bir kişidir. Zwingli'nin yaşamı hakkında fazla bir ayrıntı yoktur. Ama önemli bir nokta var: Çocukken vaftiz olmuş olanların yeniden vaftiz edilmesine karşı çıkmıştı. Devlet gücünü kullanmada; Katolikler, Lutherenler ve Calvinistlerle radikaller arasında fark vardı. (1) K. BIRKETT, " Reform'un Özü ", sf. 36 Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. ![]() |
![]() |
| Bu Yazıyı Diğer Sitelerde Paylaş |
| Seçenekler | |
|