|
|
|
#1
|
||||
|
||||
|
( I )
Yine önemli konular hakkında konuşacağız. Bugün bakacağımız ayetlerde İsa,-birbirleriyle bağlantılı olan - yargılamak, düzeltmek ve ayırt etmek konusuna değiniyor. İlk konumuz, yargılamadır. Bu konu, gerçekten çok önemli bir konu. Çünkü kiliselerimize baktığımız zaman; ilişkiler arasında ortaya çıkan sorunların birçoğunun kaynağında acımasız yargılar ve eleştiriler yer almaktadır. İlişkilerin iyi ve sağlam olması açısından bu konu önemli olduğundan; İsa, öğrencilerine Dağdaki Vaaz'ın sonlarına doğru bu konudan bahsetmeye başladı. Neden İsa, bu konuyu sonlara bıraktı, hiç düşündünüz mü ? Bakalım İsa, daha önce nelerden bahsetti ? İnsanlarla olan ilişkilerimiz konusunda: Öfekemize hakim olmaktan, zinadan, boşanmadan, sözlerimizde güvenilir olmaktan, öç almamaktan, düşmanlarımızı sevmekten bahsetti. Tanrı ile olan ilişkilerimiz konusunda: Sadaka vermek, dua etmek ve oruç tutmak gibi konulara değinerek; dünya ile olan ilişkimizde de para sevgisinden uzak olarak, yeryüzünde değil, göklerde hazine biriktirme ve Tanrı'ya güvenerek gelecek konusunda kaygılanmama konusunda konuştu. Bunlar, bir imanlı olarak yaşamımızda gördüğümüz şeyler ise, ne mutlu size bu güzel bir şey. Ama bunların yanında unutmamamız gerken bir şey daha var ki; o da lütuftur. Anımsarsınız İsa, ilk olarak bundan bahsetmişti. Çünkü bütün bu şeylerin yanında Tanrı'nın lütfunu bir kenara bırakırsak; bu öğretileri yaşamımızda bir yasa gibi görerek uygulamaya başlarsak; Ferisiler gibi yasacı bir kişi olabilir ve kendi doğruluğumuza güvenebiliriz. İşte bu, yaşamımızda olmaya başladığında da; başkalarını yagılamak gibi günaha düşmek kolay olmaktadır. Bu nedenle İsa, bütün bu öğretilerin ardından bizi bu günahtan uzak tutmak için bir buyruk veriyor: " Başkalarını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız " diye. Hepimiz, bazen bilerek, bazen de bilmeden yaşamlarımızda sık sık bu buyruğa karşı gelerek başkalarını yargılayabiliyoruz. Bu yüzden her birimizin bu knuda dikkat etmesi gereklidir. Yargılamak ne demektir ? TDK'nun tanımlamasına göre: "Herhangibir kimse, şey, konu vb. le ilgili olumlu veya olumsuz görüş belirtmek. Birbirine karşı olan iki tarafı dinleyerek bir yargıya varma, muhakeme." demektir. Bu tanıma göre yargıladığımız kişi hakkında karar vermiş oluyoruz. Peki ayetlere göre yargılamak, ne anlama gelmektedir ? Aslında olumsuz bir anlam taşımaktadır. Bu yüzden İsa, başkalarını yargılamamamız gerektiğini söylüyor. Aslında İsa'nın demek istediği,yargılamanın tanımı sevgiden, lütuftan yoksun merhamet göstermeden, kendini kardeşinden üstün ve dindar görerek, yargılanan kişinin yaptığı eylemin nedenini ve amacını tam olarak bilmeden yapılan yargılamadan bahsediyor. Bu olumsuz ve günah içeren bir yargılamadır. Böyle bir yargılamadan hepimiz, uzak kalmalıyız. Hiç yargılamayacak mıyız ? Her şeyi görmemezlikten gelelim ve yargılamayalım demek değildir. Çünkü Kutsal Kitap'a baktığımızda; Tanrı'nın bazı konularda, kiliseye yargılama yetkisi de verdiğini görmekteyiz. Örneğin inanlılar arasında, birbirine karşı davaları olursa, bu davalar kilise önünde halledilmelidir ( 1. Kor. 6:1-8 ). Kilise içinde ciddi bir günah işleyen kardeşi - yine düzeni sağlama ve günahından dönme konusunda - uyarılması gerektiği; dinlemezse yargılanması gerektiği gösterilmektedir ( Mat. 18:17, 1. Kor. 5:11 : " Ama şimdi size şunu yazıyorum: Kardeş diye bilinirken fuhuş yapan, açgözlü, putperest, sövücü, ayyaş ya da soyguncu olanla arkadaşlık etmeyin, böyle biriyle yemek bile yemeyin. İnanlılar topluluğunun dışındakileri yargılamaya benim ne hakkım var ? Sizin de yargılamanız gereken kişiler topluluğun içindekiler değil mi ? Topluluğun dışında kalanları Tanrı yargılar. ' Kötü adamı aranızdan kovun ! ' " ) Kilisede görev yapan vaizlerin, çobanların ve hizmetkarların öğretilerinin ve hizmetlerinin tanrı sözü ile yargılanması gerektiği öğretilmektedir ( 1. Kor. 14:29, 1. Yu. 4:1, 1. Ti 3:1-13 ). Ama bu yargılar doğru bir şekilde, Tanrı sözüne uygun bir şekilde yapılmalıdır. Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. |
|
#2
|
||||
|
||||
|
( II ) Neden yargılamamalıyız ?
1- Kendi kendimizi mahkum ediyoruz: İsa, bunun nedenini desteklemek için de şöyle söylüyor: " Çünkü nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız. " " Bu dünya, etme bulna dünyası. " derler ya birinci neden budur. İsa, bu ayette, doğru olmayan yargılamanın aynı şekilde ödeneceği konusunda uyarı veriyor. Bu, bir nevi ektiğimizi biçmek gibi bir şey olacaktır. Rom. 2:1'de Pavlus, şöyle diyor: " Bu nedenle sen, ey başkasını yargılayan insan, kim olursan ol, özrün yoktur. Başkasını yargıladığın konuda kendini mahkum ediyorsun. Çünkü ey yargılayan sen, aynı şeyleri yapıyorsun. " Bazen birçoğumuz, başkalarını yargıladığımız konularda ya önceden ya da daha sonraları aynı durumlara düşebiliyoruz. Çünkü zyıf insanlarız. Bazen yaşamlarımızda, aynı şeylerle karşılaşabiliyoruz. O zaman aynı yargıya kendimiz düşmüş oluyoruz. Pavlus, günah konusunda, düşmeyeceğim diyen ayağını yere sıkı bassın, diyor. Düştüğümüz anda, başkalarını yargıladığımız ya da verdiğimiz ölçek gibi bir karşılık bizi beklemektedir. 2- İkiyüzlü olmamak için: İsa, burada; " Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürüsün de kendi gözündeki merteği fark etmezsin ? Kendi gözünde mertek varken kardeşine nasıl, ' İzin ver, gözündeki çöpü çıkarayım ' dersin? Seni ikiyüzlü ! " diyor. Hiçbirimiz, dört dörtlük değiliz. Değil mi ? her birimizin yaşamında, Tanrı'yı hoşnut etmeyen ve bizi kurtulmak için uğraştıran günahlar var. Aramızda, " Benim yaşantımda, her şey tam Tanrı'nın istediği gibi, hiç günah işlemiyorum, ben % 100 kutsal bir kişiyim. " diyen var mı ? Yok değil mi ? Neden ? Çünkü hepimiz, günah işliyoruz ve bu günahları işlediğimiz an, bir kardeşimizin bize gelip de; bizi acımasız bir şekilde eleştirmesi ve yargılaması, hiçbirimizin hoşuna gitmez değil mi ? Aynı şekilde sen, gözünde mertek varken, yani yaşamında günah varken, gidip de kardeşinin gözündeki çüpü yani onun günahını çıkaramazsın. Bunu yaptığın zaman, ikiyüzlülük yapmış oluyorsun. Çünkü kendi hayatındaki, günahları görmezlikten gelerek kardeşinin hayatındaki günaha odaklanıyorsun. Aslında insan olarak hepimiz, bu konuda çok ustayız. Başkalarının kusurlarını kendi kusurlarımızdan daha iyi görürüz. Bu yüzden kendi yaşamımızda da günah oldundan; Tanrı, bize yargılama hakkı vermemektedir. 3- Yargılayacak olan Tanrı olduğu için: Hepimizin hesap vereceği bir yargıç varsa o da, Tanrı'nın ta kendisidir. Bizi de kardeşimizi de yargılayacak O'dur. Bu yüzden bizler, yargılama hakkına sahip değiliz. Bazen haddimizi bilmiyoruz ve birçok konularda yargı vermeye kalkıyoruz.Bu ne biçim Hristiyan, böyle Hristiyan olmaz. A bak gördün mü ne yaptı ? Kesinlikle bu inanlı olamaz. Artık senin kurtulman imkansız. Cehenneme gideceksin. tanrı, bu yaptığın şeyden dolayı seni cezalandıracak. vb. sözlerle kendimizi tanrı yerine koymuş oluyoruz. Oysa ki Romalılar bölümünde, Pavlus, şöyle diyor: Rom. 14:4, 10-13: " Sen kimsin ki, başkasının kulunu yargılıyorsun ? Kulu haklı çıkaran da haksız çıkaran da efendisidir. kul haklı çıkacaktır. Çünkü Rab'bin onu haklı çıkarmaya gücü vardır. Sen neden kardeşini yargılıyorsun ? Ya sen, kardeşini neden küçümsüyorsun ? Tanrı'nın yargı kürsüsü önüne hepimiz çıkacağız. Yazılmış olduğu gibi: " Rab şöyle diyor: ' Varlığın hakkı için her diz önümde çökecek, her dil Tanrı olduğumu açıkca söyleyecek' " Böylece her birimiz, kendi adına tanrı'ya hesap verecektir. Onun için, artık birbirimizi yargılamayalım. Bunun yerine, hiçbir kardeşin yoluna sürçme ya da tökezleme taşı koymamaya kararlı olun. " Pavlus, bu ayetlerde haddimizi, sınırlarımızı söylüyor. Bu sınırlar içerisinde kardeşimizi yargılamak bizim değil, Tanrı'nın görevidir. Çünkü O, her şeyi biliyor. Amaçları, düşünceleri ve yüreği ve de yargılarkende; buna göre yargılamaktadır. Kardeşimizi yargıladığımızda, kendimizi tanrı yerine koymuş olmaktayız ki; Tanrı, bile böyle yapmıyor. isa'nın önüne zina eden kadın getirdiklerinde onu taşlayarak yargılamak istediler. İsa, onlara aranızda günahsız olan ilk taşı atsın dediği zaman; hiç kimse, onu yargılayamadı. Orada taş atma yetkisine sahip olan sadece İsa idi. Ama O, ne yaptı ? Kadına dönerek şöyle dedi: Yu. 8:10; " İsa doğrulup ona, ' Kadın nerede onlar ? hiçbiri seni yargılamadı mı ' diye sordu. Kadın, ' Hiçbiri Efendim ' dedi. İsa, ' Ben de seni yargılamıyorum ' dedi. ' Git artık bundan sonra günah işleme ! ' " Yu. 8:15, 16; " Siz insan gözüyle yargılıyorsunuz. ben kimseyi yargılamam. Yargılasam bile benim yargım doğrudur. Çünkü ben yalnız değilim, ben ve beni gönderen Baba, birlikte yargılıyoruz. " tanrı bile bir günahkara böyle davranırsa; biz, kimiz ki, o kişiye taş atalım ve onu yargılayalım. Hata yapana göz yumalım ve bana ne mi diyelim ? O halde ne yapmamız gerekiyor ? Hata işleyen kardeşleri gördüğümüz zaman ya da günah işlemeye devam edenleri gördüğümüz zaman bunları görmezlikten mi gelmeliyiz ? Bu konuda bize düşen bir şey yok mu ? Tabi ki var. Dikkat ederseniz; İsa, devam eden ayetlerde düzeltme konusuna değinmektedir. İsa, bizden kardeşimizi yargılamadan ve onun yaptıklarını görmezlikten gelmeden düzeltme amaçlı ona yaklaşmamızı söyler. Zor olan şey, işte budur. Eleştirmek, yargılamak kolaydır. Biz d kolay olanı yapıyoruz. Kenarda bekleyerek bir kişiyi yaptıklarına göre yargılamak, eleştirmek çok kolaydır. Zaten kiliselerimizde, bu tip kişileri sık sık görmekteyiz. Ama iş, düzeltme konusuna gelince; hiç kimse, bir şey yapmak istemez. Bununla ilgili bir hikaye duymuştum: Güzel Sanatlar resim bölümünde, mezun olmadan önce öğretmen, sevdiği öğrencisine bir ders vermek istiyor. Ondan dönem ödevi olarak yapabileceği en iyi resmi yapmasını istiyor. Aradan üç gün geçtikten sonra, elinde yaptığı resimle öğrencisi öğretmenin yanına geliyor. Öğretmen, resme baktıktan sonra ondan resmi okulun panosuna asmasını ve altına eğer bu resimde yalnış olan yerleri görüyorsanız, lütfen aşağıdaki siyah kalemle karalayın diye bir yazı yazmasını istiyor.Çocuk, gidip denileni yapıyor.Ertesi gün resmi alarak; üzgün bir şekilde öğretmeninin yanına geliyor. Resimde, nerdeyse karalanmadık bir yer kalmamış. Öğretmen,ondan aynı resmi bir daha yapmasını istiyor.3 gün sonra başka bir resimle öğretmeninin yanına geliyor. Öğretmen, ondan daha önce yaptığını yapmasını istiyor. Ama bu sefer, eğer bu resimde yalnış olan yerleri görüyorsanız siz düzeltin diye bir yazı yazmasını istiyor. Ertesi gübü öğrenci sevinerek; öğretmeninin yanına geliyor. Çünkü resime kimse dokunmamıştır. Öğretmen, bunu görünce, çocuğa dönerek şöyle diyor: Bak oğlum. Hayat boyunca bunu yaşayacaksın. Ama şunu bilmen gereklidir; " İnsanlar, eleştirmeye ve yargılamaya geldiğinde çok şeyler söylerler. Ama düzeltmeye ve daha iyisini yapmaya geldiğinde; hiçbir şey yapmazlar. " Aynı şekilde bazen kilisede ya da kardeşlerin yaşamındaki kusurları, günahları görmek ve eleştirmek çok kolay ama düzeltmeye gelince o kadar kolay olmadığı için birçok insan, bunu yapmak istemez ya da yaptığı zamnda hikmetsizce yaparak daha fazla zarar verir. Kutsal Kitap'taki ayetlere baktığımızda; düzeltme konusunda bize birçok sorumluluklar düştüğünü ve bunları yaparken, nelere dikkat etmemiz gerektiği bize öğretilmektedir. Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. |
|
#3
|
||||
|
||||
|
( III )
Kardeşimize nasıl yaklaşmalıyız ? 1- Kendi gözümüdeki merteği çıkarmalıyız: İsa, yapmamız gereken ilk şeyin bu olduğunu bize öğretmektedir.Kardeşlerimizden önce kendi hayatımıza odaklanmalı ve bizde yalnış olan şeyleri düzeltmeye çaışmalıyız. Eğer bizler, günah içşnde yaşıyor ve bu günahları yaşamımızdan çıkarıp atmak için bir şeyler yapmıyorsak kardeşimize nasıl yardumcı olabiliriz ? 2- Onu anlamaya çalışmalıyız: Aslında - çoğu zaman - yargılama günahına bunu yapmadığımızdan dolayı düşmekteyiz. Eğer Tanrı'yı seven biriysek; çoğu zaman günaha düştüğümüzde pişmanlık duymakta ve kendimizi kötü hissetmekteyiz. Aslında yapmak istemiyoruz, düzeltmek istiyoruz ama bazen bunu başarmak o kadar da kolay olmuyor. Bir anlık bir ayartı, dikkatsizlik ya da düşüncesizlik yüzünden kendimizi günah içinde bulabiliyoruz ve sonucunda kendimizi düşüncesizlik yüzünden günah içinde buluyoruz.Sonucunda kendimizi kirli, suçlu ve değersiz hissediyoruz. Aynı şekilde bu durum diğer kardeşler içinde geçerlidir. Böyle bir duruma düştüğümüzde; bir kardeşimiz bize gelip de bizi yargılamaya ve acımasız bir şekilde eleştirmeye başladığında yaralanıyor ve daha çok üzülmeye başlıyoruz. Değil mi ? Aynı şekilde belki yargıladığımız kardeş de, böyle bir durumda olabilir. Yapmak istememiştir ya da bir anlık dikkatsizlik veya düşüncesizlik yüzünden şeytanın ayartısına düşmüş olabilir. Böyle bir durumda biz, ona yargılayarak yaklaşırsak aynı şeyleri o da hissedecektir. Bu yüzden kardeşi düzeltmek ve kendimiz yargılama günahından korumak için yapmamız gereken en önemli şeylerden birisi gidip kardeşimizle konuşmak ve böyle bir şeyi, davranışı ve günahı neden işlediğini öğrenmektir. Bazen olaylar, hiç de göründüğü gibi olmayabilir. Ayetlerde İsa'nın dediği gibi " daha iyi görmek " için gerçeğin ne olduğunu anlamalıyız, yoksa yargıya düşebiliriz. Kadın, havaalanında dükkanlardan birinden bir paket kurabiye ve bir kitap alıp kendisine oturacak bir masa buldu. Kendisini yeni aldığı kitabına epeyce kaptırmıştı. Ama bir süre sonra yanında oturan adamın cüretkar biçimde aralarında duran kurabiye paketinden birer birer kurabiye aldığını gördü. kadın, " Sabır... " diye mırıldandı ve kitabını okumaya çalıştı. Adamın rahat ve umursamaz tavrı, onu öyle şaşırtmış ve sinirlendirmişti ki, artık kendisini kitaba veremiyordu. " Kibar olmasaydım, morartırdım şu adamın gözlerini ! " Kurabiye paketine her uzanışında adam da uzatıyordu elini. Sonunda tek bir kurabiye kalınca, adam son kurabiyeye uzanıp ikiye böldü, yarısını ağzına attı diğer yarısını da kadına uzattı. Kadın, iyice sinirlenmişti. Kapar gibi aldı kurabiyeyi adamın elinden. " Aman Tanrım, ne cüretkar ve ne kaba bir adam. Yemek için izin istemediği gibi, yedikten sonra da bir teşekkür dahi etmiyor! " Uçağın kalkacağı anons edilince, kadın eşyalarını toplayıp çıkış kapısına doğru yürüdü. Dönüp bir kez daha bakmak istemiyordu kurabiye hırsızına. Uçağa biner binmez, keyfi kaçtığından okumaktan vazgeçtiği kitabına geri dönmek istedi yeniden. Çantasını açar açmaz, gözlerine inanamadı. Bir paket kurabiye, öylece çantasında duruyordu. " Bunlar, benim kurabiyelerimse eğer; ötekiler de onundu ve benimle paylaştı her bir kurabiyesini !... " Özür dilemek için çok geç kaldığını anladı, üzüldü. Ama çaresizdi. Kaba ve cüretkar olan " Kurabiye hırsızı " kendisiydi. Yu. 7:24: Dış görünüşe göre yargılamayın, yargınız adil olsun. Yu. 7:50, 51: İçlerinden biri, daha önce İsa'ya gelen Nikodim, onlara şöle dedi: " Yasamıza göre, bir adamı dinlemeden, ne yaptığını öğrenmeden onu yargılamak doğru mu ? " Konuşmadan, karşımızdakini dinlemeden yalnış kararlar ya da yargılarda bulunabiliriz. Bazen yapılan şey, bizim gördüğümüz gibi günah ya da yalnış olmayabilir. Eğer günahsa ya da kardeşimiz, bir hata yaptıysa; yapmamız gereken şey ne ? 3- Yumuşak huylu, şefkatli ve sabırlı bir şekilde yaklaşmalıyız. Amacımız, onu yok etmek ya da cezalandırmak değil, kurtarmak ve düzeltmektir. Yargılayıcı bir şekilde kişiye yaklaştığımızda; söylediğimiz şey doğru olsa bile ya da o kardeş gerçekten günah içinde olsa bile bizi dinlemeyecek ve bize karşı duvar örecektir. Ya da utanacak, küçük düşmüş olacak, yaralanacak ve bir daha bizimle görüşüp kiliseye gelmeyecektir. İbraniler 12:15'te şöyle diyor: Dikkat edin ki, kimse tanrı'nın lütfundan yoksun kalmasın. İçinizde, sizi rahatsız edecek ve birçoklarını zehirleyecek acı bir kök filizlenmesin. Bu yüzden anlayışlı, sabırlı, şefkatli ve yumuşak huylu bir şekilde yaklaşmak önemlidir. Yargılayarak yaklaştığımızda; karşımızdaki kişiye yalnış bir mesaj vermiş oluruz." Bak ben, senden iyiyim, ben daha dindarım, sen zavallı günahkar birisin. Değişmen lazım. Bu yüzden sana geldim. Çünkü ben, senden üstünüm " diye bir mesaj vermiş oluruz. Bu tutum, Kutsal Kitap'a tamamen ters düşmektedir. Çünkü İncil'de, bize böyle kişilere yaklaşmak için şunlar söylenmektedir: Yakup 5:19-20: Kardeşlerim, içinizden biri gerçeğin yolundan saparsa ve biri onu yine gerçeğe döndürürse, bilsin ki, günahkarı sapık yolundan döndüren, ölümden bir can kurtarmış ve bir sürü günahı örtmüş olur. Galatyalılar 6:1 : Kardeşler, eğer biri suç işlerken yakalanırsa, Ruh'a uyan sizler, böyle birini yumuşak ruhla yola getirin. Siz de ayartılmamak için kendinizi kollayın. 4- Ayırt etmeyi öğrenmeliyiz. Gerek imanlı olarak bilinen gerekse imanlı olmayan kişiler, bütün uyarı ve Rab'bin sözüne göre atılmış adımlara rağmen yine de yaptıklarından vazgeçmiyorlarsa, kendi kafalarının estiğine gidiyorlarsa ve sizin anlayışınızı, hoşgörünüzü, şefkatinizi dikkate almıyorsa; İsa, onlarla uğraşmamamız gerektiğini ifade eden bir benzetme kullanmaktadır: " Kutsal olanı köpeklere vermeyin. İncilerinizi domuzların önüne atmayın. Yoksa bunları ayaklarıyla çiğnedikten sonra dönüp sizi parçalayabilirler. " Eğer bu kişiler, bizim bütün çabalarımıza ve sabrımıza rağmen bizimle alay eden, aşağılayan, köpek gibi bize zarar vermek isteyen ve domuzlar gibi kendi pislikleri içinde yaşamayı seçen kişiler ise İsa, incilerinizi ve sizin için kutsal olan şeyleri, onların önüne atmayın diyor. Nedir bu kutsal olan şeyler ? Biz, kutsalız ve bize ait olan her şey de, kutsaldır. Zamanımız, enerjimiz, duygularımız, paramız ve inandığımız değerler. Eğer insanlar, bunları kullanmak isteyen, fırsatçı kişilerse; İsa, şunu diyor: O zaman bu kişlerle bu değerleri ve kutsal şeyleri paylaşmayın. Bu kişileri ayırt etmeyi öğrenmeliyiz. Bazen bu, o kadar da kolay olmuyor.. Bunun için hikmete, Tanrı yönlendirmesine ve zamana gereksinim vardır. ( Pastör Orhan ANT ) Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. |
|
#4
|
||||
|
||||
|
Dilin Günahları ( yakup 3:1-12 )
1- Yalan söylemek Sözcük anlamı, gerçek olmayanı başkalarına aktarmak, başkalarını kandırmak için, başkalarını zor duruma sokmak için gerçek dışı sözler söylemektir. Kutsal Kitap'a da baktığımız zaman yalan, Tanrı'nın en çok nefret ettiği şeylerden biridir. Bu yüzden de, on emrin içerisinde yer almaktadır. Tanrı, neden yalandan nefret eder ? Çünkü kendisi gerçektir de ondan. Kendisi gerçek olduğu için de; kendisine inananların da gerçekte yaşamalarını ister. Kutsal Kitap, Tanrı'yı bize gerçek olarak tanıtırken; aynı zamanda şeytanı da yalancı olarak tanıtıyor. Ayet diyor ki: Yuhanna 8:44; " Siz babanız iblistensiniz ve babanızın arzularını yerine getirmek istiyorsunuz. O başlangıçtan beri katildi. Gerçeğe bağlı kalmadı. Çünkü onda gerçek yoktur. Yalan söylemesi doğaldır, çünkü o yalancıdır ve yalanın babasıdır. " Kutsal Kitap, şeytanı yalanın kaynağı olarak gösteriyor. Tanrı'yı ise gerçeğin ve doğruluğun kaynağı olarak gösteriyor. Bu demek oluyor ki bizler gerçekleri ifade ettiğimiz zaman Tanrı'ya kulluk etmiş oluyoruz. Yalan söylediğimiz zaman ise şeytana ve Kutsal Kitap, bu konuda çok ciddi şeyler söylüyor. İki efendiye kulluk edilmeyeceğinden bahsediyor. Bazen yaşamlarımızda buna pek dikkat etmiyoruz. oysa bu konuda çok dikkatli olmalıyız. Çünkü birine karşı yalan söylediğimiz zaman; aslında o yalanı Tanrı'ya söylemiş oluyoruz. Elçilerin İşleri'nde bunun örneğini görebiliriz: Elç. İŞ. 5:3-4. kutsal Kitap'da Tanrı'nın yalana ne denli tahammülsüz olduğunu görmemiz mümkündür. Hananya ve Safira'nın yalanları, aldatıcılıkları nedeni ile Tanrı'nın yargısı ile karşı karşıya geldiler. Tanrı'yı hoşnut etmek isteyen her Mesih inanlısı, daima kendisini her türlü yalandan uzak tutmalıdır. Bazı insanlar, küçük yalanlardan zarar gelmez şeklindeki ifadelerinin arkasına saklanarak kendilerini aldatmaya çalışırlar. Hatta bu küçük denilen yalanlara beyaz yalanlar ismini takmaktalar. Oysa yalan adeta küçük bir ip gibidir. Bir ip insanı asmaz, öldürmez ama bir ip bir ip daha derken; ip oldukça kalınlaşır ve insanı gerçekten boğabilecek hale gelir. Bu nedenle yalanın büyüğü küçüğü yoktur. Bunoktada Mesih'in bize öğrettiği gibi; evetimiz evet, hayırımız hayır olmalıdır. Ancak böylesine dürüst bir tanıklık, Mesih'i tanıtacaktır. 2- Eleştiri ve yargılamak: Eleştiri, aslında toplulukların bir kanseridir diyebiliriz. Birçok insan, bu hastalığa yakalanmış durumdadır. Sürekli olarak kendi değer yargılarına göre başkalarını yargılar ve eleştirir dururlar. İncil, bu konuda diyor ki: " Başkalarını yargılamayın ki siz de yargılanmayasınız. Çünkü nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. hangi ölçekte verirseniz aynı ölçekte alacaksınız. " Tabi ki bizler, birbirimiz eleştirmeliyiz. Ama eleştirilerimiz, her zaman ilk olarak Kutsal Kitap'a göre olmalı, sonra da merhametli ve yapıcı yönde olmalıdır. Eleştirilerimizde, merhameti unutursak ve katı bir şekilde insanları eleştirirsek; o zaman eleştirilerimiz, yapıcı değil, yıkıcı olacaktır. Çünkü Kutsal Kitap'da Tanrı'nın kullandığı metot, budur. Kiliselere yazılan mektuplara baktığımızda; Tanrı, onları eleştiririken daima merhametli yaklaşıyor. ......... Einstein'in sözü: " İnsanların önyargılarını yıkmak, atomu parçalamaktan daha zordur. " Yuhanna 7:24- " Dış görünüşe göre yargılamayın yargınız adil olsun. " Yakup 4:11-12- Kardeşlerim birbirinizi yermeyin. Kardeşini yeren ya da yargılayan kişi, yasayı yermiş ya da yargılamış olur. Yasayı yargılarsan, Tanrı'nın uygulayıcısı değil, yargılayıcısı olursun. Oysa tek yasa koyucu, tek yargıç vardır, kurtarmaya da mahvetmeye de gücü yeten O'dur. Ya komşunu yargılayan sen kim oluyorsun ? ( Pastör Ramazan ARKAN ) Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız. |
![]() |
| Bu Yazıyı Diğer Sitelerde Paylaş |
| Seçenekler | |
|